O zaman 75 yaşındaydı Seyda. Kitaplarından tanıyordum ama birebir tanışmıyorduk. Bir şekilde telefon numarasını bularak kendisiyle röportaj yapmak istediğimi söyledim. Beni kırmadı ve röportaj için evine kabul ettiğinde çok mutlu olmuştum. Evine gittiğimde karşılaştığım misafirperverlik beni bir kez daha tepeden tırnağa heyecana bürüdü. Uzun bir sohbetin ardından röportajımızı gerçekleştirdik. Dün 88 yaşında hayata gözlerini yumdu O edebiyat çınarı ve şiir filozofu Seydayê Gurdilî.

YILLAR ÖNCE SÖYLEDİKLERİ

Civan DEĞER

GAZETE SOKAK – 75 yıllık yaşamı boyunca Allah’ın ona verdiği dili özgürce konuşabilmek için mücadele etti. Halkının öz kültürüyle kendini ifade edebilmesi için yaşama tutunabilme kervanında ‘coşkulu yüreğiyle’ en görkemli sarayları yapar gibi imgeleri bir araya getirerek Kürtçe şiirler yazıp acılarının ‘divanını’ oluşturdu hazırladığı kitapta.

Yazdığı şiirler yakıldı. An geldi Kürtçe yazdığı ve konuştuğu için işkencelere maruz kaldı, mahkemelerde yargılandı. Ama bugün, devran döndü ve Kürtçe şiirlerini kitaplaştırdı. Çünkü artık serbestçe anadilini konuşabiliyor ve yazdıklarını toplumuyla özgürce paylaşabiliyor.

Asıl ismi Amadettin Yetiz. Yasaklamalar ve baskılar sonucunda yazdığı şiirlerin altında kendi ismini bile kullanamadı. Eserlerinin altına mahlas isim kullandı. Gurdilî aşiretinin bir mensubuydu ve şiirlerinin altında Seydayê Gurdilî ismini kullandı. Ama bugün işkence görmeden ve yargılanmadan artık serbestçe ismini kullanabiliyor. Evet, Seydayê Gurdilî’yi anlatmaya çalışıyoruz. Yani Mele Amadettin Yetiz olan Seydayê Gürdilî’yi.

Seydayê Gurdilî 75 yıllık hayat hikayesi boyunca yaşadığı sıkıntıları anlatırken, Kürt sorununa ve İmralı görüşmelerine de değinerek, bu sorunun çözümü için Başbakan Erdoğan’ın büyük bir şans olduğunun altını çizdi. Gurdilî, “İmralı ile başlatılan görüşmeler devam ederse bütün sorunlar çözülür. Türkiye barış ve demokrasi bahçesine dönüşür” diyor.
Bu sayımızda Mele Amadettin Yetiz ile gerçekleştirdiğimiz söyleşiyi keyifle okuyacağınızı umuyoruz…

İŞTE O RÖPORTAJ

Sizi tanıyabilir miyiz?

Aslen Kurtalanlıyım. Ama 1937 yılında Silvan’ın Boyacı (Elebocya) köyünde dünyaya gelmişim. 15 yıl boyunca medrese eğitimi aldım. Kürtçe, Arapça ve Türkçe biliyorum. Biraz Farsça ve Kürtçenin Soranica şivesini biliyorum. 20 yıl boyunca fahri imamlık yaptım, daha sonra resmi memurluğa geçtim ve emekli oldum. Ömrümün yarısından fazlası okumakla ve şiir yazmakla geçti. 10 çocuğum var. Bunlardan 2’si kız 8’i erkektir. 2 çocuğum lise mezunu, 8’i de üniversiteyi okudu.

Daha önce Kürtçe yazdığınız şiirler için bazı sorunlar yaşadınız. Şimdi ise Kütçe şiir kitabınız çıktı. Bununla ilgili neler söylemeksiniz?

Doğrusu bugünkü süreç olmasaydı bu kitabı yayınlama şansım olmazdı. Kitap yayınlamayı bırak, Kürtçe konuşmak bile yasaktı. Hatta evimizde bile Kürtçe konuşamıyorduk. Ak Parti döneminde çok şey değişti ve Kürtçe serbest oldu. Sıkıyönetim döneminde bizleri gözaltına alıp defalarca sorguladılar, işkence yaptılar, kemiklerimizi kıracak duruma getirecek kadar baskı gördük. Dipçiklerle dövüldük. Ama bugün durum değişti. Eskiden biz imamdık ve Kürtlerin yaşadığı bölgede görev yapıyorduk. Dolayısıyla Kürtçe vaaz veriyorduk. Biz zaten Türkçeyi çok iyi bilmediğimiz için vaaz verme şansımız yoktu, olsa bile karşımızdaki cemaatin yüzde 90’ı anlayamazdı. O dönemde Kürtçe vaaz vermek bile yasaktı.

Bizim dönemimizde inkâr ve asimilasyon politikası vardı. Ama Başbakan Recep Tayyip Erdoğan döneminde bu inkâr kalktı ve Kürtler kabul edildi, insan yerine kondu. Bu gün Kürtçe kitap yayınlayabiliyorsam başbakanın Kürt kültürünü, Kürt kimliğini tanıdığı anlamına geliyor.
Kısa bir süre önce Mesut Barzani’nin da bir açıklamasını dinledim. “Türkiye’de inkâr, imha sona erdiyse, silahlar da susarsa mesele tamamen çözülür ve bu sorunu Başbakan Erdoğan’ın çözeceğine inanıyorum” diyordu. Bugün inkâr ve asimilasyon sona ermiş. Çok kısa sürede silahların susması da gerekir. Bu da şu anda başlatılan barış süreciyle gerçekleşir.

Neden şiir?

Şiirin temel ürünü acıdır, kederdir. Kürt toplumu şimdiye kadar hep acılar içerisinde kıvrandı. Ben de halkımın yaşadıklarını edebiyatla, şiirle belgelemeye, anlatmaya çalışıyorum. Onun için şiir yazıyorum.

Ehmedê Xanî, Melayê Cizîrî, Cegerxwîn gibi Kürt filozof ve şairlerin kitapları bir zamanlar okuyanları idama götürüyordu. Ama şimdi serbest oldular. Bugünkü süreçle bunu nasıl bağdaştırıyorsunuz?

Bugün Türkiye’nin başbakanı Recep Tayip Erdoğan kendisi çıkıp meydanlarda Ehmedê Xanî’nin eserlerini halka gururla gösterebiliyor. Bu da Kürtleri ve kültürlerini, alimlerini kabullenmektir. Kültüre ve inanca saygıdır. Bugün Ehmedê Xanî yaşasaydı serbest bir şekilde her şeyi yazabilir, yayınlayabilirdi anadilinden. Cigerxwîn bugün yaşasaydı gelebilirdi Türkiye’ye. Şivan Perwer yıllarca sürgünde yaşadı ama başbakan bugün onu Türkiye’ye davet ediyor. Bunlar çok önemli ve değerli gelişmelerdir.

Mesut Barzani Ak Parti kongresine davet edildi ve yoğun ilgi gördü. Bununla ilgili neler söylemek istersiniz?

Bu yaklaşım çok önemli ve değerli bir davranıştır. Şimdiye kadar Kürtlere, ya da Kürt liderlerine bir bekçi kıymeti verilmiyordu. Hatta Celal Talabani’nin Ankara’da saldırıya uğradığını biliyoruz. Ama Ak Parti kongresinde 11 defa Kürdistan ismi zikredildi ve Başkan Mesut Barzani yoğun sevgiyle karşılandı. Ben şahsen bu açıklamalarımla kimsenin propagandasını yapmıyorum. Yaptığım tek şey, 75 yıllık ömrüm boyunca yaşadıklarımın dününü ve bu gününü karşılaştırmaktır ve analiz etmektir. Ben Allah rızası için doğru olan neyse onu anlatıyorum.

İmralı görüşmelerini nasıl buluyorsunuz?

Bu görüşmeleri çok önemli buluyorum. Bütün bu anlattıklarımız yeterli değil, ancak önemli adımlardır. Önemsiyoruz ve destekliyoruz. İmralı ile başlatılan görüşmeler devam ederse bütün sorunlar çözülür. Türkiye’ye barış ve demokrasi gelir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Captcha loading...