GAZETE SOKAK – Kuzey ve Doğu Suriye’de kimyasal silah kullanıldığı iddialarını değerlendiren Adli Tıp Uzmanı Prof. Dr. Ümit Biçer ve TİHV’den Ümit Efe, olayın bağımsız heyetler tarafından araştırılıp, açığa kavuşturulması gerektiğini söyledi.

Türkiye’nin Kuzey ve Doğu Suriye operasyonunda Serêkaniyê’de kimyasal silah ve fosfor bombası kullanıldığı iddiası gündemdeki yerini koruyor. KHK ile görevinden ihraç edilen Adli Tıp Uzmanı ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Ümit Biçer, kimyasal silah kullanıldığı iddia edilen fotoğrafları gördüğünü belirterek, bu fotoğraflardan hareketle ilk yapılması gerekenin hakikati ortaya çıkarmak olduğunun söyledi.

Mümkün olduğu kadar burada araştırmanın yapılması için devletlerin veya çatışan güçlerin bütün çabayı göstermesi gerektiğini dile getiren Biçer, “Bağımsız heyetlerin inceleme yapmasına imkan tanınması kıymetli. Paylaşılan fotoğraflarda insan hakları ihlalleri açısından ciddi iddialar var. Bunların mutlak suretle ortaya çıkartılması için çaba gerekiyor. Çünkü fotoğraflarda özellikle yanık izlerini görmek mümkün. Ama bu yanığın herhangi bir maddeden kaynaklandığını mevcut fotoğraflar üzerinden söylemek çok olanaklı değil. Kimyasal silahlarla ilgili en önemli hadise, bunun bir savaş suçu oluşturmasıdır. Savaş suçu oluşturduğu için, insanlığa karşı bir suç oluşturduğu için araştırılması ve o çerçevede adım atılması gerekiyor. Araştırma için mutlaka baştan itibaren yaralanan insanların, yaralandığı yerden itibaren olayın oluşumuna ilişkin bütün örnekleri toplamak gerekiyor. Tıbbi süreçte müdahale eden kişilerin müdahale sırasında uygun örnekleri uygun koşullarda alması ve akabinde kişilerde ortaya çıkan bütün bu tıbbi belirtileri kayıt ederek sonrasında da uygun bir takip yapması esastır” dedi.

‘HERKES UYMALI’

Bu incelemeleri bağımsız insan hakları savunucuları, gözlemciler ve bu alanda çalışan uzmanların yapması gerektiğinin altını çizen Biçer, “Alınan örneklerin değerlendirilmesinde bilimsel güvenilirliği ve test sonuçları kabul edilmiş laboratuvarlar da incelenerek sonuçların açıklanması gerektiğini düşünüyoruz. Özellikle şunu vurgulamak gerekiyor. İddiaların ciddiliğinin yanında tartışılması gereken en önemli nokta kimyasal silahların veya herhangi bir şekilde mutlak yasağına herkesin uymasını istemektir. Bunlara hiçbir şekilde başvurulmamasını büyük bir gayret olarak göstermek gerekiyor. Türkiye Kimyasal Silahlar Sözleşmesi’yle ilgili Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin yargılamasını tanımamakla birlikte buna ilişkin kurallara uyduğunu ifade ediyor. Ama nedense her çatışma ortamında kimyasal silahların gündeme gelmesi bunun tartışılır olması insanlarda ciddi anlamda kuşku yaratıyor. Bütün bu tarafların bu süreçlerde bu kuşkulardan uzak tutum alacak bir açıklıkta hareket etmesi bununla ilgili süreçlerde bir an önce hakikatin ortaya çıkması için çaba göstermenin gerekli olduğunu düşünüyorum” diye ifade etti.

TÜRKİYE SORUMLU

Türkiye’nin envanterinde bu silahların olmadığına dair açıklama yaptığını hatırlatan Biçer, “Orada özellikle ÖSO var. Bunların yaptığı kimi şiddet eylemlerinin özellikle savaş suçu oluşturabilecek nitelikle olması ciddi bir problem. Türkiye, TSK açısından bu suça katılmamış olsa bile o süreçte yer alan diğer milis grupların faaliyetleri ile ilgili olarak denetimde ve onların herhangi bir savaş suçu işleme ihtimaline karşı da önlem almakla yükümlü. Türkiye açısından sorun bir anlamda Özgürlükçü Suriye Ordusu ile ilgili ilişkiler ve destek üzerinden tartılıyor. Türkiye’nin bu çerçevede birlikte hareket ettiği yapılarından davranışlarına karşı sorumlu olduğunu hatırlatmak gerekiyor” diye konuştu.

‘YAŞAM ALANLARI KORUNMALI’

Evrensel insan hakları normları çerçevesinde bakıldığında en çok sivillerin yaşam haklarının korunması gerektiğini belirten TİHV İstanbul Temsilcisi Ümit Efe de, ayrıca yaşam alanlarının korunması gerektiğini de ifade ederek, “Eğer bu alanların korunması için imkân olanaklar yoksa onların yaşamlarını aynı kalitede sürdürebilecek ortamlarda barınma koşullarının sağlanması ve ikame etmesi gerekir. Kimyasal silah kullanımının kendisi ve her türlü silah kullanımı kabul edilemez bir durumdur. Böyle iddialar varsa bunlar savaş suçları kapsamında ispata muhtaçtır” diye belirtti.

ŞAİBELİ ORTAM

Böylesi durumlarda bağımsız bilim insanları, insan hakları ve hak örgütlerinin izleyici ve katılımcı olması zorunlu olduğunu belirten Efe, “Bizler her zaman barışçıl insana uygun yaşanabilir koşullarda hayatın ikame etmesi için önerilerimizi, eleştirilerimizi ve projelerimizi üretmeye çalışan kurumlarız. Böyle bir iddia ortaya çıktığında kanıtlamak birincil olarak çatışan tarafların görevidir. Eğer bu durum bağımsız bilim insanlarına açılmazsa şaibeli ortam devam eder. Sonuç itibariyle her kim kullandıysa, sonuçlarının tamiri için çalışmalarda insan hakları savunucuları, hak örgütleri katılımcı ve gözlemci olması bizim her zaman yürüttüğümüz çabanın bir parçasıdır. Bunu yapan kesimler tarafından mağduriyetin ortadan kaldırılması için gereğinin yapılması gerekir. Bunlara ait yeterli bir bilgiye sahip değiliz basından takip ediyoruz” şeklinde vurguladı. MA

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Captcha loading...