GAZETE SOKAK – ABD’nin S-400’lere koşulsuz karşı çıktığını belirten Ortadoğu uzmanı Mustafa Peköz, “Türkiye’de giderek almama veya erteleme eğilimi ortaya çıkıyor ama bu kez Rusya’nın sert yaptırımlarıyla karşı karşıya kalacaktır. Her iki durumda da Ankara’yı ciddi bir kriz bekliyor” dedi.

Ortadoğu uzmanı yazar Mustafa Peköz, Türkiye’nin ABD ve Rusya’yla yaşadığı S-400 ile F-35 krizini, Türkiye’nin Suriye’ye yönelik yeni stratejisini, ABD-İran gerilimini, Rusya’nın ABD’ye yönelik tutumunu değerlendirdi. Türkiye’nin Suriye’ye yönelik stratejisinin çöktüğüne vurgu yapan Peköz, “Türkiye, Suriye’deki stratejisini gözden geçirmek zorundadır” dedi.

ABD’NİN AMACI OPERASYON DEĞİL

ABD ile İran arasındaki çatışmaların 1979 yılında ABD’nin Tahran’daki büyükelçiliğinin işgaliyle başladığını ifade eden Peköz, o tarihten sonra iki ülke arasındaki ilişkiler hiçbir dönemde diplomatik düzeye ulaşmadığını söyledi. ABD’nin İran’a yönelik geliştirdiği saldırı politikası küresel çaptaki diğer güçlere de bir meydan okuma olarak algılanabileceğini dile getiren Peköz, bu nedenle ABD’nin hedefi İran ile savaşmak olmadığını belirtti.

İran’ın, Şii dünyasının manevi lideri olduğunu söyleyen Peköz, “ABD’nin İran’a savaş açması Fas, Tunus, Cezayir’den yani Cebelitarık boğazından başlayarak Orta Asya ülkelerini, Pakistan’ı, Afganistan’ı kapsayan geniş bir coğrafyada yaşayan yaklaşık 400 milyonluk Şii kitlesini karşına almaktır. Bunun bir başka anlamı, İran üzerinden savaşın Ortadoğu’da Sünni-Şii çatışmasına dönüştürmenin fitilini ateşleyebilir. Bu bakımdan ABD’nin temel amacı İran’a yönelik askeri bir operasyon yapmak değildir. Ayrıca 19 yıldır Afganistan’da 16 yıldır Irak’ta çıkamayan Pentagon’un İran ile bir savaşa tutuşması pek akla yatmıyor” diye belirtti.

İRAN’IN ETKİ ALANINI SINIRLANDIRMAK

ABD’nin İran’a yönelik geliştirdiği politikanın esas amacı Körfez bölgesinde artan İran’ın hâkimiyet alanını sınırlamak olduğunu vurgulayan Peköz, sözlerini şöyle sürdürdü: “Aden-Basra körfezi arasındaki alanda İran’ın artan hâkimiyeti özellikle S. Arabistan, İsrail ve hatta Mısır için ciddi sorunlar yaratacağı açıktır. İran sınır komşusu Irak üzerinden çok ciddi bir etki kurmuş bulunuyor. Sınır komşusu olmayan Yemen, Lübnan, Filistin ve Suriye üzerinde önemli bir etkisi var. Bir başka ifadeyle İran, Ortadoğu’da jeopolitik bir güç olarak etki alanını Aden körfezinden Akdeniz’e kadar olan bölgede hissettirmek istiyor. Buna yönelik askeri, politik ve ekonomik gücünü kullanıyor. Önemli bir başarı da elde etmiş görünüyor. İran, Ortadoğu devletleri tarafından kuşatılmak istenirken tersine İran, bölgede etkin olduğu güçler vasıtasıyla Ortadoğu’yu kuşatmaya almaya yöneldi. ABD’nin temel amacı, İran’ın Ortadoğu’nun jeopolitik güç olmasını engellemektir. İran’a karşı çok kapsamlı olarak uygulamaya başladığı ekonomik ambargoyla İran’ın içine döndürmek yani kendi kabuğuna çekilmesini sağlamaktır. Bununla iki amaç hedefleniyor: Birincisi, İran’ın iç toplumsal dinamiklerini etkileyerek Molla rejimine karşı toplumsal tepkiyi harekete geçirmek; ikincisi, kendi iç meseleleriyle uğraşarak bölgedeki sorunlara müdahil olamamasını sağlamak.”

RUSYA İLE İRAN ARASINDA SURİYE REKABETİ

İran savaş sanayisinin Rusya ve Çin teknolojisine dayandığını dile getiren Peköz, ABD’nin İran’a yönelik herhangi bir askeri operasyona Rusya’nın izin vermeyeceğini belirtti. Rusya ile İran’ın Suriye üzerinde görünmeyen bir rekabetinin de olduğunu söyleyen Peköz, “İran’ın Suriye rejimi üzerinde ciddi bir etkisi olduğu gibi, radikal İslamcı güçlerle savaşta İran askeri güçlerinin çok önemli bir rolü bulunuyor. İran, Suriye üzerinden Akdeniz’de jeopolitik bir güç olarak hâkimiyet alanını genişletmek istiyor. Rusya, İran’ın bu hedeflerinden oldukça rahatsızlık duyuyor. Suriye’nin özellikle Akdeniz sınırlarını tek başına kontrol etmek istiyor. Bu nedenle ABD’nin İran üzerinde uyguladığı ambargoya sesiz kalıyor. Böylelikle İran’ın Suriye’deki hâkimiyet alanının kırılmasında ciddi bir faktör olacağını düşünüyor. Kısacası, ABD’nin İran’a yönelik çok zayıfta olsa olası bir askeri operasyona kesinlikle izin vermez, karşı çıkar ama İran’ın hareket alanının daralmasında da faydalanır” diye belirtti.

‘ANKARA BAHANE YARATMAMAK İÇİN ÇABALIYOR’

ABD’nin daha önce Türkiye dahi 8 ülkeye tanıdığı ekonomik muafiyeti 2 Mayıs’ta kaldırdığına dikkat çeken Peköz, muafiyetin kaldırılmasındaki temel hedefin Türkiye olduğunu ifade etti. Ankara’nın Tahran ile olan ekonomik ticari ilişkileri, ABD’nin doğrudan kontrolü altında olduğunu dile getiren Peköz, “Türkiye ambargonun etki alanını sınırlı tutmak için İran ile ticari ilişkilere oldukça dikkat etmek zorunda. Özellikle enerji ihracatı konusunda çok daha dikkatli davrandığını söyleyebiliriz. Bazı Türkiye kökenli şirketlerin ABD tarafından izlenmeye alındığına dair çok sayıda haber yapıldı. Bu nedenle Washington bahane arıyor, Ankara bahane yaratmamak için çabalıyor. Türkiye, İran’dan çok ucuza aldığı petrol ihracatını minimum düzeye düşürdü. Irak ve Irak Kürt Bölge Yönetimiyle görüşmeler yaparak enerji ihtiyacını burada karşılamaya çalışacak. İhracat oranlarının hızla düşmesi hem Türkiye’nin ekonomik durumunu olumsuz yönde etkileyecek hem de politik-diplomatik ilişkilerde sorunlar yaşanmasına yol açacaktır” ifadelerini kullandı.

‘İKTİDAR İÇERİSİNDE İKİ FARKLI EĞİLİM VAR’

Türkiye’nin ABD ile Rusya arasında yaşadığı S-400 ile F-35 krizine dikkat çeken Peköz, şöyle devam etti: “ABD, İran’ın S-300’leri satın almasına sessiz kaldı. Ancak Ankara’nın NATO üyesi olması nedeniyle S-400’leri almasına kesin ve koşulsuz bir şekilde karşı çıkıyor. Bir NATO ülkesi ilk kez gelişmiş bir başka savunma sistemini kullanacak. Geçmişte Yunanistan S-300’leri satın alıp Rodos adasına yerleştirdi. Buradaki S-300’ler fiilen NATO’nun denetiminde tutuluyor. Ancak Türkiye’nin alacağı S-400’lerin teknolojik kapasitesi çok daha gelişmiştir. S-400’lerin alınmasında göründüğü kadarıyla iktidar içerisinde fraklı iki eğilimin olduğu anlaşılıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, S-400’lerin mutlak olarak alınmasından yana bir tutum alırken, Savunma ve Dışişleri Bakanlığı ise bir ara formül bulma peşindedirler. Ancak Washington da tersine hiçbir öneriyi kabul etmeden kesinlikle karşı çıkıyor. Türkiye’nin S-400’leri alması halinde ABD, AB ve NATO, askeri-politik-ekonomik yani üç merkezli bir ambargoyu devreye koyacaklarına dair uluslararası alanda birçok veri var. Türkiye’nin giderek almama veya erteleme eğilimi ortaya çıkıyor ama bu kez tersten Rusya’nın sert yaptırımlarıyla karşı karşıya kalacaklardır. Bu nedenle her iki durumda da Ankara’yı ciddi bir kriz bekliyor.”

‘TÜRKİYE STRATEJİSİNİ GÖZDEN GEÇİRMELİ’

Türkiye’nin İdlib, Efrin ve Bab’da ciddi bir askeri-politik kriz içerisinde olduğunu söyleyen Peköz, Türkiye’nin Suriye’ye yönelik stratejisinin tamamen çöktüğünü vurguladı. İktidarın Suriye’ye yönelik operasyon yapma söylemlerinin sona erdiğini ifade eden Peköz, “ABD ve Rusya, Suriye’de özellikle Fırat’ın doğusu üzerinde bir anlaşmaya varıldı. Özerk ya da federasyon hangisinin olacağını politik dengeler belirleyecektir. ABD’nin Suriye’nin Kuzeyinde çekilmeyeceği tersine orayı bölgesel stratejisi bakımından önemli bir alan olarak kullanacağı çok açıktır. Bu nedenle Suriye’nin kuzeyinin stratejik güvenliği son derece önemli olup, istikrarsızlaştırılmasına izin verilmez. Bu nedenle Türkiye’nin Suriye merkezli Ortadoğu’da kendisine yeni bir alan açmak istiyorsa, Suriye’deki stratejisini gözden geçirmek zorundadır. Türkiye’nin önünde iki yol var: Ya yeniden Esad ile barışacak ya da Suriye’nin Kuzeyindeki bölgesel yönetimle politik ilişki kuracaktır. ABD, Demokratik Suriye Güçleriyle Ankara arasında dolaylı olarak kurduğu ilişki, önümüzdeki süreçte doğrudan görüşmelere dönüşmesi, üçlü bir politik ilişkinin kurulması sürpriz olmaz” şeklinde konuştu.

MA / Ferhat Çelik

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Captcha loading...