Per. May 23rd, 2019

Ali Gürbüz “TUFAN”

GAZETE SOKAK –  Yaklaşık 3 ay önce yayın hayatına başlayan Gazete Sokak; alternatif bir yayın kuruluşu olma temelinde, yaşadığımız coğrafyada; ezilen, emek, hak, adaletten yana çalışmalarını sürdürmeye çaba göstermektedir.

Bu bağlamda görev ve sorumluluklarımızı da bilerek toplumsal sorunlara yapıcı bir zeminde çizgisinden sapmadan çalışmalarımızı koşullar zor olsa da sürdürmeye çalışıyoruz.

Bizleri yalnız bırakmayan; her fırsatta yazı, yorum ve haberleriyle kıymetli zamanını ayıran gazeteci arkadaşımız Safiye Özşener başta olmak üzere Gazete Sokağ’ın bütün destekçilerini bir kez daha selamlıyoruz.

Gazete Sokağ’ın emekçileri aslında sayı olarak azız ama büyük bir aileyiz ve ailemiz her geçen gün daha da büyüyor…!

Yazı ve değerli fikirlerini bütünleştirerek Gazete Sokak aracılığıyla okurlarımızla paylaşan arkadaşımız Safiye Özener’den sonra henüz 18 yaşında olan genç arkadaşımız Ali Gürbüz de yazdığı öykülerle ailemize katılma kararı aldı.

Yazdığı kaliteli öykülerle yazı ve edebiyat dünyasına Gazete Sokak ailesine katılan Ali Gürbüz’e hoş gedin diyoruz.

Ali Gürbüz’ün ilk öyküsü olan ‘TUFAN’ ile tüm aydınlık yüreklere selam olsun..!

TUFAN

14 EKİM

Şehir bir çamur denizinde yüzüyor. Rüzgâr, gökyüzündeki çıngırakları öfkeyle çınlatıyor. Gündüzleri güneşi yutan kara bulutlardan, geceleri sönmüş kandillerden aydınlıktan yoksun on üçüncü günümüz. Son günlerde rutubet ve gazyağı kokan evler bir bir boşalıyor. Halkın tek güven kaynağı Tanrı’larının evi gökyüzündeki taşkın bulutlar kadar yoğun. İnsanlar efsaneden alıntı ağızlarla konuşuyorlar. Tufanın sonu kıyamet korkusuyla dindarlar camilerinde zikir ediyor, cem evlerinde semaha duruyor, kiliselerinde ayin ediyorlar. Beni soracak olursan, ben şarap şişelerimle evimdeyim Helen. Benim Tanrım ruhumdur ve hiçbir Tanrı’nın evinde avuç açmayacağım.

SİYABEND

19 EKİM

Günlerdir habersiz bırakıyorum seni. Sana yazdığım mektupları ulaştıramıyorum. Kuşların mesken ettiği posta kutumuza kadar çamur denizi yükselmiş durumda. Sana yazdığım ilk mektupları ya kuşlar alıyordu ya da çamur denizine karışır sana doğru yol alıyordular. Artık mektuplarımı gönderemeyeceğimin farkındayım.  Tufan sona erdikten sonra göndereceğim Helen.

Gaz yağım bitti, geceleri ruhsuz bir karanlık örtüyor şehri. Gökyüzünde yıldız, sokaklarda tek bir insan yok. Dindarlar Tanrı’larının evinde uyuyorlar. Muhtemelen evinden çıkmayan tek deli benim. Biliyorum bunları okurken endişelenip, evden çıkmamı isteyeceksin fakat daha önce söylemiştim; benim Tanrım ruhumdur! Bedenimi canlı tutan nefesimden yoksun kalıp, tufana teslim olduğum takdirde ruhum yaşayacak şaraplarım yıllanacaktır.

SİYABEND

23 EKİM

Bu gün gökyüzünü gördüm. Çok kısa sürdü fakat gördüm. Ve bu gün ilk defa gökyüzün maviliğini bu kadar içimde hissettim. Biz insanlar sevgilim, elimizdekilerin kıymetinden o kadar yoksunuz ki.  Tufandan önce kafamızı kaldırınca bakacak bir gökyüzümüz ve çaresiz kalmadan gidilecek bir Tanrı’larının evi vardı. Neden şimdi Tanrı’larının evinde uyuyorlar ve gökyüzü bu kadar kıymetli duruma geldi? Ah sevgilim, keşke mektuplarımı sana gönderebilsem…

SİYABEND

28 EKİM

Bir..

İki..

Üç..

Dört. Evet, tam dört saniyede bir doğum sancısıyla boşalan gökyüzünün iniltileri yankılanıyor yeryüzünde. Boşlukta kalan dört saniyede uğultulu tekbirler, Pirilere niyazlar, kilisenin çan sesleri, kısa aralarla camilerin minarelerinden imamın korkusunun titrek ve yanık sesi.

Sevgilim bu sesler iki kulağımın arasında zihnimin karmaşasında yankılanıyor, etkilenmemek için ölüm anksiyetesini (kaygı bozukluğu) anlatan kitaplar ile zihnimi, korkularımı yenmeye çalışıyorum. Fakat sadece kitapları okurken sakinleşebiliyorum. Posta kutusu gözükmüyor artık ve çamur denizi hışımla yağan yağmurla yükselmeye devam ediyor. Tanrım, tapındığım ruhum bana yardım etmiyor. KORKUYORUM !

29 EKİM

Yazdıklarımı sana ulaştıramayacağımı biliyorum fakat bilinçsiz yazıyorum. Yazmazsam çıldıracağım!  Kütüphanemde okuyacağım yeni bir kitap kalmadı. Eskilerini de okuyamıyorum, beni alıp tekrar onların diyarlarına gidemiyorum. Buradayım! Ruhum tarafımdan şehirdeki evler gibi terk edilmiş gibi hissediyorum. İnsanların sığındıkları Tanrı’larının evine gitmek istiyorum. Fakat evden çıkacak bir kapım, sığınacak bir Tanrım yok. Hangisine gideceğim, hangi peygambere, hangi Tanrı’ya avuç açacağım bilmiyorum. Ve bu beni gittikçe korkutuyor..

1 KASIM

Uğultular kesildi, gökyüzünün sancısı dindi fakat kara bulutlar halen dağılmadı. Evlerini terk eden şehirliler muhtemelen yurtlarını da terk ettiler.  Kuşlar uçmuyor, yağmur yağmur yağmıyor, ezan okunmuyor, çanlar çalmıyor sadece nehir gibi akan selin sesi kulaklarımda. Ruhum, düşüncelerim akan sele karışıp süzülerek usul usul uzaklaştılar benden. Sadece yazarken düşünebiliyorum.

SİYABEND

2 KASIM

Bu son mektubum. Çünkü yazacaklarımı koyacak bir posta kutum, benden haber bekleyen sen ve bana yardım edecek bir Tanrım yok. Artık yazarken de düşünebiliyorum. Bu mektubumu da tamamlayamayacağım.  Göndereceğim günler için hazırdaki mührü kapatamadığım mektuplar yerine ağzımı mühürleyeceğim ve bu mektup yerine akan sele naçiz vücudumu bırakacağım. Belki sana ulaştıramadığım mektuplar yerine bedenim ulaşır sana.  Ulaşamazsam umarım akan sel ile giden düşüncelerimi, ruhumu yakalarım. Seni seviyorum Helen…

SENİN.

————–

Bu mektuplar bana cansız kuşları öttüren kapı zilinin ardından geldi. Kapıyı açtığımda kimse yoktu, sadece nemli bir zarfa sıkıştırılmış mektuplar vardı. Okurken öyle canım yandı ki Helen, acımı sana onun gibi anlatamam. Mektupları senin bize veda ettiğin gün yazmaya başlamış. Ah Siyabend, bir posta kutun olsa bile gönderecek bir sevgilinin olmadığını bilmemek…

Benim, bizim kıyametimiz tufan. Tufanın ilk kurbanı sendin. Senin gidecek bir Tanrı’nın evi olmasına rağmen sendin. Tanrı’sına sığınanda sığınmayanda bu tufanın kurbanıydı.

Mektupları toprağına bırakıyorum Helen, seni ziyarete gelenler okuyacakları dualar yerine bu mektupları okusunlar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kategoriler