GAZETE SOKAK – Gazeteci-Yazar Yusuf Karataş, Türkiye’nin Suriye’de tam bir açmazda olduğunu belirterek, Erdoğan’ın yayılmacı emelleri ve Kürtlerin kazanımlarını bir tehdit olarak görme politikasının Türkiye’yi bölgesel savaş batağının içine çektiğini söyledi.

ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey başkanlığındaki heyet, Ankara’da 22-24 Temmuz tarihlerinde Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın ve Dışişleri Bakan Yardımcısı Sedat Önal ile görüşmeler yaptı. Aynı günlerde ABD Merkez Kuvvetler (CENTCOM) Komutanı Orgeneral Kenneth McKenzie’nin de Hesekê’de Demokratik Suriye Güçleri (QSD) Genel Komutanı Mazlum Ebdî’yle bir araya geldi. ABD heyetinin Rojavalı ve Türkiyeli yetkililerle görüşme yaptığı günün akşamında ise Serêkaniyê kentinden Urfa’nın Ceylanpınar ilçesine top atışı yapıldı, saldırıda 6 kişi yaralandı. Gazeteci-Yazar Yusuf Karataş, ABD’li yetkililerin hem Türkiye hem de Rojavalı yetkililerle yaptığı görüşmeyi ve Ceylanpınar’a yönelik top atışını değerlendirdi.

ABD NE YAPMAK İSTİYOR?

ABD Merkez Kuvvetler Komutanı McKenzie’nin Rojava’da QSD ile görüşmesinin iktidar yanlısı medya organlarında “skandal” olarak yer aldığını hatırlatan Karataş, Ankara ve QSD ile yapılan görüşmelerin ABD’nin Suriye planının iki yanını oluşturduğunu vurguladı. ABD Başkanı Donald Trump’ın Aralık 2018’de Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile yaptığı telefon görüşmesinde, Suriye’den çekilme kararını açıklaması Türkiye’nin dahil edileceği bir “güvenli bölge” planıyla bağlantılı olduğunu ifade eden Karataş, “Yani bir yandan SDG sınır bölgelerinden içeriye çekilecek ve Minbic, Tel Abyad gibi Arap ağırlıklı yerleşim yerlerinde Türkiye ile ortak devriye uygulanacak ama öte yandan da Türkiye’nin SDG’nin elindeki bölgelere müdahalesinin önüne geçilecekti. Başka bir deyişle ABD, Türkiye’deki iktidarı ve Suriye Kürtlerini kendi stratejisinde birleştireceği bir planı uygulamak istiyor. Dolayısıyla Ankara ve Rojava’da yapılan görüşmeleri bu kapsamda değerlendirmek gerekiyor” diye belirtti.

‘KÜRTLERİ KAYBETMEK İSTEMİYOR’

ABD’nin Suriye Kürtlerini kaybetmek istemediğini kaydeden Karataş, ABD’nin Suriye’nin geleceğiyle ilgili pazarlıklarda Kürtler dışında dayanabileceği başka bir gücü bulunmadığına dikkat çekti. ABD’nin Türkiye’yi de kendi stratejisine dahil etmek istediğini ifade eden Karataş, “Çünkü özellikle İran’ı kuşatmak stratejisinin başarısı için Türkiye’ye ihtiyaç duyuyor. Trump’ın açıklamalarına bakılınca bir yandan Türkiye’deki iktidar üzerinde baskı kurulmaya çalışılırken, öte yandan Türkiye’yi kaybetmemeye çalışan bir dil kullanıldığı görülüyor. En son S-400’lerle ilgili yaptırımlar konusunda da bu yönlü bir hassasiyetin olduğu ortada” dedi.

TÜRKİYE SURİYE’DE AÇMAZDA

Türkiye’nin Suriye’de tam bir açmaz içerisinde olduğunu vurgulayan Karataş, “Erdoğan iktidarı Suriye’ye Kürtlerin kazanımlarını ortadan kaldırmak için girmek istiyor, ancak ABD planı bu müdahaleyi dışlıyor. Öte yandan Suriye rejimi ve Rusya da sınır bölgelerinin rejim güçlerine bırakılmasını istedikleri için Türkiye’nin müdahalesine sıcak bakmıyor. Dolayısıyla süreç, Türkiye’deki iktidarın giderek daha fazla sıkışacağı bir noktaya doğru ilerliyor. ABD’nin Ankara ve Rojava’daki görüşmeleri, aslında Türkiye iktidarı ve SDG arasında yapılan dolaylı görüşmeler olarak tanımlanabilir. Önümüzdeki dönemde dolaylı görüşmelerin doğrudan görüşmelere evrilmesi halinde Öcalan’ın da devreye gireceği bir sürecin başlaması da ihtimal dışı değil. Öcalan’ın avukat görüşmelerinin hepsinde Suriye’ye özel vurgu yapması da bu ihtimale işaret ediyor” değerlendirmesinde bulundu.

‘SALDIRI PROVAKASYON AMAÇLIDIR’

QSD’nin denetiminde bulunan Serekaniyê bölgesinden Ceylanpınar’a yapılan top atışının bir provokasyon olduğunu sözlerine ekleyen Karataş, saldırının arkasında QSD’nin üzerinde baskı oluşturmak isteyen güçlerin olduğunu vurguladı. MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın “Gerekirse 4 adam gönderir 8 füze attırır savaş gerekçesi yaparım” sözlerini hatırlatan Karataş, “Bu sözler saldırının arkasında kimlerin olabileceği konusunda bir fikir veriyor. SDG tarafından yapılan açıklamada saldırıyı yapanların yakalandığı belirtiliyor. Dolayısıyla önümüzdeki günlerde bu saldırının arkasında kimlerin olduğu ortaya çıkmış olacak. Ancak Türkiye’deki iktidar çok istemesine rağmen böylesi bir provokasyon üzerinden Türkiye’nin SDG’nin elindeki bölgelere yönelik bir askeri hareket gerçekleştirmesi öyle kolay görünmüyor. Çünkü böylesi bir girişimin bugün ne ABD’den, ne de Rusya’dan destek görmesi mümkün görünmüyor” ifadelerini kullandı.

‘GELİŞMELER İKTİDARIN HESAPLARINI BOZDU’

İktidarın uzunca bir süredir bölgede ABD ve Rusya arasındaki çelişkileri kullanarak kendine hareket alanı yaratmaya çalıştığını dile getiren Karataş, “Rusya, hem Kürtlerin Suriye’de fazla güçlenmesini engellemek hem de NATO üyesi Türkiye’yi ABD ile karşı karşıya getirmek için önce Fırat Kalkanı ve sonra Efrin operasyonlarına ‘olur’ yanıtını verdi” dedi.

Erdoğan’ın ABD ve AB’ye karşı S-400 füzelerini bir koz olarak kullanmak ve bu temelde Suriye Kürtlerine yönelik müdahale girişimlerinin önünü açmak istediğini belirten Karataş, “Ancak gelişmeler Türkiye’deki iktidarın hesaplarını bozarak hareket alanını giderek darlaştırdı. Öncelikle Suriye Kürtlerine yönelik uzunca bir dönem hazırlığı yapılan operasyon rafa kaldırıldı. Öte yandan Türkiye’deki iktidar S-400 alırsa ABD yaptırımlarına maruz kalacağı ancak S-400 almazsa da Rusya’nın baskısıyla karşı karşıya kalıp Suriye’deki varlığını sürdüremez hale geleceği bir noktaya geldi” diye konuştu.

‘TÜRKİYE BATAKLIĞA ÇEKİLİYOR’

Erdoğan’ın yayılmacı emelleri ve Kürtlerin kazanımlarını bir tehdit olarak görme politikasının Türkiye’yi bölgesel savaş batağının içine çektiğini belirten Karataş, son olarak şunları dile getirdi: “Türkiye’deki iktidarın kendi Kürt sorununu çözmek yerine çözümü müdahalede araması, emperyalistlerin de bu sorunu kullanmasının önünü açıyor. Sonuç olarak ekonomik krizin yaşandığı bir dönemde halkın kaynakları silahlanmaya harcanırken ülke daha fazla tehdidin içine çekiliyor. Bu politikanın karşısında yapılması gereken açıktır; bölgede müdahale politikasına son verip barışçı bir politika izlemek ve ülke içinde de Kürt sorununun çözümünü de kapsayacak bir demokratikleşmeyi gerçekleştirmek. Bugün ülkedeki emek, barış ve demokrasi güçleri bu talepler etrafında birleşik bir mücadeleyi örgütlemek görev ve sorumluluğuyla karşı karşıya bulunuyor.” MA – Ferhat Çelik

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Captcha loading...