GAZETE SOKAK – Yerel seçimlerde, parti olarak daha önceki belediye sayılarının çok üzerinde bir sayı elde edeceklerini ve Türkiye’nin batısında da birçok şeyin değişmesine de katkı sunacaklarını kaydeden HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, “Seçim sonuçları AKP açısından bir hüsran olacak. Dolayısıyla, 31 Mart’ta herkesin sandığa gitmesi ve sandığa sahip çıkması gerekiyor” dedi.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, 1 Mart’tan itibaren Cizre’den başladığı seçim turunu, bugün Iğdır’da final mitingiyle sona erdirecek. Gittiği her yerde çok fazla polisiye önlemler olmasına rağmen büyük bir coşkuyla karşılanan Buldan, seçime son 2 gün kala gözlemlerini, seçim tahminini, partisine yönelik baskıları ve açlık grevlerine ilişkin Mezopotamya Ajansı’nın (MA) sorularını yanıtladı.

1 Mart’tan itibaren seçim meydanlarındasınız. Birçok yerde halkla bir araya geldiniz. Engellemeler olmasına rağmen gerek Newroz alanı gerekse miting meydanları doldu. Halk, nasıl bir mesaj verdi?

Yaklaşık 1 buçuk aydır gitmediğimiz yer bırakmadık. Özellikle, kayyumların atandığı yerler ve bu kayyumların atandığı yerlerin dışında bir de batıda iddialı olduğumuz ama aday çıkarmadığımız yerlerde de çalışma yürüttük. Yoğun bir çalışma sürecinin sonuna geldik. Seçime son iki gün kaldı ve bu turun değerlendirmesini yapacak olursak; Gerçekten yoğun bir ilgi olduğunu söyleyebilirim. Büyük bir heyecan var insanlarda. Uzun dönemdir sokağa çıkamayan, slogan atamayan bir şekilde öfkesini, yaşananları kendi içerisinde biriktiren ama bunu dışarıya vuramayan insanların gittiğimiz her yerde bize büyük bir ilgi ve alakayla yaklaştığını ve mitinglerimizin çok coşkulu geçtiğini ifade edebilirim. Tabii bunun birçok sebebi var. 7 Haziran’dan sonra yaşananlar, yoğun tutuklamalar ve baskılar; bütün bunlar insanlar üzerine çok yoğun bir öfkeye ve nefrete sebep olmuş. Özellikle; kayyumların atandığı yerde insanlar kayyumların yaptıklarını gördükten sonra da bu meseleye biraz namus meselesi olarak da bakmışlar. Dolayısıyla; gittiğimiz her yerde insanlar şunu söyledi bize, ‘Ne pahasına olursa olsun bu kayyumlardan belediyelerimizi geri alacağız.’ Çünkü gasp edilen bir irade var. Bu gasp edilen iradenin tekrar halka geçmesi, tekrar kazanılması insanlar açısından büyük bir önem arz ediyor. Dolayısıyla, bu seçim sürecinde belki de en çok heyecanlandığım, coşkunun, moralin en çok olduğu yerler kayyumların atandığı yerler olarak ifade edilebilir.

Türkiye’nin batısı açısından şunu ifade edebiliriz; aday çıkarabilirdik. Öyle bir şey yapmak istedik ki kayyumları almanın ötesinde Türkiye’nin batısında da bir kazanım elde etmek, AKP-MHP rejimini geriletmek, faşizmi geriletmek ve demokratik güç birliği dediğimiz adayların kazanmasını sağlamaktır.

Türkiye’nin batısına da gittiniz. Partinizin taktiğini nasıl anlattınız?

Parti olarak Türkiye’nin batısı için de farklı bir taktik izledik. Bu da insanlar da farklı bir heyecana sebep oldu. Çünkü faşizm var Türkiye’de. Bu faşizmin geriletilmesi, kaybedilmesi bütün bunlar üzerinden uyguladığımız taktiği insanlar zaman zaman eleştiriyor olsa bile biz anlattıktan sonra insanlara bir güven verebiliyoruz. Dolayısıyla, Türkiye’nin batısı açısından şunu ifade edebiliriz; aday çıkarabilirdik. Öyle bir şey yapmak istedik ki kayyumları almanın ötesinde Türkiye’nin batısında da bir kazanım elde etmek, AKP-MHP rejimini geriletmek, faşizmi geriletmek ve demokratik güç birliği dediğimiz adayların kazanmasını sağlamaktır. Biz kilit bir parti konumundayız. İstanbul gibi bir yerde çok azımsanmayacak bir oy oranımız var. Bütün bu oranların heba edilmemesi, bir işe yaraması gerekiyor. İşte bu iş, 31 Mart tarihinde demokrasi, barış ya da özgürlüklere yaraması açısından aday çıkarmadığımız yerlerde böyle bir taktikle seçimlerde önemli bir rol ve misyonu üzerimize aldık HDP olarak. Bunu 31 Mart’ta gerçek anlamda yaşayıp göreceğiz diye tahmin ediyorum. Benim kanaatim bu bir buçuk aylık süre içerisine gördüğüm şey; HDP sandıklarda bir oy patlaması yapacak. Her yerde oylarımızın daha çok yükseldiği ve bununla birlikte bizim elimizde olan kayyumlar tarafından alınan fakat bunun dışında bir de elimizde olmayan-çok az rakamlarla kaybettiğimiz yerlerde- sürpriz bir şekilde sonuçların çıkacağını gözlemledik. Bunu da 31 Mart tarihinde göreceğiz.

Sadece Sayın Öcalan değil, onunla birlikte 3 insan daha var. Bu insanlar da kendi aileleri ve avukatlarıyla görüştürülmüyor. Bu tecridin kırılması için herkesin bizimle dayanışma içinde olmasından geçiyor. Bununla birlikte iktidara verebileceğimiz en iyi cevap 31 Mart’ta sandıklarda olacaktır.

Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eşbaşkanı Leyla Güven ve cezaevlerinin İmralı tecridine karşı başlattıkları açlık grevi eylemleri devam ediyor. Hükümet ve Adalet Bakanlığı’na çağrılar da yapıyorsunuz. Bu konuda başta sivil toplum örgütleri olmak üzere neler yapılmalı?

Aslında hiçbir şey yapılmıyor anlamında söylemiyorum; ama az ve yetersiz olduğunu düşünüyorum. Elbette ki açlık grevlerini ifade eden kesimler var. Fakat bunlar yetersiz. Bugün Türkiye’de milyonlarca insan barış istiyorsa, demokrasi istiyorsa bütün bunların tecritle alakalı olduğunu görebilirler. Özellikle, Leyla Güven şahsında cezaevlerinde yüzlerce insan, yurtdışında insanlar bedenlerini açlığa yatırdı. Bu eylemde dikkat çekilen konu, tecrittir. Mutlak bir tecritten bahsediyoruz. Zaman zaman aile ya da avukatların gittiği bir dönem olsaydı belki farklı yaklaşılırdı. Heyet olarak en son giden benim. Sadece Sayın Öcalan değil, onunla birlikte 3 insan daha var. Bu insanlar da kendi aileleri ve avukatlarıyla görüştürülmüyor. Bu tecridin kırılması için herkesin bizimle dayanışma içinde olmasından geçiyor. Bununla birlikte iktidara verebileceğimiz en iyi cevap 31 Mart’ta sandıklarda olacaktır. İnsanlar Newroz alanlarında, mitinglerde bunu ifade etti. İnsanlar tecridin kalkması için bir şeyler söylüyor; ama bunu dikkate alan bir iktidar yok. Ama buna en iyi cevabı 31 Mart tarihinde öncelikle sandıkta vermek şart. Bu seçimde en azından geçen dönemlere nazaran daha büyük oranlarla kazanmamız gerçekten hayati bir önem taşıyor. O yüzden tecridin kırılmasının da 31 Mart’taki sonuçlarla çok bağlantılı olacağını düşünüyorum. İktidar, seçimlerden sonra bir kez daha şunu düşünecektir; ‘evet demek ki insanlar HDP’ye bu kadar oy veriyorsa HDP’ye bağlı olan insanlar bir şey talep ediyorsa bir sorun var.’ Bu durum belki bir kez daha düşünmelerini, yapmış oldukları politikaları gözden geçirmelerini sağlayabilecek bir etki yaratabilir. Bunun dışında Türkiye’deki sivil toplum örgütlerinin, demokratik kitle örgütlerinin, yazarların, aydınların ve barış isteyen kesimlerin de mutlaka tecritle ilgili bir söz söylemesi gerektiğini belirtmek istiyorum. Herkesin AKP’ye bir çağrısının olması lazım. Tecrit kalkmalıdır, Leyla Güven şahsında açlık grevindekiler yaşamalıdır.

Miting meydanlarında Tayyip Erdoğan’ın kaybettiğini bildiği için anket sonuçlarını açıklamadığından söz ettiniz. Bunu neye dayanarak söylediniz, partinizin takip ettiği anket sonuçları var mı?

Zaman zaman yaptırıyoruz anketleri. Özellikle kayyum atanan yerlerde anket sonuçlarına baktığımız zaman çok yüksek oranlarda kazandığımızı görebiliyoruz, hatta makasın çok açık olduğunu da görebiliyoruz. Anketlere bakmadan bile şunu ifade edebiliriz. Başta Erdoğan olmak üzere AKP ve MHP’nin yapmış oldukları açıklamalardan kaybettiklerini anlayabiliyoruz. Bu kadar öfkeli olmaları bu kadar dillerinin hakaret, yalan, iftira söylemelerinin nedeni, aslında kaybettiklerinin göstergesidir. Dolayısıyla, evet zaman zaman elimizde anket olabiliyor; ama biz anketleri daha çok Cumhurbaşkanı’nın ağzından anlayabiliyoruz. Çünkü, seçim çalışmalarına başladıkları andaki dillerinin gittikçe daha fazla sertleşen, daha çok hakaretvari söylemlere gittiğini görüyoruz. Bu da onların kaybettiklerinin göstergesidir. Yoksa gerçekten başarılı bir seçim kampanyası yürütüyor olsalardı eğer ve kaybettiklerini bilmeselerdi bu kadar sertleşmeyebilirdi.

Televizyon kanalları partinizle ilgili çalışmalar yer vermiyor. Ancak, kanallardan ziyade Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sizin daha çok propagandanızı yaptığınızı ifade ettiniz. Hem TV kanallarının vermeyip hem de bu kadar çok konuşulmanız neden?

Türkiye’deki çukur medya tamamıyla iktidarın talimatıyla çalışıyor. İktidar, ‘HDP’nin hiçbir etkinliğini ve mitingini vermeyin’ diye talimat vermiştir.

Bir kere bizi göstermemelerinin sebebi, tamamıyla iktidarın ambargosudur. Çünkü artık Türkiye’deki çukur medya tamamıyla iktidarın talimatıyla çalışıyor. İktidar, ‘HDP’nin hiçbir etkinliğini ve mitingini vermeyin’ diye talimat vermiştir. Biz, bir milyon insanın bir araya geldiği mitingler yaptık. Binlerce insanın bir araya geldiği mitingler ve halk buluşmaları yaptık. Her yerde kadınlarla, gençlerle buluştuk. Tüm bunları yapmamıza rağmen özgür basın dışında hiçbir basın kuruluşu bizin etkinliklerimizi vermedi. Sadece halk buluşmaları değil, söylemlerimiz de onları rahatsız ediyor. Çünkü, biz sürekli iktidarı eleştiren ve yanlışlarını ortaya koyan açıklamalar yaptık. AKP hükümetinin şimdiye kadar yapamadıklarını ifade ettik. Bunun yanı sıra, demokrasiden, barıştan, adaletten bahsettik. Ama bunlar ne yazık ki bu ülkeyi yönetenlerin işine gelmiyor. Çünkü biz gerçekleri söylüyoruz. Bunun için de hedef haline geliyoruz. Özellikle, Erdoğan mitinglerinde Selahattin Demirtaş’ın, Figen Yüksekdağ’ın, Sezai Temelli’nin, benim ve birkaç arkadaşımızın geçmişte yapmış olduğumuz açıklamaları Türkiye’nin her yerinde izlettiren ve bunun üzerinden milliyetçi oyları alabilmek ve bizi halkın gözünde kriminalize amaçlı bir politika izledi. AKP’nin söyleyecek hiçbir şeyi olmadığı için bunları yapmak zorunda kaldı. Türkiye’nin geleceğine dair, söyleyebilecekleri söz olsaydı eğer bugün Cumhurbaşkanı bizim sinevizyondaki sözlerimizi yayma ihtiyacı duymayabilirdi. Türkiye’ye vaat ettikleri hiçbir şey olmadığı ve kaybettiklerini anladıkları için sarıldıkları tek şey HDP’yi karalamak, kriminalize etmek, insanların gözünde küçültmek ve milliyetçi oyları bunun üzerinden konsolide etmektir.

Fakat şunu da söyleyeyim bu arada insanlar artık AKP’nin bu dönem mitinglerine gitmiyorlar. AKP, dışarıdan dinleyici getirerek mitinglerini yapmak durumunda kalıyor. Gittiğimiz her yerde bunu gördük ve teşhir de etmeye çalıştık. Fakat, bütün bunlarla birlikte artık insanların Erdoğan ve AKP’nin sözlerine hiçbir şekilde inanmadıklarını da gözlemleyebiliyoruz. Özellikle, Kürt seçmen açısından bunu ifade edebiliriz. Geçmişteki o vaatlere bir şekilde kananlar, artık o tür yalanlara çok açık değiller. İnsanlardan artık şunu da duyuyoruz, ‘Tayyip televizyona çıkınca biz televizyonlarımızı kapatıyoruz.’ İnsanlar artık onların sesini bile duymak istemiyor.

Yine seçimlere iki gün kala, hala yüzde 10 oranında kararsız seçmenlerden bahsediliyor. Onlara ne söylemek istersiniz?

Kararsızlar belki de seçimin sonuçlarını değiştirecek kesimlerdir. Birçok yer açısından söylüyorum bunu. O yüzden kararsız seçmenlerin de 17 yıllık AKP iktidarının Türkiye’yi hali iyi analiz etmeleri gerekiyor. İktidarın özellikle kendisinden yana olmayana ilişkin yaptığı uygulamalar ya da onları içerisinde mağdur etme durumu… Bütün bunları bilerek hareket etmeleri gerektiğini düşünüyorum. Yani, kararsız kitle seçime son bir gün kala mutlaka bir karar verme durumunda kalacaklar. Ve bu karar verecek olan kesimin kesinlikle Türkiye’nin geleceğine dair bir karar vermeleri gerekiyor. Ya 17 yıllık karanlık dönem dediğimiz Türkiye’nin ekonomisinin, siyasal, sosyal ve uluslararası pozisyonunun ne halde olduğunu görüp buna göre tercih yapmaları. Ve Türkiye’nin önünün açmak noktasında onların katkılarına ihtiyaç var diye düşünüyorum. Kararsız kesimin de mutlaka sandığa gideceğine inanıyorum. Buna ihtiyaç var. Kimse, ‘benim oyumla bir şey değişmez’ diye düşünmesin. Bir oyun bile ne kadar kıymetli olduğunu bilerek hareket etmeliler. Mutlaka oylarını kullansınlar, tercihlerini Türkiye’nin geleceğine versinler.

1 Nisan sabahı iyi bir Türkiye olacak, buna yürekten inanıyorum. Güzel bir Türkiye’ye uyanacağız 1 Nisan sabahı. 31 Mart bir değişim ve dönüşüm tarihi olabilir.

Miting meydanlarında en çok dillendirdiğiniz konulardan biri de AKP’nin 31 Mart’ta gideceği yönünde. İktidarı nasıl bir 31 Mart bekliyor, Türkiye 1 Nisan sabahına nasıl uyanacak?

1 Nisan sabahı iyi bir Türkiye olacak, buna yürekten inanıyorum. Güzel bir Türkiye’ye uyanacağız 1 Nisan sabahı. 31 Mart bir değişim ve dönüşüm tarihi olabilir Türkiye açısından. 1 Nisan tarihi itibarıyla de demokratik anlamda yeni açılımların yapılacağı ve bununla birlikte demokratik siyasetin kanallarının açılacağı, yaşanan bütün sorunların bir şekilde tartışılabileceği bir Türkiye hayal ediyoruz. 1 Nisan sabahı tartışmaya, birlikte karar almaya ve Türkiye’nin geleceği açısından demokrasi güçlerinin kazanımıyla birlikte böylesi bir Türkiye’yi özlemle bekliyoruz. Bunun 31 Mart’ta gerçekleşeceğine inanıyorum. 1 Nisan tarihi hepimiz açısından, Türkiye’deki bütün kimlikler açısından önemlidir. Bütün bu kimliklerin aslında farklı inançların ve kimliklerin birlikte ortak yaşayacağı bir Türkiye’yi 31 Mart’ta sağlayabiliriz.

Dolayısıyla, 31 Mart’ta herkesin sandığa gitmesi ve sandığa sahip çıkması gerekiyor. Oyunlar oynanabilir, buna asla müsaade edilmemeli ve sandıklar korunmalıdır. Sandıkları en çok kadınlar ve gençler korumalı.

Son olarak seçim tahmininiz var mı ve seçmenlere nasıl bir çağrı yapmak istersiniz?

Biz HDP olarak daha önceki belediye sayımızın çok çok üzerinde bir sayı elde edeceğiz ve Türkiye’nin batısında da birçok şeyin değişmesine de katkı sunacağız. Bu, kesin söyleyeceğimiz bir şey. Seçim sonuçları AKP açısından bir hüsran olacak. Dolayısıyla, 31 Mart’ta herkesin sandığa gitmesi ve sandığa sahip çıkması gerekiyor. Oyunlar oynanabilir, buna asla müsaade edilmemeli ve sandıklar korunmalıdır. Sandıkları en çok kadınlar ve gençler korumalı. Ben inanıyorum ki bu seçim farklı bir seçim olduğu için insanlarımız mutlaka oylarına sahip çıkacaktır. Bunu yapabilirsek gerçekten biz zaten kazanmışız. MA – Zuhal Atlan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Captcha loading...