SAFİYE ÖZŞENER

VAN- Deprem felaketinde hayatını kaybeden tüm canları saygıyla anıyorum..

Van’ın Erciş İlçesi’nde 23 Ekim 2011 tarihinde meydana gelen Richter ölçeğine göre 7.2 büyüklüğündeki depremin yıl dönümü.

Kamu oyundan gelen tepkileri şöyle bir hatırlarsak;

“Teröre destek verirlerse böyle olur”

“Ağlama sırası onlarda”

diyorlardı.

Yardım kamyonlarından taşlar çıkıyordu..

Hayır. Bu sadece Van depreminde gösterilen bir akıl tutulması değildi.

17 Ağustos’taki depremde de benzer vicdan körelmeleri, merhamet yoksunlukları yaşanmıştı.

Doğal afetlerde ülke coğrafyasının hangi kara parçasında ve bölgesinde yaşanırsa yaşansın, cehaletin söyleyecek hep bir sözü oluyordu.

Sağduyulu ses çıkaranlar da vardı ve hep olacaktır elbette. Ama arada kaynayıp gidecek kadar az sesler..

Özcesi; bu coğrafyada deprem yaşayan bölgeleri depremle birlikte birde cehalet ve ırkçı söylemleri yıkıyor.

Van, 2011’ de ard arda iki büyük deprem felaketi yaşadı.

Hasar çok büyüktü. Evi yıkılanlar, bozulan düzenler, eğitimi yarıda kalan çocuklar, başka illere gitmek zorunda kalanlar, ciddi maddi ve manevi kayıplar, deprem travmasıyla birleşmiş on yıllarca sürecek yaralara işaret etmişti..

Tüm bunların üzerine, dondurucu soğuklar karşısında, çadırlarda insanlık dramları yaşanmıştı.

Can ve mal kayıplarına, iş kayıpları eklenmiş binlerce insan işinden olmuştu.

Van o günden buyana ne manevi yaralarını tam sarabildi ne de maddi olarak toparlanabildi.

Zira; ard arda iki büyük deprem yaşamasına rağmen afet bölgesi ilan edilmemişti. Kent yurttaşının halen barınma sorunları devam ederken, mücbir sebeple beklenen vergi terkini uygulanmadığı için kent esnaf, tacir ve tüccarları bu borç yükümlülüğü altında ciddi sorunlar yaşamaya devam ediyor.

Ne yara iyileşti

Ne depremin izleri geçti..

Elbette ki tüm bunlar, depremde yakınlarını kaybedenlerin acılarının yanında anlamsız kalıyordu. Zira; yitirilen canlar bir daha asla gelmeyecek, yoklukları doldurulamayacaktı..

Ancak, yaşam devam ediyor ve geride kalanlar için sorunlar çözüm bekliyor.

Türkiye’de depremlerin nerede ve ne zaman olacağını önceden kestirebilmek için yeterli teknolojik imkanlarımız var mı?

Ya tedbirler?

Aktif deprem kuşağında yer alan bir ülkeyiz. Bu sebeple deprem bilincinin sürekli uyanık tutulması gerekmekte.

Depremle mücadele konusunda yapılması gereken ve alınması gereken önlemler için eğitim alanı oluşturulmalıdır.

Aktif deprem bölgelerinde, uzun süre depremler yaşanmıyorsa uzmanlar buna; sismik sessizlik adını veriyorlar ve aktif fay hatlarının her hangi bir noktasında sürekli bir gerilim ve enerji birikimine işaret ederek, sessiz geçen bu süre ne kadar uzun olursa, o noktada o kadar büyük gerilim olacağı ve enerjinin birikeceğini açığa çıkacak olan enerjinin de büyük depremlere yol açacağı konusunda uyarıyorlar ve ekliyorlar.

Hiç olmayacakmış gibi yaşayarak ve her an olabilecekmiş gibi tedbirli olmak zorundayız.

17 Ağustos’tan sonra değişen hiç birşey olmadığını, Van, depremlerin de gördük..

Ve biliyoruz ki bugün ki yaklaşım ve koşullarla gidildiği sürece önümüzde ki yıllarda da hiçbir şey değişmeyecek.

Olası bir depremde yine acılar yaşanacak, geriye onlarca yara kalacak..

Anma günleri düzenleyeceğiz. Anacağız. O gün tüm kanallar uzmanlar çıkaracak, deprem masaya yatırılacak. Bir dizi tedbirler için önergeler verilecek, kararlar alınacak ama daha öncesindekiler gibi yine hiçbir şey uygulanmayacak. Yerine getirilmeyecek. Hatta şöyle bir geçmiş zamanı yokladığım zaman, siyasi partilerin seçim programlarında deprem ve mücadale yollarına ilişkin projelerini anlatan ifadeler yok gibi..

Oysa; Türkiye, Dünyanın en aktif deprem kuşaklarından birisi olan Alp-Himalaya deprem kuşağında yer alan bir ülke..

Evet, yarın bu kadim coğrafyanın acılarla dolu tarihinde yine bir anma günü.

Hep birlikte anacağız. Unutmadık diyeceğiz.

Oysa onlarcası yaşanan acılar gibi bunu da unuttuk.

Biz, anma günlerinde gösterdiğimiz insani tutum ve yüksek dozlu duyarlılığı, acıların yaşanmaması için göstermeyi başaramayan, anmalarda fevkalade hassas bir toplumuz..

Bir daha böylesi büyük acıların yaşanmaması için, gerekli önlem ve tedbirlerin alınması konusunda baskı oluşturabilmek adına, çok ve gür sesliliğe ihtiyacımız var..

Sesimiz..

Seslerimizin gür olması umuduyla..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Captcha loading...