11 yıl sonra tahliye edilen Kürt yazar Fırat Can, cezaevinde yazdıkça özgürleştiğini ve tahliyeden sonra ilk olarak özlemini duyduğu ağaçlara sarıldığını söyledi.

GAZETE SOKAK – Denizli T Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutulan Kürt yazar Fırat Can, 13 Kasım’da tahliye edildi. 2010 yılında “örgüt üyesi olmak” iddiasıyla tutuklanan Can, 11 yılı aşkın süre boyunca Hatay, Adana, Ankara, Antalya ve Denizli’de bulunan cezaevlerinde kaldı. Can, tutukluğu sürecinde çok sayıda hak ihlaline maruz kaldı ve en son 6 ay boyunca infazı yakıldığı için tahliyesi geçiktirildi. Can, tutukluluk sürecini fırsata çevirerek cezaevinde “Umuda Bir Ülke” ve “Hep Mavi Kal” adlı kitapları kaleme aldı. Can, 11 yıllık tutukluk sürecini anlattı.

KIRIK KOLLA HÜCREYE ATILDI

Denizli’deki cezaevinde 6 yılı aşkın bir süre kaldığını aktaran Can, buraya sevk edildiği sırada çıplak arama dayatmasına maruz kaldığını ve buna karşı çıktığı için sol elinin kırıldığını söyledi. Can, “Beni o şekilde hücreye attılar. Yaklaşık 15 gün hücrede kaldım. Daha sonra siyasilerin olduğu koğuşa geçtim” dedi.

Denizli’deki gardiyanların kendilerine sert bir tutum sergilediklerini ifade eden Can, “İnsan gözüyle bakmıyorlardı. Hakaretlere maruz kalıyorduk. Bir gün koğuşta sayım yapacakları sırada ayakta sayım dayatması yaptılar. Karşı çıktık. Sayım sırasında gardiyanlar bizi sayarken ’14 büyükbaş’ dedi. Tartışma çıktı. Pandemi sürecinde bu ihlaller arttı” dedi.

İHLALLER

İhlallerin artmasıyla birlikte sosyal aktivitilerinin de engellenmeye başladığını kaydeden Can, “Spor, atölye, beraber oturma gibi aktivitelerimizi yapamıyorduk. Avukatlarımızla görüştürülmüyorduk. Sadece ailemizle iletişim kurabiliyorduk. Uygulamalar tamamen keyfiydi. Mektuplarımız verilmiyordu ve birçok mektubumuz bu şekilde kayboldu. Aynı şekilde kargolarımız da verilmiyordu. Revire götürüldüğümüzde gardiyanlar tarafından sürekli komutlar verilerek proveke ediliyorduk” dedi.

TAHLİYEYE ENGEL

İnfazı tamamlanmasına rağmen “pişmanlık” dayatmasını kabul etmediğini ve bundan kaynaklı 6 ay daha tutuklu kaldığını ifade eden Can, “İdari Gözlem Kurulu keyfi uygulamalarla infazımı erteledi. Cezamın bitmesine az bir zaman kala psikososyal servise götürüldüm. Her yerde asker fotoğrafları vardı. Psikososyal servise benzemiyordu. Orada pişmanlık dayatması yaptılar asla kabul etmeyeceğimi söyledim. Çünkü yaptığım şeylerden pişman değildim. Ne yaptıysam insanlık adına yaptım. Yaptıklarım suç değildi. Gözlem kurulunda bana ‘devlet senin için ne anlama’ geliyor diye sordular. Çok alakasız sorular sorarak tahrik etmeye çalışıyorlardı” diye kaydetti.

ÖZGÜR ÜLKEYİ YAZDI

Cezaevi sürecinde kendisine destek olan en büyük durumun yazmak olduğunu aktaran Can, yazmaya başlama sürecini şöyle anlattı: “Cezaevindeyken düşünüyordum. İnsan ne için yaşıyor? Yaşamımda çok farklı anlara tanıklık ettim. Tanık olduğum anları ve insanları yazmam gerektiğini düşündüm. Yazmak benim için terapiydi, yazdıkça özgür oluyordum. Çünkü hem toplumuma karşı olan borcumu ödemek hem de tanıklık ettiğim anları, kişileri, Kürt halkının gerçeklerini insanlara ulaştırmam gerekiyordu. İlk kitabımda özgür bir ülkeyi anlattım. Çünkü hayalim Kürt çocuklarını özgür bir ülkede yaşatmaktı.”

‘DİRENEN KADINI ANLATTIM’

Edebiyatla özgürlüğü anlatmayı amaçladığını ifade eden Can, “Kürt halkı özgürlüğü çok fazla hak ediyor. Kürt çocukları gülmeyi hak ediyor. Ama karşımızda barbar bir devlet var. Çocuklarımızın gülmesine bile izin vermiyor. İkinci kitabımda ise direnen bir kadını anlatım. Çocukluğundan şahadetine kadar ki yaşamını anlatım. Kitaplara çoğunlukla kadınlar sahip çıktı, birçok kişi kendini bu kitaplarda buldu. Eğer kitaplar amacına ulaştı ise bu beni mutlu eder” dedi.

Yazdığı kitaplar hakkında toplatma kararı olmamasına rağmen kendisine verilmediğini de sözlerine ekleyen Can, “Bir yazara yazdığı kitabın verilmemesi, anneye çocuğunu vermemekle eşdeğer gibiydi” diye kaydetti.

ÖZGÜR FİKİR KORKUSU

Kürtçe’ye ve Kürt edebiyatına yönelik baskılara değinen Can, devletin “özgür fikirleri” yazanlardan korktuğunu söyledi. Can, “Özgür fikirleri de halka ulaştıracak olan yazarlardır. Eğer bir yazar bu görevini iyi bir şekilde yerine getiriyorsa cezalandırılıyor. Kürt tarihinde yazılması gereken kritik yerler var. Devlet de bunların yazılmasından korkuyor. Bunun içinde yazarları tutukluyor. Ama yazmayı engelleyemiyor. Çünkü yazmak için mekanın bir önemi yok, her şey beyin ve kalpte bitiyor. Beyin ve kalp özgürse hücrede bile özgür yaşarsın. Özgür değilse dağın başında olsan bile tutsak olursun. Fikirleri özgürse dört duvar arasında da yazarsın, fikirlerin dışarı çıkar. Ben de bunun için yazdım” diye konuştu.

EDEBİYAT ELEŞTİRİSİ

Edebiyatın bir toplumun gözü ve kulağı olduğuna dikkati çeken Can, şunları söyledi: “Çözüm süreci Kürtler için önemliydi. O döneme şahit olanlar, konuşmalara, toplantılara yönelik çalışmalar yapıp bunu halka ulaştırabilirdi. O döneme şahit olanlar bir şey yazmadı, bu eksiklik. Kürt toplumunda önemli gelişmeler işlenmedi. Her toplum kendi yazarını çıkarır. O yazar o topluma özgü olur. Kürt toplumunu ilgilendiren çok önemli toplumsal olayların edebiyatın konusu olmalı, edebiyatta işlenmeli. Devlet çoğunlukla Kürt kültürüne saldırıyor. Toplumu öne çıkaracak, çocuklara yönelik konular işlenmiyor. Biraz popülizmden uzaklaşmamanın sonucu. Edebiyatçı toplumun gözü önünde yapılan şeyleri toplayıp, derleyip 7 yaşından 70 yaşına kadar insanların okuyabileceği şekilde topluma sunmalıdır.”

‘AĞACA SARILDIM’

Cezaevinde kurduğu hayalleri de paylaşan Can, bunların başında bir ağaca sarılmak ve kediyi öpmek olduğunu aktardı. Can, 11 yıllık tutukluluğun ardından yaşadıklarını şöyle anlattı: “İnsan cezaevinde çok şeyi özlüyor. Ağacı, kuzuları, sıcak bir sohbeti, yıldızları. Cezaevi sadece insanı ailesinden ve toplumdan koparmıyor. Bana içerde sordular ‘Dışarı çıktığında ne yapacaksın?’ diye. Bir ağaca sarılacağımı ve bir kediyi öpeceğimi söyledim. Serbest bırakıldığımda bir ağaca sarıldım. Bir çok insan için bir şey ifade etmiyor. Ama benim için çok anlam ifade ediyor, o yapraklara dokunmak ve koklamak. Yıldızları seyrettim, çok farklı duygular hissettim. İçerdeki arkadaşlar özgür olmadan insan özgürlüğün tadına varamıyor tabi. Yine de uzun zaman sonra bunları görmek ve hissetmek güzeldi.” Kaynak: MA / Mehmet Aslan – Mahmut Altıntaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Captcha loading...