GAZETE SOKAK – AKP’yi iktidara getiren 2001 krizi ve o günden bugüne izlenen ekonomi politikaları kıyaslayan iktisatçı İzzettin Önder, “halk yoksullaşıp, sınıflar arası dengesizlik derinleşirken, sosyal patlamaya hazır bir toplumsal görüntüye doğru savrulduklarını” dile getirdi.

2018 yılında yaşanan kriz sonrası kendisini toparlamaya çalışan Türkiye ekonomisi, koronavirüs salgınının yol açtığı küresel krizle yeniden zora girdi. Doların 7,20’yi görürken, Uluslararası Para Fonu (IMF) yılsonuna kadar yüzde 5 küçülme bekliyor. İşsizliğin yüzde 17’nin üstüne çıkması öngörüsünde bulunulan rapora göre ülkeyi iyi bir tablo beklemiyor. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine bakıldığında ülkedeki işsizlik oranı yüzde 13,8’e çıkmış. Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’na (DİSK) göre ise, bu oran geniş tanımlı işsizlik ile beraber çok daha yüksek. Yaşanan ekonomik kriz ve işsizliğin yükselişi AKP’yi iktidara getiren 2001 krizini akıllara getirirken, uzmanlar “Benzer bir değişim yaşanır mı” sorusuna yanıt arıyor.

İktisatçı İzzettin Önder, AKP’yi iktidara getiren 2001 krizini ve izlenen ekonomi politikalarını değerlendirdi.

İZLENEN İKİ POLİTİKA

AKP’nin 18 yıllık iktidar döneminde temelde iki politika üzerinden iktidarını sürdürdüğünü söyleyen Önder, “Birinci politika AKP’nin ürünü değil, 2000 IMF-Derviş politikası uygulamasıydı. İkinci politika hattı ise, AKP’nin toplumun geleceğini düşünmeden, gelecek nesillerin refahından çalarak kuralsız şekilde vitrine ürün koyup oy alma ve yabancı sermayeye iş ortaklığı vererek ülkenin potansiyel birikim hızının düşürülmesi yönteminden oluşmuştur” dedi.

Önder’e göre, her iki politika tipi de ülkenin gerçek anlamda kalkınması ve halkın refahının yükseltilmesi amacına yönelik olmayıp, daralma-çöküş aşamasındaki ileri ülkeler kapitalizminin reel üretici ve finansal sermaye gurubuna güvenli ve bol kazançlı piyasa sunma sistemi üzerine kurulu.

YANLIŞ POLİTİKALAR ÇÖKÜŞÜ GETİRDİ

AKP’yi iktidara getiren çöküş döneminde yapılan 2000 IMF-Derviş programının omurgasının üçlü ayağa dayandırıldığını belirten Önder, birinci ayağı “para programı” olduğunu dile getirdi. Buna göre, Merkez Bankasının kamu kesimi açıklarının finansmanını sağlamak ve hazineye parasal kaynak bulabilmek için serbest piyasadan borçlanmaya yöneldiğini söyleyen Önder, “Bu değişikliğin sonucunda faiz haddi yükseldi ve dış finansal kaynaklar (bıyıklı döviz de dahil) ülkeye aktı. Görünürde programın amacı, enflasyonun baskılanabilmesi için kamu kesimi açıklarının, dolayısıyla da borçlanma gereksiniminin daraltılması idi. Bu programda liranın üç ayda bir ayarlanmak üzere dolara bağlanması sonucunda 2001 yılında program çöktü ve Derviş devreye girerek dalgalı kur rejimine geçildi” diye konuştu.

EN FAZLA ÖZELLEŞTİRME AKP’DE

Programın ikinci temelini maliye politikasının oluşturduğunu ifade eden Önder, bu bağlamda kamu bütçesinde artışa gidilmeden kamu kesiminin küçültülmesine ilaveten ulusal gelirin yüzde 6’sının borç faiz ödemesine aktarıldığını belirtti. Bu uygulamanın Düyun-u Umumiye benzeri sömürge-yönetimi şekli olduğunun altını çizen Önder, bütçe hacminin küçülmesinin kamu hizmetlerinde ciddi erime getirdiğini vurguladı. Önder, bunun sonucunda kamu hizmetine dayanan düşük gelirli ve yoksul halk kitlesinin AKP şefkatine bağlanmasına yol açtığını ifade etti.

Önder, programın üçüncü ayağını ise, tüm ekonomiyi kapsarcasına “yapısal reform” başlığı altında piyasaların serbestleştirilmesi, ekonominin dış dünyaya denetimsiz açılması ve özelleştirme uygulamalarının geciktirilmemesinin oluşturduğunu kaydetti. Toplam 70 milyar dolarlık özelleştirme gelirlerinin yaklaşık 62 milyar dolarını AKP’nin elde ettiğini, programın ekonomiyi serbestleştirme boyutunda emek kesiminin büyük darbe aldığını vurgulayan Önder, emeğin kuralsızlaştırılması ve esnekleştirilmesi çerçevesinde kısmi çalışma, emek kiralanması ya da prekarya uygulaması gibi emek aleyhtarı projelerin yaşama geçirildiğine işaret etti.

AKP’Yİ İKTİDARA IMF TAŞIDI

IMF-Derviş programın uygulanmasıyla dış finansal sermayeye piyasa faizin üzerinde gelir sağlama yolunun açıldığını söyleyen Önder, aynı zamanda ithal ürünleri görece ucuzlatarak ithalatının anlamsızca yükselttiğini belirtti. İçeriden temin edilebilecek bazı sanayi girdilerin bile ithalatına gidildiğini hatırlatan Önder, şunları söyledi: “Bu acı tablo o hale geldi ki, bir an siyasi risk yaşanmasın ve kur yükselmesin diye ‘kur riski’ korkusuyla sanayi kesimi de AKP’yi ülkenin soyulması pahasına destekledi.”

Önder, böyle bir sürecin sonunda iktidara gelen AKP’nin ilk dönemde bu politikalara olduğu gibi devam ettiğinin de altını çizdi. “İktidar hırsından kurtulamayan AKP, süslü AVM’ler, binalar, köprüler inşasına yöneldi” diyen Önder, yap-işlet-devret ya da kamu-özel ortaklığı şeklinde yabancı firmalara kar sömürüsü alanı olarak ekonominin açıldığını ifade etti. İktidarın şehir hastaneleriyle de devlet hazinesinin yabancı sermayeye sorumsuzca açıldığını ekleyen Önder, “Kendi ülkelerinde atıl kalan firmalar bu sistemle (belki de dış destek vadi ile hükümete bu sistemi fısıldadılar!) Türkiye’de bu tür işlere soyundu ve AKP’yi iktidarda tuttu” ifadelerini kullandı.

SOSYAL PATLAMAYA DOĞRU

Önder, bu politikaların acı tablosu olarak ise dış borca işaret etti. AKP dönemine dek toplam yaklaşık 250 milyar dolarlık dış borç yapılmışken, son 18 yıllık dönemde 465 milyar dolarlık dış borç söz konusu. Borçla yapay zenginlik inşa eden bir iktidarla karşı karşıya bulunulduğunu söyleyen Önder, doların 7 lirayı geçmesiyle gerek kamu gerek özel borçların TL karşılığını anormal boyutta yükseldiğini ifade etti. Bu durumun fiyat artışlarına da yansıyacağını vurgulayan Önder, “Son istatistik verilerinde enflasyon yüzde 10,4 civarında gösterilmekte, fakat bu oran kesinlikle inandırıcı olamaz. Halk için önemli olan pazar-mutfak enflasyonu, yani halkın cebine yansıyan gerçek fiyat artışıdır. Pazar-mutfak enflasyonu ise yüzde 20 oranının da üzerinde seyrediyor durumdadır” dedi.

Halk yoksullaşıp, sınıflar arası dengesizlik derinleşirken sosyal patlamaya hazır bir toplumsal görüntüye doğru savrulduklarını kaydeden Önder, “Büyüme hızımıza gelince, her ne kadar iktidar yanlılarınca yılsonu itibariyle pozitif durumun yakalanacağı söylense de, kimilerine göre yüzde 5 dolayında, kimilerine göre daha büyük oranda küçülme yaşanacaktır. Buna bağlı olarak işsizlik de, bölgesel ve alansal farklarla, nereden bakılsa yüzde 15-20 oranının altına olmayacaktır. Genç işsizler oranı yüzde 20’lerin de üzerinde gerçekleşebilir” öngörülerinde bulundu.

Önder, AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılı ile bugünün benzerlikleri üzerinde de durdu. Bu konuda şunları söyledi: “Burjuva demokrasisi adı verilen günümüz sisteminde, bazen halkın oyunun kutsal olduğu gibi orta bilinç kalabalıklarının kanaati ile yönetilen bir ekonomi içinde kendimizi kaybediyoruz. Bazen de refah devleti ya da sosyal politikalar gibi kapitalizmin koruyucu meleğinin parıltılarına teslimiyetle soyulduğumuzu algılayamadan yaşıyoruz. Dünyanın bugünkü savrulması ileride insanlığa daha mutlu bir gelecek vaat eder manzara sergilememektedir, yeter ki insanlar durumu idrak edip, toplumları cendereye alan sermaye canavarını ve onun siyasi paryalarını değil dünyadan, hatta kainattan silip atsın.”

‘KAFAMIZI KUMDAN ÇIKARTMA VAKTİ’

AKP’yi bir siyasi parti olarak düşünüldüğünde başta adalet, eğitim, medya vs. olmak üzere hemen tüm kurumların çökertilmesinin anlaşılamaz hale büründüğünü ifade eden Önder, “Bir ulusun tüm kurumları ve tüm geleceği üzerinde bu denli oynama kimin işi olabilir ki?” diye sordu.

İktidarın Ortadoğu’da at oynatan ABD ve Rusya arasında alan kapma siyaseti ile siyasi etik dışı görüntü sergilediğini de sözlerine ekleyen Önder, “Hiçbir siyasi iktidarın yapmadığını AKP de yapmamakta ısrar ederek, terör olarak nitelenen olguya siyasi ve insan hakları gözlüğünden bakma cesaretini gösteremeden Ortadoğu halkına acı çektirilmektedir. Umalım, kafamızı kumdan çıkartıp, kapitalizm belasından ve onun tüm canavarlarından kurtularak, insanlık felah bulur” diye konuştu. MA – Tolga Güney

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Captcha loading...