GAZETE SOKAK – Kürt sorunu ve bağlantılı meselelerde iktidarın müdahil olmaması durumunda bile medyanın ana damarlarında “kraldan çok kralcı” kanı aktığını belirten gazeteci Ali Duran Topuz, medyanın iktidarın propaganda aygıtı haline geldiğini söyledi.

Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eşbaşkanı ve Halkların Demokratik Partisi (HDP) Hakkari Milletvekili Leyla Güven, PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin sonlandırılması talebiyle tutuklu bulunduğu Diyarbakır E Tipi Kapalı Cezaevi’nde başlattığı süresiz dönüşümsüz açlık grevi eyleminin 52’nci gününe girdi. Gazete Duvar Genel Yayın Yönetmeni Ali Duran Topuz, Leyla Güven’in eylemini ve konuya ilişkin medyanın tutumunu değerlendirdi.

‘GAZETECİ KARAR MAKAMINA OTURMAMALI’

Bir eylemi bütün boyutlarıyla duyurmanın gazetecinin temel bir görevi olduğunu belirten Topuz, eyleme karşı ya da eylemden yana bir tutum takınmanın ise gazeteciliğin sınırlarını zorlama potansiyeli taşıdığını dile getirdi. Gazetecinin bir eylemi duyurmayı eylemin haklı ya da haksız olmasına göre karar veremeyeceğini söyleyen Topuz, “Zira hak nedir haksızlık nedir karar makamı haline gelmek mesleğin niteliklerini aşındırma potansiyeli taşır. Eylemcinin taleplerini, sağlık durumunu ve gelinen aşamada yetkililerin ve kamuoyunun tutumunun ne yönde olduğunu izlemek ve aktarmak dışında gazetecinin fazla yapacağı bir şey yoktur. Gazetecinin görevi açlık grevlerine destek olmak ya da açlık grevindeki talepleri savunmak ya da karşı çıkmak değildir. Gazeteci hiçbir zaman karar makamına oturmamalı. O taleplere katılıyor olsa bile öncelikli ve asli görevi eylemi yapanın, yapanların ne istediğini bütün açıklığıyla kamuoyuna duyurmak, ne durumda olduklarını aktarmak, yetkililerin açıklamalarını ve kamuoyunun eğilimlerini iyi izleyip haberleştirmek olmalıdır” diye konuştu.

‘TARAFLI GAZETECİLİK BİLE DİYEMEYİZ’

Medyanın büyük çoğunluğunun hem Leyla Güven özelinde hem de genelde iktidar yanlısı tutumunun gazetecilik meslek ilkelerini hiç dikkate almayacak bir hale gelmesine yol açtığına vurgu yapan Topuz, “İktidar, sadece kendisinin doğru olarak ilan ettiği şeyi yayan, yanlış ilan ettiğine militanca karşı duran bir şekilde dizayn edilmiş durumda. Bu durum öyle bir hal aldı ki adına ‘taraflı gazetecilik’ bile diyemeyiz artık. Doğrudan iktidar propaganda aygıtı demek daha doğru olur” sözlerini kullandı.

‘KRALDAN ÇOK KRALCI KANI AKIYOR’

Kürt meselesi ve bağlantılı meselelerde iktidarın hiç müdahil olmaması durumunda bile medyanın ana damarlarında “kraldan çok kralcı” kanı aktığını söyleyen Topuz, “Leyla Güven özelinde, hükümet hiçbir şeye karışmasa bile Öcalan lehine bir talebi duyurmak, o talebe dayalı eylemleri tarafsız ve objektif biçimde haber yapmak Türkiye’de medyanın çok büyük bir kısmı için imkansız” dedi. Topuz, gazetecilerin insan haklarına, dezavantajlı grupların sorunlarına ve hukuk işleyişindeki aksaklık ya da ihlallere karşı özel önem ve özen göstermek zorunda olduğunu söyledi.

‘KASTİ TIKANIKLIĞI AŞMAYI UMUYORLAR’

Öcalan’ın avukatlarının yaptığı bir başvuruyu 2014’te Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) karara bağladığını hatırlatan Topuz, şunları söyledi: “Öcalan’a şartlı tahliye olasılığı olmaksızın ömür boyu hapis cezası verilmesinin ihlal anlamına geldiğini belirtmişti. Ne yazık ki ne bu mahkemenin kararları ne de hukukun diğer gerekleri Türkiye’de karşılık buluyor. Leyla Güven ve arkadaşlarının talebi de hukukun bu şekilde gözardı edilmesini aşmaya yönelik girişimin bir parçasıdır. Daha önce de aynı konuda, aynı nedenle bir açlık grevi kampanyası başlamış ve mesele herkesin bildiği gibi diğer gelişmelerin de etkisiyle ‘çözüm süreci’ ile sonuçlanmıştı. Sanıyorum şimdi de açlık grevleri eylemleriyle siyaset ve hukuk alanında bir kanal açmayı amaçlıyorlar. Yani hem siyasetteki hem hukuktaki kasti tıkanıklığı aşmayı umuyorlar” diye belirtti.

‘SİSTEMATİK HUKUKSUZ İŞLEMLER’

“Öcalan gibi siyasi nitelikleri çok belirleyici bir ismin hem siyasette hem hukukta bir odak haline gelmesinin son derece anlaşılır bir durum” olduğunu ifade eden Topuz, şöyle devam etti: “Türkiye’de iktidarların hem siyasette hem hukukta başvurduğu pratiklerin çok önemli bir kısmı bizzat Öcalan’ın varlığına göre şekilleniyor. Örneğin ağırlaştırılmış müebbet denilen infaz modelinde gözlenen hukuksuzluklar, Öcalan düşünülerek geliştirilen uygulamaların bir sonucu. Şu anda insan haklarına karşı işletilen ve benim anti-hukuk dediğim sistematik hukuksuz işlemlerin yine önemli bir kısmı doğrudan buradan kaynaklanıyor.”

Topuz, daima hatırlatılması gereken meselenin, Leyla Güven’in açık yargı kararlarına rağmen hukuka aykırı biçimde cezaevinde tutulması olduğunu kaydetti. MA – Melike Ceyhan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Captcha loading...