GAZETE SOKAK – Avukatlık kanunu ve baroların seçim sistemine ilişkin AKP’nin yaptığı hazırlığı “Ses çıkarmazsak yarın geç olabilir” şeklinde değerlendiren Van Barosu Başkanı Zülküf Uçar, “İşkence gören, şiddete ve istismara uğrayanlar için mücadele eden meslek odaları artık olmayacak” uyarısında bulundu.

AKP’nin baro ve meslek odalarının yönetim yapısını değiştirmeye yönelik hazırlıklarına yönelik tepkiler attı. Van Barosu Başkanı Zülküf Uçar, “Uzun süredir yok etmeye çalıştıkları hukuka son bir darbe vurarak tamamen bağımlı, otokratik bir yargı ve devlet anlayışı dayatılıyor” dedi.

‘BİZ YAPTIK, KABULLENECEKSİNİZ’ DENİLİYOR

Yapılmak istenilenin demokratik bir hukuk devleti idealiyle hak ve özgürlükleri savunan, hukuka her müdahalede tarihsel sorumluluğu gereği itiraz eden kişi ve meslek odalarının sesleri kesilmek istendiğinin altını çizen Uçar, “Bize; ‘Biz yaptık, kabulleneceksiniz’ deniliyor. Ankara Barosuna ve belirli bir kesime yönelen baskı ve linç girişimine karşı Van Barosu olarak yapmış olduğumuz açıklamada da belirmiştik; yapılmak istenen, baroların yapısını değiştirmeye, baroları susturmaya yöneliktir. Nitekim günbegün açıklamamızda söylediklerimizin doğrulandığını görmekteyiz. Önce Ankara Barosu bahane edilerek baroların yapısının değiştirileceğine dair haberler medyaya yansıdı. Barolardan ve avukatlardan gelen yoğun tepkiler üzerine Adalet Bakanlığı ve TBB Başkanı Metin Feyzioğlu tarafından böyle bir hazırlığın olmadığı kamuoyuyla paylaşıldı, ancak aradan 24 saat geçmeden Cumhurbaşkanı tarafından baroların ve meslek odalarının yapısının daha önceden hazır olan taslaklar üzerinden değişimi için Ankara Barosu ve birkaç baro örneklendirilerek talimatın verildiği açıklandı” dedi.

‘SESİMİZİ KESMEK İSTİYORLAR’

Şuan hangi taslak üzerinden değişimin, düzenlemenin yapılacağının belli olmadığını ifade eden Uçar, ne kendileriyle ne diğer barolarla paylaşılmış bir tasarının olmadığını söyledi. Uçar, “Anayasada yapılması gerektiği gibi Avukatlık Kanunu’nda da köklü değişikliklerin yapılması gerektiğini yıllardır söylüyoruz ancak bir değişiklik yapılacaksa bu barolardan bağımsız, barolar hedef gösterilerek yapılmamalıdır. Yapılmak istenilenin daha çağdaş, günümüz şartlarını karşılayan, baroların ve meslek örgütlerinin mesleki sorunlarını çözümü noktasında bir yasal düzenleme olmadığı aşikardır. Yapılmak istenilen genelde baroların ve meslek odalarının sesini kesmek özelde ise TBB ve baro yönetimleri ile delegelerin seçimlerine müdahale etmek, barolara üyeliği zorunlu olmaktan çıkarıp baroları parçalama düşüncesidir” diye konuştu.

LİNÇ KAMPANYASI DEVREDE

Ankara Barosu ve birçok baronun Diyanet İşleri Başkanlığı’nın açıklamasına karşı yaptıkları itirazın bunda etkili olup olmadığına cevap veren Uçar şunları söyledi: “Ankara Barosu ve diğer baroların yapmış olduğu açıklamaların etkili olduğu söylenmekte ise de aslında baroların yapmış oldukları açıklamalar amaç değil araç olarak kullanılıyor. Daha önce başaramadıklarını bu kez baroları halkla karşı karşıya getirerek yapmak istiyorlar. Benito Mussolini, ‘Avukatlar olmasa İtalya’yı çok daha rahat idare ederdim’ demişti. Sorunun cevabı aslında tamda bu söylemde vücut bulmaktadır. Toplumun ve kamunun vicdanı olan barolar ve meslek odaları bahane edilerek aslında hukuk susturulmaya çalışıyor. Ankara Barosu tarafından yapılan açıklama sonrasında gerek baro yöneticilerine gerekse de LGBT’li bireylere yönelik büyük bir linç kampanyası başlatıldı. Biz bu duruma daha önce Tahir Elçi’ye yönelen linç kampanyasında da şahit olmuştuk. Ankara barosunun dine saldırmaya yönelik bir kasıtların olmadığı ertesi gün yapılan açıklamalarında da belirtilmiş olmasına rağmen bu linç kampanyası devam ettirildi.”

‘BİZ DE HEDEF ALINDIK’

Ankara Barosuna yönelen linç girişimleri ve nefret söylemleri nedeniyle Van Barosu olarak yapmış oldukları açıklama dahi İslam’a bir saldırı olarak gösterilip kendi barolarının da hedef gösterildiğini belirten Uçar, “Van Barosu olarak yapmış olduğumuz açıklamanın tek bir cümlesinde dahi İslam’a, dine yönelik herhangi bir saldırı yokken baro yöneticilerimiz sapkın, birer din düşmanı gibi gösterildi. 790 avukat ve stajyerden oluşan baromuz üyelerinden de birçok destek mesajı da aldık. Van Barosu geçmişten günümüze din ve vicdan hürriyetine yönelecek her türlü saldırının karşısındadır, hukukun üstünlüğü ile hak ve özgürlüklerin korunması için mücadelesini de kararlılıkla yürütmeye devam edecektir. Ankara Barosuna ve belirli bir kesime yönelen baskıların, linç girişimlerinin karşısında olduğumuzu, başlatılan soruşturmanın kapatılması gerektiği ile sürecin amacının baroların yapısını değiştirmek üzere kurgulandığını belirttik. Elbette yapılan karşı açıklamayı ifade özgürlüğü kapsamında değerlendiriyoruz ancak ifade özgürlüğü doğruları söylemek, kasıtlı ifadeler barındıran açıklamalarla baro yöneticilerini hedef göstermemek yükümlülüğünü de kapsamaktadır. Baromuzca yapılan açıklama, meslektaşlarımız ve halkımız tarafından okunmasını ve değerlendirmelerin bu yönüyle yapılması gerekmektedir” dedi.

‘MÜCADELE YOK EDİLMEK İSTENİYOR’

Avukatlık Kanunun barolara hukukun üstünlüğü ile hak ve özgürlüklerin korunması ve işlevleştirilmesi sorumluluğunu yüklediğini anlatan Uçar, “Baroların mücadelesinin kaynağı burasıdır. Yapılması planlanan değişikliklerle baroların ve meslek odalarının bu misyonuna son verilerek, hukuksuzluğun iyice denetimsiz bırakılmasıdır. Cezaevlerinde, karakollarda darp edilen, işkence gören, kötü muameleye maruz bırakılan vatandaşlar haklarının korunması için barolardan destek alamayacak, kadına şiddetin ve kadın cinayetlerinin giderek arttığı bir dönemde kadınların hukuki destekten mahrum bırakılmaları sağlanacak, bir çocuk istismara, şiddete uğradığında o çocuk için mücadele eden meslek odaları artık olmayacak ve işlevini yitirmiş olacaktır. Seçme seçilme hakkı yurttaşın elinden gasp edilerek alındığında itiraz eden kurumlar olmayacak, keyfilik devletin her kademesinde kendini daha fazla gösterecek, cezasızlık kültürü daha da yaygınlaşacaktır. Yurttaşlar açık hedef haline getirilebilecek, temel hak ve hürriyetlerin korunması için yürütülen mücadeleye ket vurularak kamunun vicdanı susturulacaktır. İktidarların hukuktan yana sınırı olmalıdır ve bu sınır bağımsız kuruluşlarca denetlenebilmelidir. Barolar ve meslek odaları bir yönüyle de bu denetimin tam olarak yapılabilmesi için mücadele eden, denetim mekanizmalarına güç veren bir yapı içerisindedir. Kısaca söylemek gerekirse hukukun vesayet altında olduğu bir dönemde buna karşı yürütülen mücadelenin yok edilmesi amaçlanmaktadır” diye konuştu.

‘YARIN GEÇ OLABİLİR’

Geriye dönüp yakın tarihe bakıldığında, hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmaya, yok edilmeye çalışıldığı her dönemde iktidarların karşılarında gücünü yalnızca hukuktan alan barolar, meslek odaları ve STK’ları bulduğunu belirten Uçar şöyle devam etti, “Önce bu mücadeleyi yürütenlere yönelik ele geçirmiş oldukları yargı üzerinden soruşturmalar, tutuklamalar ve cezalar ile susturmaya çalıştılar. Sebep oldukları her hak ihlalleri ve mağduriyetler daha sonra Anayasa Mahkemesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından tespit edilip geri çevrilince bu kez karşılarındaki en büyük sorun olan hukuku istedikleri gibi şekillendirerek o demokratik gücü vatandaşın, hak savunucularının ellerinden tamamen almak istiyorlar. Bunu daha önce denemişlerdi ancak sonuca gidemiyorlardı, bu kez toplumu yanlış bilgilendirip meslek odalarını halkla karşı karşıya getirerek bu seti yıkmaya çalışıyorlar. Ülkenin geleceği evrensel hukuk kurallarının esas alındığı tam demokratik bir yönetim anlayışından geçer. Biz bu ideale ulaşmak için mücadele ediyoruz ancak unutulmalıdır ki bu karanlık kurguya itiraz etmek, ses yükseltmek yalnızca bizim değil, tam demokratik, bağımsız bir ülke, gücünü yalnızca halktan alan bir yargı sistemini isteyen, hayal eden, bu uğurda mücadele eden toplumun her bir bireyinin görev ve sorumluluğudur. İtiraz etmek, ses çıkarmak için yarın çok geç olabilir.”

KAYGIDAN ÖTE BİR HAL ALDI

Yargının geldiği durumun kaygıdan öteye geçen bir hal aldığını belirten Uçar “Artık yargının bağımsızlığından söz etmek mümkün değil ise de yargı bağımsızlığı için mücadele etmek herkesin sorumluluğudur. Yargının tam vesayet altına alınması halinde ülke tam bir karanlığa evirilmiş olacaktır. Gelecek nesillerin, çocuklarımızın bu karanlıkla baş başa kalmasını istemiyorsak insani ve vicdani sorumluluğumuzu yerine getirmek zorundayız. Son olarak özel af mahiyetinde olan İnfaz kanununda yapılan değişiklikler eşitlik ilkesine ve ayrımcılık yasağına aykırı olarak yasalaşarak yürürlüğe girdi. Toplumun beklentileri göz ardı edildi. Cezaevlerinde bulunan mahpusların neredeyse üçte biri cezaevlerinden çıktı ancak avukatlar, gazeteciler, siyasetçiler, akademisyenler, sanatçılar ve fikir özgürlüğü hala içeride. Beklentimiz eşitlik ve hukuk devleti ilkeleri ile ayrımcılık yasağına aykırı olarak yasalaşan düzenlemenin ilgili kısımlarının iptal edilerek toplumda yaratılan bu ayrımcı durumun giderilmesi, yasanın evrensel hukuk kuralları çerçevesinde yeniden ele alınmasıdır. Eşit yurttaşlık, demokratik ve özgürlükçü bir devlet anlayışıyla toplumsal barışın sağlandığı bir devlet anlayışı artık Türkiye için kaçınılmaz hale gelmiştir. Bu doğrultuda başta Anayasa olmak üzere, Terörle Mücadele Kanunu, İnfaz Kanunu ve diğer ilgili kanunlarda acilen toplumsal mutabakat da sağlanarak kalıcı, geleceğe ışık olacak düzenlemelerin yapılması gerekmektedir” diye bitirdi. MA – Adnan Bilen

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Captcha loading...