GAZETE SOKAK – Ankara Gar katliamında kızı Başak Sidar Çevik ile kız kardeşi Nilgün Çevik’i kaybeden öğretmen İzzettin Çevik, “Bin kişiye bir kişi kurban verdik. Çocuklarımı koruyamadım. Birbirimizi koruyamadık“ dedi.

Ankara Gar katliamının 3’üncü yıldönümünde 10 Ekim Barış ve Dayanışma Derneği tarafından “10 Ekim Katliamı’nın 3’üncü yılı” konulu panel düzenlendi. Tüm Belediye ve Yerel Yönetim Hizmetleri Emekçileri Sendikası (Tüm Bel- Sen ) Genel merkezi toplantı salonunda düzenlenen panele konuşmacı olarak Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Genel Sekreteri Ramazan Gürbüz, 10 Ekim Barış ve Dayanışma Derneği Eşbaşkanı Mehtap Sakinci Coşgun, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Ankara Şube Başkanı Emin Koramaz, 10 Ekim Avukatlar Komisyonu’ndan Nuray Özdoğan ve 10 Ekim Aileleri adına İzzettin Çevik katıldı.

Salona katliamda yaşamını yitirenlerin fotoğraflarının olduğu ve “10 Ekim’i Unutmadık, Unutmayacağız” pankartı asıldı. Panele katliamda yaşamını yitirenlerin aileleri, yaralı kurtulan yurttaşlar ve sendika üyeleri yanı sıra HDP ve CHP’li yöneticiler de katıldı.

‘YAŞANACAK BİR ÜLKE YARATMA GÖREVİMİZ VAR’

TMMOB Ankara Şube Başkanı Emin Koramaz, “103 arkadaşımızı demokratik değerler, barış egemen olsun diye gelmiştik. IŞİD çetecileri ve onların temsil ettiği zihniyet Gar meydanını kana buladı. Bize düşen görev yitirdiklerimizin özlemini, onların uğurlarında öldükleri bir ülke yaratma mücadelesinden asla vazgeçmemek olmalı” diye konuştu. Gar Meydanı’nda o gün insanların barış, demokrasi, insanca yaşanılacak bir ülke olsun diye toplandığını dile getiren Koramaz, böylesi bir ülke yaratmanın görevleri odluğunu söyledi.

‘10 EKİM’DE GAR MEYDANI’NDAYIZ’

Koramaz, birkaç IŞİD’çinin yargılandığına dikkat çekerek, “Bu olaya karışanlar, yol verenler, ambulanstan önce TOMA’ları meydana sürenler, oyumuz arttı diyenler, ölüm ve gözyaşı içerisinden siyasi rant çıkaranlar yargılanmadı hala iktidardalar. Bize düşenler onların iktidarını yıkıp, bizlerin iktidarını kurmaktır. 10 Ekim’de Gar meydanında olacağız, 10 Ekimler bir daha olmasın diye alanlarda olacağız. Yakınlarının acısını paylaşılmasına bile tahammül edilemeyen bir ülkede onların mücadelesinin yarım kalmayacağını anlatmak için bugün buradayız” diye konuştu.

KESK Genel Sekteri Ramazan Gürbüz, çağrıcı dört kurum adına söz aldığını belirterek, “Hafızamızı bir kez daha o günlere götürerek, o günleri paylaşma adına buradayız. 10 Ekim 2015 tarihine giderken, barış ve demokrasi mücadelesinde Türkiye hangi koşullardaydı buna değinmek istiyorum” dedi. 2002’de iktidara gelen AKP’nin ırkçı, gerici, şoven milliyetçi tutumunun son döneminde toplum üzerinde yoğunlaşarak devam ettiğini ifade eden Gürbüz, AKP’nin 7 Haziran sonrasında tek başına iktidar olamayacağını anlamasıyla birlikte yoğunluklu bir savaş süreci başlatıldığını hatırlattı.

‘MUHALİF AVI BAŞLATILDI’

“Türkiye’nin her yerinde onurlu insanları, aydınlık yüzlü insanları bu ülkede barışı, demokrasiyi dillendiren halkımız saldırıya uğramaya başladı. İzmir’de, Muğla’da linçler başladı. Bu bilinçli bir stratejik, ideolojik hattı” diyen Gürbüz, şöyle devam etti: “ Muhafazakar milliyetçi toplumun alt katmanlarını bloklamak ile kaybettiği iktidarını yeniden kurmak üzere harekete geçti. Bu süreçte iç güvenlik yasası çıkarıldı. Ülkedeki tüm muhalif kesimleri zapt u rap altına alarak, Vali ve Kaymakam’a her türlü yetki verildi ve muhalif avı başlatıldı. Önce Diyarbakır, Suruç katliamı yaşandı. Öteden bu güne 100 yıllık geçmişimizle buna cevap olmak için demokratik, anayasal, yasal hakkımızı kullanmak için 4 sendika onlarca kez bir araya gelerek bir miting karar aldık. Bugüne kadar binlerce açıklama yaptık. Sokağı kurulduğumuz günden bu yana demokratik çerçeve ile kullandık. Daha öncede saldırıya uğradık ama böylesi bir katliama Cumhuriyet tarihinde ilk kez karşılaştık.”

‘FAİLLER ÇIKANA KADAR MÜCADELE EDECEĞİZ’

Dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu’nun yaptığı açıklamaları anımsatan Gürbüz, bu açıklamaların kaosun nasıl oluşmasının sağlandığının itirafı olduğunu kaydetti. Gürbüz, “Dünden bugüne biz bu ülkenin emek, barış ve demokrasi talep eden kurum ve kuruluşları olarak bu katliamı unutturmayacağız. Çorum’un, Sivas’ın, Roboski’nin Suruç’un failleri çıkana kadar mücadele edeceğiz.”

‘BİZİ KATLEDENLER ALANDAYDI’

Ardından söz alan avukat Nuray Özdoğan ise hayatta kalanlar olarak orada ilk anda müdahale etmeye çalıştıklarını söyledi. Olayın mağduru ve müştekisi olarak olay günü yaşananların aynısı ile yargılamada da karşılaştıklarını söyleyen Özdoğan, “Savcının yapmadığı keşfi, delillerin üzerinde gezen emniyetin ne yapmadığına dair bir rapor azarladık ve o gece yayınladık. ‘Biz katledildik ve bizi katledilenler alandaydı’ dedik. Aylarca savcının kapısını bir gün bile boş bırakmadık. Yüzleşme inadıyla sürekli gidip, geldik. Dosyadaki 3 sanık ayrı ayrı şüpheli olarak öldürüldü. Bir kısım deliller ile önümüze dosya ile çıkıldı. Dava sürecinde bir kısım delilleri biz görünür kılabildik. Biz katliama uğradık demek ile yeterli değil. Türkiye gibi ülkede ne yazık ki ispat yükü katliama uğrayanlarda her zaman” dedi.

‘DOSYA APAR TOPAR KAPATILDI’

Mahkeme salonunda kendi çabalarıyla elde ettikleri delilleri sunduklarını dile getiren Özdoğan, “Ama mahkemenin direnci en sonunda kişilerin ‘anayasal düzeni bozmak’ suçundan ceza aldığı bir süreç oldu. Sanıkların birçoğunun katliamla ile bağı, devletin belli kademelerinde ilişkilerinin görünür olduğu deliller ortaya çıktı. Mahkeme ve iktidarın hoşuna gitmediği için apar topar dava bitirildi. Gözümüzün önünde olan belgelere rağmen ısrarla soruşturulmama eğilimi oldu ve ısrarımıza rağmen incelenmedi. Ama hepsi hakkında suç duyurusunda bulunuldu. Bomba yapım maddeleri çıktığı halde işlem yapmayan savcılar hakkında suç duyurusunda bulunuldu ama bir şey henüz elde edilmedi. Temyiz’e bağlı dosyalar aileler adına istinaf başvuru yaptık. Yargıtay süreçleri de olacak. Sanıklar açısından takip edilecek avukat komisyonları, ayrılan sanıklar açısından süren yargılama var. Ağırlığı acısı bir yana, demokrasi mücadelesinden yana bir yol çiziyorsak 8 Kasım’daki dava da takip edilmeli” ifadelerinde bulundu.

IŞİD yargılamalarının insanlığa karşı suç kapsamında yargılanması için de mücadelelerinin devam ettiğini ifade eden Özdoğan, “Uluslararası hukuk camiasında tartışılması için bir çalışmamız var. Avrupa’daki, Ortadoğu’daki yargılamalara ulaşarak, uluslararası bir ağ oluşturmaya çalışıyoruz. Uluslararası alanda tartışılması haline gelmesi için mücadele edilecek. Türkiye bu tarz örgütlenmelere her zaman açık, biz bu konuda ayık olmadığımız sürece her zaman sonucu tartışıyor olacağız. Barış ve demokrasi mücadelesi diyeceksek bunun hukuksal yapısını da tartışmamız gerekir” dedi.

‘ÇOCUKLARIMIZI KORUYAMADIK’

Katliamda kızı Başak Sidar Çevik ile kız kardeşi Nilgün Çevik’i kaybeden öğretmen İzzettin Çevik, de şöyle konuştu: “Ben kendimi anlatabilirim. KESK ve bileşenler olmasa daha da zorlaşacaktık yaşamım, nefes alabiliyorsam bu dayanışma sayesindedir. Ama. Aması var. Hepimiz kendi yokluğumuzu yaşıyoruz. Müştekiler duruşmaları takip etmese biraz da olsa adaletin sonuca ulaşması da mümkün değil. Dün Urfa’da mezarlığa gittik. Eşim nasıl ağlıyorsa diğer anneler de de öyle ağlıyordu. Amcaoğullarım dahi o mezar başında yoktu. 3 yıl oldu. 3 yıldır yol arkadaşlarım dışında kimse selam vermiyor. Yüzüne gülmeyi, birbirini sormayı bırakın, selam vermiyorlardı. Hepimiz korktuk, sindik. Böyle katliamlara tahammülümüzün olmaması gerekir. Ben kızımın, kız kardeşimin, eşimin yanındayken onları koruyamadım. Nasıl kendimi suçlu hissetmeyeceğim. Karşımızdaki canavarı tanımadık. Gerçek muhalifler olarak canavarı tanımadık. Elin oğlu elini kollunu sallayarak, geldi ciğerimizi söktü. Bin kişiye bir kişi kurban verdik. Çocuklarımı koruyamadım. Birbirimizi koruyamadık.”

Son olarak konuşan 10 Ekim- Der Eşbaşkanı Mehtap Sakinci Coşgun, katliamın 3’üncü yılında bir araya gelmenin bir yüzleşme olduğunu söyleyerek, şöyle devam etti: “Kimisi için acıyla yüzleşmedir. Kimisi için hatalarıyla yüzleşmedir. Her ayın 10’unda orada olmak ama her yıl orada olmamak ile karşı karşıyayız. O gün orada Türkiye’nin her yerinden gelen barış kelimesinin gücü ve sihrine inanlar vardı. Örgütlü bir barış mitinginden sonra barış umudunu yeşertmek için bir araya geldik. Gelinen noktada hepimizin birer parçası olduğu birbirini tamamlayarak, yürüttüğü bir süreçteyiz. Bu ülkede herhangi bir mücadelenin kolay olmadığını biliyoruz. Sadece kayıpları olan insanlardan çok hepimiz hak savunucusu neferlerine dönüştük. Dernek olarak temel taleplerimizi her ayın 10’unda dile getiriyoruz. Her ay aynı sözleri, aynı talepleri söylemekten yorulmuyoruz. Metanet, sabır gibi söylemler kavramsaldır ama biz inatla sıkılmadan yorulmadan söylemeye devam ediyoruz.”

“Acımıza saygı duyulmayıp, burada bir anıt yapılmamasını kabul etmiyoruz” diyen Coşgun, “Bunun için mücadele etmeliyiz. 3 yıl olmuş ve bir anıt yok. 4’üncü yıla girdiğimiz şu günlerde yas tutmak için onlarca yıl bekleriz ama mücadeleden vazgeçmeyeceğiz” diye sonlandırdı.

Panel katliamda yakınlarını kaybeden ailelerin söz almasıyla sona erdi. (MA)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Captcha loading...