GAZETE SOKAK – Kadına yönelik şiddetin hiçbir şekilde giyimle alakası olmadığını söyleyen Aysel Gezginci, “Başörtü takmayan bir kadın nasıl ki sokakta güvende yürüyemiyorsa biz başörtülü kadınlar da aynı zorlukları yaşıyoruz. Çarşaf giydiğim için IŞİD’li sözlerine maruz kalıyorum” dedi. Gezginci, 25 Kasım’da taleplerini haykırmak için kadınları birlikte mücadele etmeye çağırdı.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) İzmir İl Örgütü ile beraber Bornova’da kadın çalışmaları yürüten Aysel Gezginci, partinin renkli simaları arasında yer alıyor. Gezginci, Roboski Katliamı’ndan sonra çevresindeki insanlık dışı söylemlere tepki göstererek dini cemaatlerden ayrılıp HDP’ye girdi.

25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü için mahalledeki kadınlarla birlikte yapılan çalışmalar hakkında bilgi veren Gezginci, dinin kadınlar üzerinde baskı aracı yapılmaması gerektiğini vurguladı.

‘ÇARŞAF GİYDİĞİM İÇİN IŞİD’Lİ SÖZLERİNE MARUZ KALIYORUM’

MA’dan Ayşe Sürme’nin haberine göre, Kadına yönelik cinsel saldırı ve şiddetin hiçbir şekilde giyimle alakası olmadığını söyleyen kadınların “açık” ve “kapalı” olarak ayrımcılığa maruz kalmasına tepki göstererek, “Başörtülü kadınlara yönelik de saldırılar söz konusu. Baş örtüsü takmayan bir kadın nasıl ki sokakta güvende yürüyemiyorsa biz başörtülü kadınlar da aynı zorlukları yaşıyoruz. Etrafımda sözlü şiddete maruz kalıyorum. Toplumda özgürlüğüm kısıtlanıyor. Benim gibi birçok kadın bunları yaşıyor. Çarşaf giydiğim için bazen IŞİD’li sözlerine maruz kalıyorum. Cahil dediklerini duyuyorum. Bu sözlere maruz kalıyoruz. Bana tavır koyan bir insana bakıyorum, eğer çok sert değilse kendimi onlara ifade etmeye çalışıyorum. Severek gülümseyerek yaklaşmaya çalışıyorum. Eğer anlamayacak bir insansa zaten tepki vermeden yoluma devam ediyorum” dedi.

‘GÜVENSİZ BİR ORTAM YARATILDI’

“Toplumda din için öyle bir algı yarattılar ki inançtan çıktı araç haline getirildi” diyen Gezginci, dinin çıkarlar için kullanıldığı görüşünde. Yaşanılan din kültürü ve gelinen din algısının çok farklı boyutlarda olduğunu vurgulayan Gezginci, “Bakıyoruz; yalan, kul hakkı yeme, kişinin hürriyetine saldırma, taciz ve tecavüz çok fazla yaşanıyor. Bunlar şiddetin en üst boyutudur. Bu suçları işleyenler, dini kullanarak kendini aklamaya çalışıyor. Daha önce dışarıda daha çok vakit geçirirdik, mahallemizde geç saatlere kadar komşularımızla otururduk. Son zamanlarda artık çocuğumuzu bakkala gönderemez olduk. Kendim bile gidemiyorum. Çünkü artık güvensiz bir ortam yaratıldı. Herkes o kadar şiddete meyilli olmuş ki ailede, iş yerinde ve her yerde hissediyoruz. Toplumda fazlasıyla gerileme var. Kadın şiddete maruz kalıyor, dayak yiyor, eşinin düzelmesini bekliyor, konuşmuyor, itiraf etmiyor. Bu süreç içinde psikolojisi bozuluyor. Kendi kendine ‘acaba ben bunu hak edecek ne yaptım?’ diye düşünüyor. Sorunu kendinde bulduğu için şiddet devam ediyor. Dolayısıyla; ‘erkektir düzelir, yapar’ algısını terk etmeliyiz. Kadınlar, ‘Bir tokattan ne çıkar’ demesinler. Bir tokattan iki tokat çıkar. Daha sonra boyutu artar. Ama tüm bunlara rağmen kadınların eskiye oranla daha çok seslerini çıkarttığını görüyorum. Şiddete karşı koyuyoruz” diye konuştu. Gezginci, her zaman ezilenlerin tarafında olmayı seçtiğini belirterek, “Bir ezilen mazlum taraf varsa ondan yana olmuyorsak zalimlerden yana olmuş oluruz” dedi.

‘İNANÇ ÜZERİNDEN DE ŞİDDET YAŞANIYOR’

Toplumda inanç üzerinden de şiddettin yaşandığını; bu durumdan en çok kadınların etkilendiğini vurgulayan Gezginci, şöyle devam etti: “Din ve diyanet devlet işlerinden ayrılmalıdır. Diyanet bence kaldırılmalı. Aleviler, Sünniler ve ülkemizde yaşayan farklı inançta halklar hangi dindense onu yaşamalı. Zoraki dersler olmamalı ki bu da bir şiddettir. Ben farklı bir dine inanıyorum; ama arkadaşım farklıdır. Peygamberimiz kendi zamanında Müslümanlığı yaymak için İslamiyet’e davet ettiği zaman ‘dinde zorlama yoktur’ demiştir. Dinine davet ediyor gelirse gelir gelmezse gelmez. ‘Senin dinin sana benim dinim bana’ demiştir. Maalesef birçok kadın, erkek ve aile baskısından kaynaklı baş örtü takıyor. Kadını kapatarak yaşam alanından mahrum ediyorlar. Bu da kadın için en büyük şiddettir” ifadelerine yer verdi.

’25 KASIM’DA YERİMİ ALACAĞIM’

25 Kasım için yaptıkları çalışmaları paylaşan Gezginci, “Biz kadınlar erkeklere dur demeyi öğrendik. Önümüzde şimdi 25 Kasım var. O gün için yaptığımız çalışmalar sürüyor. Kadınları, 25 Kasım’a çağırmak için bir araya geliyoruz. 25 Kasım’ın önemini anlatıyoruz. 24 Kasım’da kadınlarla bir araya geleceğiz, taleplerimizi ve isteklerimizi konuşacağız. Bir çözüm üretmek için pankart ve dövizlerimizi hazırlayacağız, çağrılarımızı yapacağız. Her yıl olduğu gibi 25 Kasım’da yine yerimi alacağım. Bütün kadınlar da o gün kendilerine vakit ayırıp taleplerini alanlarda dile getirsinler” dedi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Captcha loading...