GAZETE SOKAK – İngiltere Open Üniversitesi Siyaset Bilimi Öğretim Görevlisi Dr. Cengiz Güneş, Suriye’nin geleceğine dair oluşturulan Anayasa Komisyonu için “Kürtleri ve Suriye toplumunun önemli bir kesimini temsil eden özerk yönetimin dahil edilmediği bir komisyonun başarılı olma şansı yok” dedi.

Suriye’de 8 yıldır devam eden ve binlerce insanın hayatını kaybettiği, milyonlarca insanın ise göç etmesine neden olan savaşı sonlandırıp, siyasi çözümün yolunu açacak bir Anayasa Komisyonu geçtiğimiz hafta oluşturuldu. Ancak oluşturulan bu komisyona ülkenin neredeyse üçte birini oluşturan Kuzey Doğu Suriye Özerk Yönetimi temsilcileri dahil edilmedi. Bu yaklaşımın Suriye’ye dair siyasi çözümü daha baştan sakatladığı yorumları yapılırken, Kürtlerle ilişkisinden dolayı rahatsız olduğu ABD ile ‘Güvenli Bölge’ oluşturma konusunda işbirliğini sürdüren Türkiye, bölgeyi işgal etme planı içerisinde. Diğer tarafta Rusya ve İran’ın yanı sıra Şam rejimi de, kendi hesaplarına uygun politikalar izlemeyi sürdürmekte.

İngiltere’de bulunan Open Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Görevlisi Dr. Cengiz Güneş, bölgeye dair hesap içerisinde olan küresel ve yerel güçlerin politikalarını ve kurulan Anayasa Komisyonu’na dair son gelişmeleri değerlendirdi.

İRAN VE RUSYA İÇİN TEHDİT

Öncelikle Rusya, İran ve Türkiye arasında geçtiğimiz hafta Ankara’da Astana süreci çerçevesinde yapılan üçlü zirve üzerinde duran Güneş, görüşmeye İdlib’de devam eden çatışmalar ile Türkiye-ABD arasında Kuzey Doğu Suriye’de kurulmakta olan ‘güvenli bölge’ görüşmelerinin yol açtığını vurguladı. Zirvenin yaşanan son gelişmeler ışığında yeni bir strateji belirlemek üzere yapıldığını ifade eden Güneş, “Güvenli bölge oluşturma görüşmeleri Rusya ve İran’ı tedirgin eden bir gelişme. Çünkü orta vadede Kuzey Doğu Suriye Özerk Bölgesi’nin tanınırlığını ve güvenliğini sağlayacak bir adım olarak okunuyor. Bu bölgenin ABD ve IŞİD karşıtı koalisyonun savunma alanına dönüşmesi, Suriye rejiminin orayı baskı ve zor kullanarak denetimi altına alma olasılığını çok zayıflatıyor. Rusya ve Suriye rejimi, ABD’nin askerlerini Suriye’den geri çekmesi durumunda Özerk Yönetimin Türkiye’nin devam eden tehditlerini sonlandırmak ve olası işgalini engellemek için Suriye rejimi ile anlaşmaya mecbur kalacağı olasılığı üzerine duruyordu” diye belirtti.

KİM HANGİ HESAP İÇERİSİNDE?

Türkiye’nin Kuzey Doğu Suriye Özerk Bölgesi’ni işgal etmek için elinden geleni yapmaya devam ettiğine dikkat çeken Güneş, bölgede yer alan güçler ve hesaplarına dair şu değerlendirmelerde bulundu:

“Türkiye, Rusya ve İran ile ortak hareket ederek, ABD’den daha fazla taviz koparmak istiyor. Rusya ve İran ise, ABD’nin Demokratik Suriye Güçleri’ne (DSG) verdiği desteği sonlandırmak, Kürtleri ve Kuzey Doğu Suriye Özerk Yönetimi’ni baskı altında tutmak, marjinalize etmek ve zayıflatmak için Türkiye’yi kullanmaya çalışıyor.

Zirveden sonra yapılan açıklamalar yine zamanda bu güçler arasında bazı konularda anlaşmazlığın devam ettiğini de gösteriyor. Ortak hareket ediyor gibi görünseler de Türkiye ve Rusya birbirine zıt politikalar izlemeye devam ediyor. Rusya, Türkiye’nin Kuzey Doğu Suriye’ye karşı tehditlerini ABD’nin askerlerini Suriye’den çekmesi için etkili bir araç olacağını düşünüyor. Türkiye ise, kendi kontrolünde ve sınır boyu 30-40 km derinliğinde bir güvenli bölge oluşturup, oraya 2 milyon Suriyeli mülteci yerleştirmek istiyor. Bundaki amaç, Özerk Yönetimi tümden bitirmek ya da çok zayıflatmak, bu bölgede Kürt nüfusu oranını azaltmak ve kendisini sahada güçlendirmek. Suriyeli mültecileri olası askeri müdahalesini meşrulaştırmak ve uluslararası destek toplamak için kullanıyor.”

‘KÜRTLER OLMADAN BAŞARILI OLMAZ’

Güneş, üçlü zirvede dile getirilip, hemen sonrasında BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in de kurulduğunu duyurduğu “Anayasa Komisyonu”na da değindi. “Anayasa Komisyonu’nun kurulmuş olması büyük bir ilerleme ve başarı olarak lanse edilse de, savaşı sonlandırmak ve kalıcı barışı sağlamak için gerekli yeni siyasi sistem üzerine konsensüs sağlanması çok kolay görünmüyor” diyen Güneş, “Kürtleri ve Suriye toplumunun önemli bir kesimini temsil eden Özerk Yönetimin dahil edilmediği bir komisyonunun başarılı olma şansının olmadığını” vurguladı.

Güneş, kurulan komisyon için “Bütün Suriye toplumunun hakkını savunan bir düzen oluşturabileceği konusunda mevcut şüpheleri artırıyor. Kürtleri ve Özerk Yönetimin dışlanması Anayasa Komisyonu’nun uluslararası güçler nezdinde kabul görmesi olasılığını da azaltıyor” ifadelerini kullandı.

‘TÜRKİYE’NİN HEDEFİ İLİŞKİYİ SONLANDIRMAK’

Türkiye’nin hedefinin Özerk Yönetimin elinde bulunan alanı işgal etmek olduğunu dile getiren Güneş, sınırın 30-40 km derinliğini, direk kendisinin ya da kendisine bağlı grupların kontrolünde olmasını isteyen Türkiye’nin aşama aşama bu planı hayata geçirmeye çalıştığını kaydetti. Nitekim Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu planın haritalarını BM Genel Kurulu toplantısında açıkladığına işaret eden Güneş, “Bu işgali meşrulaştırmak için Suriyeli mülteciler sorununu işlevleştiriyor ve hatta dönem dönem AB ülkelerine tehdit olarak da kullanıyor” diye belirtti.

Türkiye’nin, ABD’ye rağmen böyle bir harekatı yapmasının kolay olmayacağını söyleyen Güneş, “Türkiye’nin planının en önemli hedefi, ABD’nin DSG ile çalışmasını ve Özerk Yönetimi korumasını sonlandırmaktır. Şimdiye kadar bunu başaramadı. Güvenli bölge oluşumu devam ederken bile tehditlerini yükselterek devam ettiriyor” dedi.

‘ŞAM TÜRKİYE’Yİ CESARETLENDİRİYOR’

Güneş, Türkiye’de yapılan üçlü zirve öncesinde Şam rejiminin BM’ye yolladığı mektupla DSG’yi “terörist” grup olarak ilan etmesinin ise, Türkiye’nin Kürt karşıtlığını cesaretlendiren bir adım olduğunu ifade etti.

ABD’nin Suriye’de olduğu ve Kuzey Doğu Suriye hava sahasını kontrolünü elinde tuttuğu sürece Şam rejiminin Özerk Yönetime baskı yapıp, kendi istediğini kabul ettirme olasılığının çok zayıf olduğunu belirten Güneş, Şam rejiminin planına dair şunları ekledi: “Bu durumu değiştirmek için Türkiye’yi Özerk Yönetime karşı daha saldırgan bir pozisyon almaya teşvik eden bir açıklamadır. Yani, Türkiye’yi kullanarak ABD’nin Suriye’deki askeri varlığına karşı riskleri artırmak ve dolayısıyla Suriye’de geri çekilmesini sağlayarak DSG ve Özerk Yönetimi tasfiye etmenin koşullarını oluşturmak istiyor. Türkiye ile iç savaş öncesi statükoyu tekrar oluşturmaya dayalı ortak hareket edebileceğinin sinyalini veriyor. Aynı zamanda bu açıklama, Suriye rejiminin Kürtlerin meşru taleplerine cevap vermekten çok uzak olduğunu ve halen güç kullanarak Kürtleri kontrol edebileceğini düşündüğünü gösteriyor.”

İLHAM EHMED’İN ABD ZİYARETİ

Güneş, Erdoğan’ın BM 74’üncü Genel Kurulu toplantısına katılmak üzere ABD’ye gittiği günlerde, Demokratik Suriye Meclisi (DSM) Yürütme Kurulu Başkanı İlham Ehmed’in de diplomatik temaslarda bulunmak üzere ABD’ye gitmesi üzerinde durdu.

“IŞİD karşıtı askeri kampanya Özerk Yönetime uluslararası arenada belirli bir alan açtı ve uluslararası güçler ile ilişki geliştirmenin olanaklarını yarattı. Batılı güçleri ilgilendiren birçok sorun halen devam ediyor. Bunların çözümünde Özerk Yönetim önemli bir rol oynayacak ve bu yönlü cabalarının devam etmesi gerekiyor” diyen Güneş, devamında şunları belirtti: “ABD ile ilişkiler askeri alanda çok iyi ama siyasi alanda gelişme bugüne kadar biraz yavaş ilerlemekte. Bunu değiştirmek için bir caba içerisinde, Ehmed’in ziyareti siyasi ilişkileri ilerletmek, Özerk Yönetimin IŞİD karşıtı askeri kampanyada olduğu gibi Suriye’de barış ve istikrar arayışlarının başarılı olmasında da çok önemli bir rol oynayacağını anlatmak için bir fırsat.”

‘TÜRKİYE, KÜRTLERİ TEHDİT OLARAK GÖRÜYOR’

ABD ile Kürt işbirliğinin Türkiye için önemli bir sorun haline geldiğini söyleyen Güneş, Türkiye’nin bu bağları koparmak için çok çaba sarf ettiğini ifade etti.

Türkiye’nin son zamanlardaki hedefinin Kürtlerin statü sahibi olmasını engellemeye dönük olduğunu vurgulayan Güneş, “Bunu yapmasının sebebi, DSG’nin Türkiye’ye karşı fiziksel bir tehdit oluşturuyor olması değil. Türkiye’nin tehdit olarak gördüğü gelişme, Kürtlerin Irak’ta olduğu gibi Suriye’de de resmi olarak statü kazanması ve bölgesel ve uluslararası arenada kabul edilen bir aktör olması. Türkiye’nin yaşadığı güvensizlik, Ortadoğu’da Kürtlerin dışlanması üzerine kurulmuş olan düzenin değişmesinin Kürtler lehine yaratabileceği olumlu gelişmelerden kaynaklanıyor. Yani, fiziki güvensizlikten değil de ontolojik güvensizlikten kaynaklı bir tepki ve Türkiye’nin Kürtlere yaklaşımında kapsamlı bir değişiklik olmadığı sürece bu siyaset devam edecek gibi görünüyor” diye konuştu. MA – Ferhat Çelik

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Captcha loading...