GAZETE SOKAK – Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması talebiyle süren açlık grevlerine ilişkin konuşan İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri, “Hükümet yapması gerekeni yapsın, hukuku eşit uygulasın ve açlık grevlerinin bitmesini sağlasın. Hükümet tutukluların taleplerinin kabul edilmesi noktasında adım atsın” dedi.

PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması talebiyle 8 Kasım 2018 tarihinde açlık grevine giren Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eş Başkanı ve Halkların Demokratik Partisi (HDP) Hakkari Milletvekili Leyla Güven’in, ardından tüm cezaevlerine yayılan açlık grevleri devam ediyor. İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri, Öcalan üzerindeki tecrit ve tecridin kaldırılması talebiyle devam eden açlık grevlerine ilişkin konuştu.

Tecridin biran önce son bulması gerektiğinin altını çizen Yoleri, “İmralı tecridi ve bugün onu konuşuyor olmamız aslında tecridin ayrımcılık uygulanarak daha ağır bir uygulamasının İmralı’da oluyor olmasıyla ilişkilidir. İmralı’daki tecrit uygulaması mutlak bir tecrit uygulamasıdır. Diğer hapishanelerde uygulanan tecrit uygulamasında en azından avukat, aile görüşü ve iletişim olanakları açsından bazı olanaklar varken bu İmralı Hapishanesi söz konusu olduğunda tamamen ortadan kaldırılmış oluyor. Dolayısıyla da mutlak bir tecrit uygulamasıyla karşı karşıya kalıyor” diye belirtti.

‘10’UNCU MADDE İHLAL EDİLİYOR’

Tecridin insan onuruna aykırı bir uygulama olduğu ve bir işkence yöntemi olduğunun uzun uzun yıllardır dile getirildiğini vurgulayan Yoleri, şöyle devam etti: “Tecridin insan onuruna aykırı bir uygulama olduğu, insanın hem fiziksel hem ruhsal varlığını ortadan kaldırabilecek bir etki yaratabileceği herkes tarafından kabul ediliyor. Ancak buna rağmen uygulamanın devam etmesi, buna rağmen İmralı’da bunun çok daha ağır uygulanması elbette ki kabul edilemez bir durumdur. Buna ilişkin aslında tecridi zaten mümkün kılan belki bir yasal düzenleme yok denilebilir ama tecridin uygulanmamasını gerektiren ya da uygulanıyorsa bile herkes için eşit uygulanmasını gerektiren bir takım yasal düzenlemelerden söz edebiliriz. Anayasa’nın 10’uncu maddesi bu açıdan konuşabileceğimiz maddelerden bir tanesidir. Kanun önünde eşitlik düzenlemesi içeriyor ve kanun önünde eşitlik anayasa tarafından düzenlendiğine göre o zaman bütün yasaların eşit uygulanması gerekir. Ama Ceza İnfaz Yasası’nda ağırlaştırılmış müebbet cezası alanlar için ön görülen bir takım olanaklar, imkanlar maalesef İmralı’da uygulanmayarak aslından anayasanın 10’uncu maddesinde bu şekilde ihlal edilmiş oluyor. İnsan haklarına saygıyı düzenleyen maddeler burada ihlal edilmiş oluyor. İşkence yasağını içeren maddeler burada ihlal edilmiş oluyor. Ama burada sadece Anayasa’nın ihlalinden değil Anayasa’daki bu düzenlemelerin haricinde aynı zamanda Birleşmiş Milletler mahpuslar için askeri standartlarının da ihlal edildiğini görüyoruz. Çünkü bu standart kurallarda yine mahpusların aileleriyle ve dış dünyayla, avukatlarıyla iletişimlerinin kısıtlanmaması gerektiğinin altını çizer.”

‘CPT TECRİT TESPİTİNİ ORTAYA KOYUYOR’

2016 yılında CPT tarafından İmralı Cezaevi’ne yapılan ziyareti hatırlatan Yoleri, “Bu rapor çok sonradan açıklandı. Açıklanan bu raporda çok dikkat çekici noktalar var. Bunlardan önemlisi de bugün kaldırılması talebiyle açlık grevi yapılan İmralı tecridinin tespitini yapılıyor o raporda. Evet, burada tecrit var diyor. Direk kullandıkları kelime tecrit değil ama burada bütün iletişim olanaklarının sınırlandığını ve uygulamanın genel olarak tecridi içerdiğini tespit ediyor ve bunun bir an evvel kaldırılması içinde hükümete tasfiyelerde bulunuyor. Tecrit içeren bu uygulamaları burada sonlandırın diyor. Şimdi buna rağmen devam eden bir tecrit uygulamasından, buna rağmen devam eden ayrımcı ve mutlak bir tecrit uygulaması İmralı uygulamasından söz ediyoruz. Dolayısıyla biz baştan bu yana bu açlık grevlerinin talebinin hukuki olduğunu söylerken de buradan yola çıkıyoruz. Yani hukukiliği ve meşruluğu esas olarak buradan desteklenerek yürüyen bir talep söz konusu. Bu yüzdende hükümetin çözümü bu kadar geciktirmesi kabul edilebilir bir durum değil” diye konuştu.

‘DEVLETE SORUMLULUĞUNU HATIRLATIYORUZ’

Açlık grevlerinin kritik aşamaya geldiğini sözlerine ekleyen Yoleri, devamla şöyle dedi: “Biz buradan hep yaşamı ön plana çıkartarak meseleyi tartışmak istedik. Bugüne kadar da hep de böyle tartıştık. Tabii ki tecridin kaldırılmasını istiyoruz. Bu işin önemli bir tarafı, ama aynı zamanda mahpusların yaşamlarının da korunmasını istiyoruz. Dolayısıyla yaşama kast eden ya da yaşama yönelen her tür hareket bizi derinden bir üzüntüye sevk ediyor. Bu yüzden de biz nöbetimizin sloganını ‘yaşama ses ver’ olarak belirledik. Yaşamın korunması noktasında, taleplerin kabul edilmesi mahpusların yaşam hakkını sağlayacak. Bunun içinde bir kez daha yaşam hakkının korunması noktasında devlete sorumluluğunu hatırlatmak istiyoruz.”

‘SİYASİ BİR TABLO ORTAYA ÇIKIYOR’

İHD Genel Merkezi’nin, Adalet Bakanlığı, Kamu Denetçiliği Kurumu ve Cezaevleri Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’yle yaptığı görüşmelere dikkat çeken Yoleri, “Bütün bu görüşmelerde etkili ya da çözüme yönelik bir sonucun gerçekleştirilemedi. Çünkü hep yetkinin kendilerinde olmadığını, yeterli yetkiye sahip olmadıkları belirten açıklamaları oldu. Onların bu beyanları bile meselenin hükümet tarafından siyasi bir mesele olarak algılandığı çok açık bir şekilde ortaya koyuyor. Bizim açımızdan hukuki, insani, mahpusların talepleri açısından hukuki insani talepler. Ama hükümet nezdin de siyasi bir tablo ortaya çıkıyor. Bu siyasete insan yaşamının feda edildiği bir başka tablo maalesef” diye belirtti.

‘HÜKÜMET GEREKENİ YAPSIN’

Açlık grevlerinin bir an önce sonlandırılması gerektiğini dile getiren Yoleri, tutuklularla yaptıkları görüşmelerde, talepleri karşılaşıncaya kadar açlık grevlerini sürdürecekleri noktasında kararlı olduklarını belirtti. Tutuklulara seslenen Yoleri, şunları söyledi: “Özellikle yaşama son verme eylemleri yaptıklarında çağrılarımız olmuştu. Çünkü yaşam hakkının korunması için onlarında sorumlulukları var. Kendi yaşamlarını riske edebilecek hareketlerden kaçınmalarını istiyoruz. Tecrit uzun evrimli bir mücadele gerektiriyor. Çünkü tecrit bütün Türkiye hapishanelerinde sistematik olarak uygulanıyor. Bu sistematik uygulamanın 19 yıldır yerleştirilmeye çalışıldığını eğer ön görürsek, bunun bu günden yarına topyekun kaldırılmasının mümkün olamayacağını da görebiliyoruz. Bu yüzden aslında uzun programlı bir mücadele hattının oluşturulması ve Türkiye hapishanelerindeki tecrit uygulamasına son verilmesi için mücadele etmenin gerekli olduğunu görüyoruz.” Asıl çağrılarının hükümete olduğunu hatırlatan Yoleri, sözlerini şöyle tamamladı: “Hükümet yapması gerekeni yapsın, hukuku eşit uygulasın ve açlık grevlerinin bitmesini sağlasın. Hükümet bu noktada adım atsın.”

MA / Sadiye Eser

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Captcha loading...