SAFİYE ÖZŞENER

İnsanın sözcükleri doğduğu toprakların sesidir.

Kokusu olmayan mevsim olmadığı gibi kokusu olmayan masallarda yoktur..

Ve ben, topraklarımın sarp vadisi

İçinde güneşin yeşilini, toprağın duygularını barındıran, portakal nergislerinin keskin kokusuna yaslanmış ruhumla küçük bir ay hikayesi yazdım..

Aylardan Ekim’i..

Ekim ayı, sonbaharın en keskin ayıdır. Eylül’de sararmaya başlayan yapraklar artık Ekim’de dalından da savrulur..

Tıpkı hayallerimiz, hayatlarımız gibi..

İçsel yolculukların kentlerin parklarında yaşandığı, hesaplaşmalarımız, devinimlerimizin, iç seslerimizin yüreğimizle ruhumuz arasında ki o ince, hassas ve naif çizgide masaya yatırıldığı anlar..

Eksilişler, ayrılıklar, arayışlar..

Feleğin taktığı çelmelere serzenişler..

Bir daha asla gelemeyecek olan kaybettikleriniz..

Hazandır ve geçmişle-gelecek arasında ki duygu geçişlerinin en yoğun yaşandığı aydır..

Hani çekiciliği de ayrı bir güzelliktir. Üzerine hırka almadan soğuğa dayanamayacağın, sokakları esrik zamanlar..

Sonbaharlar insanın kendisine tahammül ettiği aylardır.

Eski defterleri, kitapları eski ezgiler eşliğinde kurcalarken bir yandan da gelecek o muhteşem Kasım’ ı karşılayacak ciddi kararların alınabileceği,

Yarası henüz kabuk bağlamamış yaşanmışlıklar, tamamlanmayı bekleyen yarım kalınmışlıklar tamda bu ayda, daha bir umuda sarılır..

Arkası Kasım’ dır..

Kasım’da aşklar, sevgiler, arkadaşlık ve dostluklar bambaşkadır..

Hayaller, yaşanan hazana inat esen rüzgarlarda yeniden çoğalmaktır..

Sonbahar da Ekim birazda neyseleri ve keşkeleridir insanın..

Hani durupta her solan rengi izlerken düşündüğü..

Ve her dalından düşen yaprak size neyselerle geçiştirilip, keşkelerle kaybedilmeyecek kadar kıymetli olduğunu anlatır zamanın..

Çokta takılmadan yaşamak gerek geçmiş hatalara..

Ya da hoş görmek gerek, sana yapılan yanlışları..

Ne neyseleri çoğaltmalı, ne de keşkeleri..der, Ekim.. bak, zaman.. nasılda aceleci.. daha birkaç hafta önce dalında yeşil yapraklar.. bir an da nasıl da sararıp soldular..

Bir sabah uyanırsın, ya bir “Keşke”sindir, ya da bir “Neyse”..

Ve biterken gün, ya herkes sindir ya da hiç kimse..

Ve bir gün uyanırsın, geçersin bir Leylak gölgesinden.. işte o’ an.. tam da o’ an..

Keşkelerin, neyselerin, herkes gibi olmadan, varlığının hiç olmayacağı an’ dır..

Geçersen eğer bir leylak gölgesinden, aç yüreğini, bırak kendini..izin ver sana akmış yüreklere ve zamanlara..

Tut uzanan elleri..

Ne keşkeler olsun..ne de neyseler…

Ne herkesleşelim ne de hiçleşelim..

Ben, sen, biz olalım..biz, oldukça mutluluğu çoğaltan..

Ekim.. hazan olduğu kadar, hayaller ve umutların gerçekleştiği Kasım’a umutla, dirençle göz kırpan bir aydır..

Ah Keşke dememek için,

Ekim’lerde umudunuzu çoğaltın, dirençle sarıp sarmalayıp tüm ötelenmişliklerinizi gerçekleştirebileceğiniz sihirli Kasım’lara, kendi seçtiğiniz kokonuzla dinamik bir merhaba diyin..

Sizlerin;

Yumuşak bir Tarçın mı?

Keskin bir Portakal Çiçeği mi?

Bilmem ama

Benim Kasım’lar için seçtiğim

Umutla harmanlanmış direnç dolu bir karanfil kokusu..

Ruhlarınıza kelebek tozlarının yağdığı, yolunuzun portakal nergislerinin kokusundan geçeceği bir haftasonu dileğimle..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Captcha loading...