Bilim, siyaset ve akademisyen kimliğini başarıyla bir arada barındıran nitelikli siyasetçilere ülkemizde az rastlansa da yurttaş olarak bizler buna pek de alışık değiliz.

GAZETE SOKAK – Son zamanlarda adından sıkça söz ettiren ve giderek halkın gündeminde aldığı yeri genişleterek güçlü kılan siyasi bir hareket, emin adımlarla zirveye doğru ilerliyor.

Civan DEĞER

Oldukça iddialı tespitleriyle dikkatleri üzerine çeken, sahip olduğu kitleyi hızla büyüten; aslında akademisyen olup ama yurt içinde ve yurt dışında aldığı eğitimle iyi yetişmiş, araştıran; ülke sorunlarını çok iyi tahlil eden, adalet duygusu yüksek, hukuku önemseyen bir liderin öncülük etti siyasi hareketi anlatmaya çalışıyoruz..!

Kendisini; medyada yer alan demeçleri ve ortaya koyduğu tespitlerle tanıma şansım oldu. Adalet Partisi Genel Başkanı Dr. Vecdet Öz’ü anlatmaya çalışıyoruz. Biz de onu yakından tanımak, partisinin politikaları ile ilgili bilgi almak ve sizlere anlatmak için Dr. Vecdet Öz ile bir söyleşi gerçekleştirdik.

Keyifle okuyacağınızı düşünerek yaptığımız söyleşimiz şöyle:

Siz uluslararası bir bilim insanısınız, dolayısı ile tanınıyorsunuz. Ama biz gene de soralım, Dr. Vecdet Öz kimdir? Bu kariyere rağmen neden siyaset ve neden Adalet Partisi?

1959 yılında Samsun’un Çarşamba ilçesinde dünyaya geldim.

Yaşamsal kimliğimi üç kategoride ifade edebilirim: Bürokrat, Akademisyen ve Siyasi..

Bürokrat kimliğim:

1989-2015 yılları arasında aşağıdaki idari görevlerde bulundum:

  • İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Kan Merkezi Müdürü (1989-1993)
  • Sağlık Bakanlığı İstanbul Bölge Hıfzıssıhha Enstitüsü Müdürü (1993-1995)
  • Sağlık Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı ve Müsteşar Vekili (1995-1998)
  • İstanbul Üniversitesi Adli Tıp Enstitüsü Tıp Bilimleri Anabilim Dalı Başkanı (2005-2013)
  • İstanbul Üniversitesi Adli Tıp Enstitüsü Yönetim Kurulu Üyesi, Enstitü Kurulu Üyesi ve Müdür Yrd. (2013-2015)

Akademisyen kimliğim:

İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı’nda ihtisasımı tamamlayarak Klinik Mikrobiyoloji uzmanı oldum. Ardından aynı üniversitenin Adli Tıp Enstitüsü’nde doktora eğitimini tamamlayarak PHD akademik unvanını kazandım. Doktora sonrası aynı enstitüde girdiğim sınavı kazanarak Yardımcı Doçent unvanıyla öğretim üyesi kadrosuna atandım. Daha sonra yurt dışında girmiş olduğum sınavlarda Doçent ve Profesörlük unvanı ve diplomalarını almaya hak kazandım. Çok sayıda ulusal ve uluslararası bilimsel yayınlarım ve biyoterör konusunda yazarlığını yaptığım bir ders kitabımız bulunmaktadır.

Siyasi kimliğim:

Annesi Cumhuriyet Halk Partili babası ise Demokrat Partili bir ailenin evladıyım. Siyaset yapmanın vatandaşlık görevi ve kutsal bir hizmet olduğuna inanmış bir insanım. Uzun yıllar 9. Cumhurbaşkanımız rahmetli Süleyman Demirel’in himayesinde bürokrat olarak görev yaptım ve onun tavsiyesiyle 2015 yılında bir grup arkadaşımla birlikte Adalet Partisi’ni kurduk. Ardından genel başkan seçildim ve halen bu görevi sürdürmekteyim.

Türkiye’nin siyasi durumunu değerlendirir misiniz? Nereye gidiyoruz ve sonuç ne olur?

Ülkemizde siyaset 1980 darbesiyle birlikte büyük bir tahribata uğratılmıştır. Darbe sonrası kurulan partiler yoğun bir şekilde dış güçler tarafından manipüle edilerek etnik ve mezhepsel eksenli kutuplaştırıcı siyasete alet edilmiştir. Adalet ve Kalkınma Partisi bu yoğun manipülasyonun vahim bir neticesidir. Başta FETÖ olmak üzere onlarca felaketin müsebbibi olan AKP, iktidarda kaldığı sürece bu vahamet derinleşerek devam edecektir. Millet bu tehlikeyi görmediği sürece sonuç maalesef Yugoslavya’nın akıbeti olabilir.

Türkiye’de hukuk ne durumda? Sizce adil yargılama var mıdır, yoksa neden?

Yargının gözü kanun kitabında değil de iktidarın iki dudağında olursa o ülkede adalet tefessüh eder. Ne yazık ki ülkemizde durum tam olarak budur ve yargı bağımsızlığından bahsetmek mümkün değildir. Yasama, yürütme ve yargı özerk olmak zorundadır. Biz buna kuvvetler ayrımı diliyoruz. Adalet bakanına yani yürütmeye bağlı bir yargı asla bağımsız olamaz.

Sizin Atatürk’e olan bağlılığınızı neredeyse bütün herkes biliyor. Atatürk’ün kurmuş olduğu Türkiye Cumhuriyeti; demokrasi, hukuk ve halkçılık bağlamında şu anda hangi aşamadadır? İyi durumda değilse neden?

Atatürk’ün kurmuş olduğu ülkenin başta demokrasi olmak üzere kuruluş kodlarından eser kalmamıştır. Halkçılık kavramı ümmetçilik kavramıyla yer değiştirmiş, hukuk güçlünün haklarını müdafaa eden bir düzene devşirilmiştir. Cumhuriyet’in hiçbir kazanımından eser kalmamış, varlıklar haraç mezat satılmıştır. Çare emperyal yaptırımdan biran önce kurtulup fabrika ayarlarına dönecek çalışmalar yapmaktır. Bunun tek yolu ise yerli ve milli siyasettir.

Siz bilim insanısınız, günümüzde çelişkilerle dolu olan bir siyaset kurumu var. Bilim ile siyaseti bir arada yürütürken zorluk yaşamıyor musunuz?

Asla yaşamıyorum çünkü ifade ettiğim gibi ülkenin kuruluş felsefesi ve kodları ilmi motiflerle ve medeniyet ışığında vücut bulmuştur. Büyük önder Mustafa Kemal Atatürk tüm faaliyetlerinde fenni ve çağdaş yaşamı esas almış bilim insanını ön plana çıkarmıştır. Bayrağı düştüğü yerden kaldırmak ancak bu felsefeyi tekrar siyasi düstur haline getirmekten geçer. İşte burada şahsıma ve akademisyen arkadaşlarıma düşen görev büyüktür. Devlet tecrübesine sahip olmam bu hususu daha da kolaylaştırmaktadır.

AİHM’nin Demirtaş ile ilgili verdiği karar sizce doğru mu, uygulanmalı mı? Nasıl yorumluyorsunuz?

Bu konuda şahsımın ne düşündüğü değil Anayasamız ne diyor ona bakmak gerekir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 46’ncı maddesi gereği AİHM kararlarını yerine getirme yükümlülüğümüz vardır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Türk hukuk sisteminin bir parçasıdır. Anayasanın 90. maddesi derki; AİHM ile Türk yasaları arasında bir çelişki olduğunda AİHM’nin kararı esas alınır. Bu durum karşısında siz çıkıp ben kendi mahkememin kararını uygulayacağım diyemezsiniz. Ben Vecdet Öz olarak kişinin kim olduğu ve hangi siyasi ideolojiden olduğuna değil varsa suçu ve hukuk kitabı ne diyor ona bakarım..

Bugün ki iktidar ülkeyi nasıl yönetiyor? Dış politikamız ne durumda ve Suriye savaşına dahil olmamızı doğru buluyor musunuz? Ya da yöntem nasıl olmalı?

İktidar yönetme özürlüdür. Ülkeyi yönetmiyor bilakis ülkenin önündeki en büyük engeldir. Mevcut bir dış politikamız yoktur ve olmayan politikanın değerlendirmesi de yapılamaz. Dış politika demek diplomasi demektir. İktidar asırlık diplomatik yapıyı tahrip etmiş, dış ilişkileri şahsi ve keyfi kararlarla yürütür hale gelmiştir. Bu konuda durumumuz Afrika’daki ülkeler seviyesine indirgenmiştir. Bu yüzden alınan tüm kararlar fiyaskoyla neticelenmektedir. Suriye meselesi bunlardan sadece biridir ve baştan sona yanlış işler yapılmıştır. Diplomatik akıl bir ülkenin en önemli gücüdür ve bu gücümüz ortadan kaldırılmıştır.

Adalet Partisi’nin ülkenin geleceği için projeleri nelerdir?

Biz AP’liler, diğer partilerden farklı olarak sıra dışı bir politikanın temsilcileriyiz.

Bu millet sürekli eleştiren, proje üretmeyen, saldırgan politikalardan artık bıkmıştır.

Bizler politikalarımızı sadece muhalefet üzerine kurmadık;
“Yapılan iyi şeyleri takdir ederken yanlışları eleştiren, eksik yapılanları ikaz eden tamamlayıcı bir partiyiz.”

Olanlarla olması gerekenler arasında köprü olan, bunlara ilişkin projeleri en iyi bilen, geçmişten geleceğe kalkınmanın tek adresiyiz.

Her zaman halkın yanında ve halkın sesi olan demokrat bir partiyiz.

Halka rağmen değil halkla birlikte siyaset yapan, halkın ihtiyaç ve beklentilerini iyi okuyup bunlara ilişkin çözüm ve projeler üreten toplumcu bir partiyiz.

Şahıslar üzerinden siyaset yapmayan, sadece icraata yönelik yanlışlıkları eleştiren, eleştirirken de kalıcı çözüm önerilerini ortaya koyan bir kitle partisiyiz.

Dış ve iç politikalarımızda milli, manevi, kültürel ve ahlaki değerlerimize ters düşecek ve bu değerlerin tahrip olmasına vesile olabilecek her türlü tavize karşı olan bir partiyiz.

Hırsızlık yapmadan, kul hakkı yemeden, vatana ve kahraman ecdada ihanet etmeden de bu memlekete hizmet etmenin ve kalkınmanın mümkün olduğunu göstereceğiz..

Yapacağımız her işte önce adaleti ve insan haklarını esas alacağız.

Yıllar sonra köylüye bir kez daha bu memleketin efendisi olduğunu hissettireceğiz.

Esnafı, üreticiyi, sanayiciyi, memuru ve işçiyi ezilmekten yok olmaktan kurtarıp kırılan gururunu onarıp tekrar hak ettiği itibara kavuşturacağız.

Sağlık, eğitim ve güvenlik hizmetleri devlet tarafından özel teşebbüsten beş yıldızlı hizmet olarak satın alınarak halka ücretsiz olarak verilecektir.

İşsizlik, sağlık, güvenlik, doğal afet, kaza ve eğitim sigortaları zorunlu hale gelecektir.

İstiklal harbi sonrası hazineye irat kaydedilen mal varlıklarının tamamını ait olduğu yere yani millete iade edeceğiz.

Ülkemizde satılan tüm yabancı ticari emtianın envanteri çıkarılacak ve ilgili ülkelerle temasa geçilerek tüketimi bir fabrika üretimine denk gelecek ürünlerin fabrikalarının ülkemizde kurdurulması teklif edilecek aksi halde kota uygulamasına geçilerek girişi kısıtlanacaktır.

Dış yatırımcının ülkemize gelmesini sağlayacak olan böyle bir yaptırım; üretimi millileştirecek, fiyatların yarıya düşmesini sağlayacak ve yaratacağı istihdam ile de işsizlik sorunumuz tamamen ortadan kalkacaktır.

Yine bu uygulama ile yurt dışına döviz çıkışının önü kesileceği gibi yapılacak ihracat ile bilakis ülkeye döviz girdisi sağlanarak dış ticaret açığımız kapanacak ve dış borçlanma en aza inecektir.

Bu ülkede parası ve yatırımı olan her kim olursa olsun ayırım yapmaksızın korunacak ve desteklenecektir.

Üniversitelerimize bilişim, biyoteknoloji, nanoteknoloji ve uzay teknolojileri konusunda araştırma desteği vereceğiz.

Özel sektör ve üniversite işbirliği zorunlu hale getirilerek 5 yıl içinde yüksek teknoloji üreten ve satan bir ülke haline geleceğiz.

Konusunda uzman öğretim üyesi kadromuz tarafından Çin, Tayvan, Kore, Japonya ve Almanya kalkınma modelleri incelenmiş olup, bu modellerin ortalaması bir Türkiye kalkınma modeli hazırlanmıştır.

Bu model uygulamaya konduğunda ülkemiz beşer yıllık kalkınma dönemlerinde hissedilir ölçüde zenginleşecek ve bu zenginlik halka ilk beş yılda yansıyacaktır.

Mevcut politikalarla halk yıllardır fakirliğe ve çaresizliğe ortak edilmiştir; cehalet, işsizlik, adli olaylar, kaos ve terör bunun doğal birer neticesidir. Halka mili serveti adil ve hakça paylaştıracağız. Güçlü devlet, zengin millet yegane felsefemizdir. Bu şekilde güven ve huzur içinde yaşayan eğitimli ve sorumluluk sahibi muasır medeniyete doğru yürüyen bir toplum yapısı kurulmuş olacaktır.

Sıfır sorunlu hale gelmiş böyle bir ülke; AB’nin arka kapılarında kapı kulu olmayacak ve artık onurlu bir şekilde ön kapıdan içeri davet alarak girecektir.

Adalet Partisi olarak yıllardır tüm dünyada parası pul, insanı kul edilmiş olan ülkemizi çok kısa sürede itibar gören, birinci sınıf insana sahip, onurlu bir ülke yapacağız.

Kim olursa olsun, bu ülkeye bir çivi çakana bir çekiç hediye felsefesi ile rantı halka paylaştıran kalıcı politikalar üretip Adalet Partisi adını tarihe altın harflerle yazdıracağız.

Projelerimiz parti programımızda kapsamlı olarak ifade edilmiştir. Bunun için web sitemizi ziyaret etmenizi öneririm. http://ap.org.tr/Uploads/adalet-partisi-parti-programi.pdf

Şu anda bütün dünyayı ve dolayısı ile ülkemizi kasıp kavuran küresel salgın ile ilgili bir bilim adamı olarak yorumunuz nedir? Bunun önüne nasıl geçilebilir?

Bu sorunun cevabını bazı genel bilgiler eşliğinde vermek isterim.

Genel olarak mikroorganizma olarak tanımlanan ancak taksonomik olarak bakteri, mantar ve virüs olarak adlandırılan mikroskobik canlıların bazıları patojen yani insan, hayvan ve bitkilerde hastalık yaparlar..

Mikroorganizmaların çoğu insan, hayvan ya da bitkilere özeldir. Ancak bunlardan bazıları hayvanlardan insanlara da geçerek hastalık yapabilir. Bu tür mikroorganizmalara Zoonoz yani hayvan kökenli diyoruz. Covid-19 bu tür bir virüstür ve ‘Yarasa’ ya da ‘Pangolin’ kökenlidir.

İnsanlarda hastalık yapan mikroorganizmalar bazen geniş toplumsal kitlelere yayılarak pandemi dediğimiz küresel ve son derece ölümcül salgınlara neden olabilirler.

Pandemi şeklinde oluşan bu salgınlardan kurtulmanın yolu elbet ki aşılama yapmaktır lakin üretimi son derece meşakkatli ve zamana bağlı olduğu için aşı bulunana kadar tek çare kontrollü sürü bağışıklığıdır. Antibiyotik, antimikotik, antivirütik gibi ilaçlar ve bağışık serum salgınlarda ancak tedaviye destek amaçlı kullanılır.

Tıbbi bir terim olan sürü bağışıklığı, toplumda yeterli sayıdaki (%60-70) insanın, herhangi bir enfeksiyona karşı topluca bağışıklık kazanmış olduğu durumu ifade eder. Hastalığın yayılmasını engellemenin tek ve en etkili yolu maalesef şimdilik budur.

Sürü bağışıklığı için, bağışıklığın aşıdan mı yoksa hastalığa yakalanmış insanlardan mı kaynaklandığı önemli değildir. Her iki şekilde de olabilir, önemli olan maksimum toplumsal bağışıklığı temin etmektir.

Henüz aşısı olmaması nedeniyle COVID-19 olarak adlandırılan yeni koronavirüs enfeksiyonu ile (mecburen) doğal yollarla giderek daha fazla insan enfekte olduğunda (sürü bağışıklığı) iyileşen ve dolaylı olarak gelecekteki enfeksiyonlara karşı bağışıklı olan insan sayısı otomatikman artmış olacaktır. Nüfusun yaklaşık %70’i enfekte olup iyileştiği an, çoğu insanın enfeksiyona dirençli olması nedeniyle ve hastalığı bulaştıracak insan sayısı azaldığı için salgın daha da yavaş ilerleyecektir.

Gelelim sürekli gündemde olan izolasyon konusuna. İzolasyon işlemi, sürü bağışıklığının ayrılmaz ve en önemli parçasıdır. İzolasyonun ilmi adı karantina, toplumda yaygın kullanılan ifadesi ise evde kalma tedbiridir. Bu tedbir, salgının zararlı etkisini yumuşatmak ve zamana yayarak sürü bağışıklığının kontrollü bir şekilde gelişmesini amaçlar. Aynı zamanda hastanelere müracaat eden vaka sayısının haftalara yayılmasını sağlayarak gereksiz yığılmayı, paniği, salgının alevlenmesini engeller ve dolayısıyla yoğun bakım hasta ve ölüm sayısını asgariye indirir, salgınla daha kontrollü bir mücadele yapılmasını sağlayarak doktorların işini kolaylaştırır, mevcut cihaz ve ekipmanın herkese yetmesini sağlar, tedavi harcamalarını azaltır..

Tüm bunları yaptığımız an korona salgınının biteceğinden yavaş yavaş emin olmaya başlayabiliriz ancak şunlar yapılmadan da asla bitti diyemeyiz;

  1. Toplumun izolasyonu için tüm toplumsal faaliyetlerin minimum seviyeye indirilmesi ya da tamamen durdurulması. Çok sayıda tarama testi yapılması, dışarıda sürekli olarak, evde ise hastalık halinde maske takılması. Toplumun en az %80’inin en az bir ay süreyle (duruma göre uzatmalı) evde kalması. Bu süre içinde kontrollü bir şekilde maske kullanımı ve minimum bir metrelik sosyal mesafe kuralına uymak şartıyla haftanın belirli gün ve saatlerinde dönüşümlü alışveriş izni verilmesi. Evde kalma süresince devletin işverene ve vatandaşa ekonomik destek vermesi, borç ve ödemelerin ertelenmesi altın kuraldır.
  2. Tüm bu çalışmaların ardından, salgının başlangıç tarihinden itibaren iki ay sonra toplumun en az %60’lık bölümünde IgG antikoru yani bağışıklık taraması yapılmalı ve tüm testlerden pozitif netice alındığından emin olunmalıdır. Korana için bu koruyucu antikorların vücutta maksimum 4-5 ay kalıcı olduğu unutulmamalı ve varlığı testlerle sürekli kontrol edilmelidir.
  3. Buna rağmen tüm sınırlar bir süre daha kapalı tutulmalıdır. Taki diğer ülkelerden de müsbet neticeler gelene kadar!..
  4. Ülkelerden müsbet veriler gelse bile yine de sınır girişlerinde münferit sağlık kontrolü yapılarak girişlere denetimli izin verilmelidir..
  5. Salgın dünyada eş zamanlı olarak kontrol altına alınana ve bu durumdan tam emin olunana dek Sağlık Bakanlığı tarafından toplumu rehavete sokacak herhangi bir gevşetici açıklama kesinlikle yapılmamalıdır!..
  6. Ülke genel siyaseti bu mücadeleden kesinlikle uzak tutulmalı, hükümet sırf başarılı görünmek adına salgını siyasete alet ederek işin ciddiyetini sulandırmamalıdır!.

Sağlık meslek kuruluşlarının durumun ciddiyetini sürekli olarak kamuoyuyla paylaşması gerekir..

Bu işim şakası yoktur ve ihmale gelmez!

Aksi halde salgın tam bitti derken yeniden alevlenir ve dalgalar halinde can alarak devam eder..

Tüm bunları, bu işleri iyi bilen konunun uzmanı ve Biyoterör konusunda ders veren bir Adli Tıp hocası ve Sağlık Bakanlığı’nın bu konuda tecrübeli eski bir bürokratı olarak söylüyorum..

Lütfen söylediklerimi yabana atmayın, ciddiye alın ve sakın gevşemeyin..

Salgın ancak böyle biter..

Halkımıza mesajınız nedir?

Halkımız siyasi tercihlerini futbol takımı tutar gibi yapmasınlar. Siyasi partilerin programlarını ve bunu gerçekleştirecek kadrolarını çok iyi incelesinler. Tercihlerinin ülkenin ve evlatlarının kaderi olacağını sakın unutmasınlar..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Captcha loading...