GAZETE SOKAK – İktidarın bir bütün olarak medyayı ele geçirip, hükmetmeye ve yönlendirmeye çalıştığını söyleyen gazeteci Ragıp Duran, gazetecinin görevini “Toplumda siyasi, iktisadi, kültürel ve benzeri durumların aksayan yanlarını düzeltilmesi için uğraşan bir meslektir. Yarayı işler gazetecilik, güzelleme yapmaz” diyerek tanımladı.

Bugün 3 Mayıs Basın Özgürlüğü Günü. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 1993 yılında aldığı bir karar ile tüm dünyada bu isimle kutlanması kabul edilse de, medya organları ve gazetecilere yönelik baskı ve sansür hiçbir zaman son bulmadı Bugün tüm dünyayı etkileyen koronavirüs (Kovid-19) salgını da gazete, radyo ve televizyon gibi medya organları ve bünyesindeki çalışanları ciddi şekilde etkiledi. ABD, İngiltere ve Türkiye başta olmak üzere birçok ülkede gazeteler günlük dağıtımlarına ara vermek zorunda kaldı. Yine birçok ilkede gazeteciler salgınla birlikte işsiz kaldı.

Salgın döneminde alınan önlemler üzerinden toplum üzerinde kontrollerini artıran iktidarlar, gazetecilere yönelik baskılarını sürdürmekten geri durmadı. Bunun başında gelen ülkelerden biri ise Türkiye.

Sınır Tanımayan Gazeteciler örgütünün 2020 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’ndeki 180 ülke arasında 154’üncü sırada yer alan Türkiye’de, salgın sürecinde gazetecilere yönelik baskılar devam etti.

CHP’nin gazeteci kökenli Milletvekili Utku Çakırözer’in paylaştığı “Koronavirüs Döneminde Basın Özgürlüğü Raporu”na göre, Türkiye’de ilk salgın vakasının açıklandığı 11 Mart’tan bu yana salgınla ilgili yaptıkları haber ve yorumlar gerekçe gösterilerek 10 gazeteci gözaltı alındı, bir gazeteci tutuklandı. Toplam 30 gazeteci hakkında ifade, soruşturma ve dava süreçleri başladı. Gazeteciler hakkındaki suç duyurularının tamamına yakını Cumhurbaşkanı’ndan Diyanet İşleri ve çay işletmelerine kadar devlet yöneticileri ve kamu kurumlarınca yapıldı.

Meclis’ten geçen infaz kanununda ise, gazetecilerin yargılandığı ‘MİT Kanununa muhalefet’ suçları indirim kapsamı dışına çıkarıldı.

Yine medya özgürlüğü araştırmaları yapan sivil toplum kuruluşu olan Press in Arrest’in, hazırladığı 2020 Basın Özgürlüğü Raporu’na göre, Türkiye’de Nisan ayı boyunca görülen 17 davada 23 gazeteci en az 171 yıl 11 aydan, 408 yıl 10 ay 15 güne kadar hapis istemiyle yargılandı. Koronavirüs salgını tedbirleri kapsamında duruşmaların pek çoğu görülmeden ertelendi.

Gazeteci ve Medya Eleştirmeni Ragip Duran, dünyada ve Türkiye’de gazetecilerin maruz kaldığı baskıları değerlendirdi.

Salgın nedeniyle dünyada birçok ülkede ekonomik faaliyetlerin durma noktasına gelmesi ve ardından uygulamaya konulan sokağa çıkma yasakları nedeniyle belirli yerlerde gazete dağıtımının durduğunu dile getiren Ragıp Duran, bu durumun hem basılı yayını hem de basılı yayın organlarında çalışan gazetecilerin büyük sorunlar yaşamasına yol açtığını ifade etti.

Duran, başta ABD olmak üzere onlarca ülkede, yüzlerce gazetenin kapanmak zorunda kaldığını, söz konusu sorunun kaygı verici boyutlara ulaştığını kaydetti.

MEDYA MALİ BUNALIMDA

Üretim faaliyetlerin durmasıyla gazetelerin temel gelir kaynağı olan reklam gelirlerinde de büyük bir düşüş meydana getirdiğini belirten Duran, “Gazeteler zaten darboğazdaydı. Üretim durduğu ve üretilmeyen malın reklamı da olmadığı için reklam sözleşmeleri iptal edildi. Dolasıyla medya organları; gazete, radyo, televizyon gibi reklamla ayakta durmaya çalışan kurumlar, mali bunalıma girdi. Somut bir örnek vermek gerekirse; İngiltere’nin orta sol, kıdemli, çok çeşitli açılardan başarılı The Guardian gazetesi, geçtiğimiz hafta içerisinde yazı işleri bölümü dışında çalışan 100 çalışanını işten çıkarmak zorunda kaldı. İdari ve teknik bölümlerde çalışan gazetecilerin maaşlarının bir kısmını İngiltere devleti işsizlik parasında vereceğini duyururken, The Guardian da gazetecilerin eski maaşını tamamlama güvencesi verdi” dedi.

‘SALGIN SONRASINDA SIKINTILARIN BAŞKA BİR EVREYE ULAŞTI’

Ayrıca gazetelerin öteden beri yayın çizgileri, siyasal gelişmelere bakışı ve ideolojik yapıları nedeniyle sıkıntılar yaşadığını vurgulayan Duran, salgın sonrasında bu sıkıntıların başka bir evreye ulaştığını kaydetti. Duran, daha çok ABD’de rastlanıldığını belirttiği bu sıkıntıları şöyle dile getirdi:

“Sokağa çıkma yasağının bilimsel olarak doğru bir tutum olduğunu belirten yayın organlarına yönelik ciddi fiziki saldırılar da var. Bu bağlamda tüm dünya için bir şey söylemek gerekirse; herkes virüsten kaynaklı kendi sağılığını, canını korumak için doğru bilgiye ulaşmak istiyor. Yayın organları her türlü zorluğa rağmen bu ihtiyaç doğrultusunda görevini yerine getiriyor. Ancak mali sorunlar, sokağa çıkma yasağı ve salgın tehdidi altında nedeniyle bu süreç zorlu geçiyor. Gazetelere, radyolara ve diğer benzer organlara en çok bu dönemlerde ihtiyaç duyuluyor. Yalnız bu zorlayıcı durumlardan ötürü yayın organları ve çalışanlar zorlu bir süreç ile karşı karşıya kalmış görünüyor.”

ERDOĞAN’IN SÖZLERİ

Duran, Türkiye medyasında ise güvenlik ve polisiye önlemlerle nitelikli haber takibi yapmanın önünün kesilmiş halde olduğunu ifade etti.

Cumhurbaşkanı Tayip Erdoğan’ın, “Ülkemiz sadece koronavirüsten değil, aynı zamanda bu medya ve siyaset virüslerinden de inşallah kurtulacaktır” açıklamasını hatırlatan Duran, son derece talihsiz olduğunu söylediği bu açıklama sonrası medya üzerindeki baskının daha da artığını vurguladı.

Duran, “Gazeteciliği virüse benzetmenin olur yanı yok. Sonuç olarak virüs öldürücü bir şey. Gazetecilik ise insanların daha iyi yaşaması, topluma etkin bir şekilde katılması için bilgi akışında bulunuyor. Ancak Türkiye’de bu bilgi üretimine karşı yoğun bir cehalet ve vicdansızlık var” ifadelerini kullandı.

‘YARAYI İŞLER GAZETECİLİK, GÜZELLEME YAPMAZ’

Türkiye’nin basın ve ifade özgürlüğü konusunda en alt sıralarda yer aldığına dikkat çeken Duran, diğer ülkelerdeki medya organlarının kendi iktidarlarına karşı yaptığı eleştirilere işaret etti. Duran, bu duruma dair şunları söyledi: “Doğru bir şekilde özgürce eleştiriyorlar, kınıyorlar, hatta alay ediyorlar. Siz herhangi bir gazeteye virüs dediğinizde virüse ne yapılır, virüs öldürülür. Onun kafasındaki gazetecilik anlayışı sadece kendisini öven, sadece kendisine biat eden bir gazetecilik var. Bu gazeteciliğin temel ilkelerine aykırıdır. Gazetecilik doğal doğuşundan itibaren izlediğini güzergah itibariyle muhalif bir meslektir. Muhalefet derken, siyasi parti muhalefetliğini kastetmiyorum. Her şeyin dört dörtlük olduğu bir ülkede, bir toplumda gazeteciliğe lüzum yoktur. Gazetecinin görevi toplumda, siyasi, iktisadi, kültürel ve benzeri durumların aksayan yanlarını düzeltilmesi için uğraşan bir meslektir. Yarayı işler gazetecilik, güzelleme yapmaz.”

İktidarın medyanın büyük bir bölümünü tekeline aldığını aktaran Duran, böylece dışarıda olup biten her şeyi istediği renkte sunmaya çalıştığını ifade etti. Duran, “İktidar, bir bütün olarak medya organlarını bazen yasal, bazen gayri yasal yollarla ele geçirip hükmetmeye ve yönlendirmeye çalıştı, hala çalışıyor. Ancak buna rağmen saray iktidarı açısından tekelde olan yazılı medyaları büyük ölçüde hayal kırıklığı yarattı. Bir yandan yüzde 95 oranında medyaya hükmetmeye kontrol etmeye çalıştığı, ama bir yandan da bu medyanın son derece güçsüz, inandırıcılıktan uzak, güven vermeyen bir medya yapısı olduğunun da farkındalar. İnsanların büyük bir kısmı da hangi gazetenin kime hizmet ettiğini büyük ölçüde biliyor. Bundan ötürü satışları günden güne düşüyor. Örnek verecek olursak, Hürriyet Gazetesi devlete yakın ama vakti zamanında haber açısından zengin bir gazeteydi. En son olarak devredilmeden önce bunun tirajı 300 bin civarıydı. Bugün tirajının 30 binlerde dolaştığı söyleniyor. Nedeni de çok açık, çizgi değişikliği. Televizyonlar da artık sadece devletin ya da iktidarın bir propaganda aracına dönüştü” diye konuştu.

‘SİYAH BEYAZ KADAR FARK VAR’

Türkiye’deki ve diğer ülkelerdeki medyayı her gün takip ettiğini dile getiren Duran, aralarındaki farkın neredeyse siyah ile beyaz kadar olduğunu ifade etti.

Tüm dünyada ‘virüsü kontrol altına aldık’ diyen bir medya olmadığına işaret eden Duran, şöyle devam etti: “Ancak Türkiye’deki medya, ‘salgının kontrol altında’ olduğunu açıkladı. Ayrıca egemen medya işte biz şöyle iyiyiz, biz böyle iyiyiz deyip başka ülkelere yardım yolladıklarını savunuyorlar. Dönüp baktığımızda ise Türkiye’deki sağlık kurumları malzemede yokluk çekiyor. Bu kadar önemli bir konuda, hayatın risk altında olduğu bir konuda, aslında iktidar yanlısı olmayan bazı kesimler de iktidarın bu propagandasından etkilenerek bazı durumlara ‘destan’ dedi. Ancak biliyoruz ki Türk egemen medyası halka yalan bilgiler vererek, umut vermeye çalışıyor. Salgın hem daha kontrol altına alınmadı hem de insanlar ölmeye devam ediyor. Bu tür haberler rahatlamaya, gevşemeye neden olacağı için ikinci dalga açısından da son derece tehlike arz ediyor” dedi. MA – Mehmet Aslan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Captcha loading...