Pts. Mar 18th, 2019

‘Kayıp Bir Devrimin Hikâyesi’

GAZETE SOKAK – Gazeteci Faruk Eren kaybedilen ağabeyi Hayrullah Eren’i “Kayıp Bir Devrimin Hikâyesi” kitabıyla anlattı. Kitabın her yerinde ağabeyinden izlerin olduğunu söyleyen Eren, sadece ağabeyini değil bir dönemi anlatmaya çalıştığını belirterek, “Kaybedilen kişi ile ilgili her anı bir hazine gibi beyne saplanır” dedi.

Gazeteci Faruk Eren’in “Kayıp Bir Devrimin Hikâyesi, Bir Zamanlar Hasköy’de” kitabı raflardaki yerini aldı. İletişim Yayınları’ndan çıkan kitapta Eren, henüz 16 yaşındayken 21 Kasım 1980’de İstanbul’da gözaltına alındıktan sonra kendisinden bir daha haber alınamayan ağabeyi Hayrettin Eren’i anlatıyor. Kitabın ismini ise yazar Ursula K. Le Guin’in Mülksüzler kitabındaki roman kahramanına söylettiği “Devrimi satın alamazsınız, devrim yapamazsınız, devrim olursunuz ancak” sözlerinden etkilenerek veren Eren, kitabı kafasında 3 bölüm olarak tasarladığını ancak bu bölümlerin okuyucu tarafından net bir şekilde görülemeyeceğini ifade ediyor.

Kitabın ilk bölümünde okuyucuyu doğup büyüdüğü mahalle olan Hasköy’e götüren Eren, okura nasıl bir yerde doğduğunu belgesel tadında sunuyor. Bu bölümde aynı zamanda ailesini de tanıtan Eren, ikinci bölümde ise doğup büyüdüğü mahallenin nasıl devrim mücadeleleri içinde yer aldığını ve 1970’li yıllardaki politik mücadeleleri anlatıyor. Son bölümde ise ağabeyi Hayrettin Eren’in gözaltına alındıktan sonra kaybedilme sürecini anlatan Eren, Cumartesi Anneleri ile yollarının nasıl kesiştiğine yer veriyor.

‘KAYIPLARI ARAMAYA DEVAM EDİYORUZ’

Kitabın arka kapağında ise okuyucu şöyle bir alıntı ile karşılaşıyor: “İçeri girenler, ölenler, sağ kalanlar, sağ kaldığına üzülenler, gençliklerini faşizmin hapishanelerinde geçirenler, içeri girmeyenler, işkence görenler, işkencede konuşanlar, konuşmayanlar, mülteci olanlar… Son yok. Son da Hayri gibi kayıp. Nasıl olsun ki? Hayri yok, devrim yok… Kayıpları aramaya devam ediyoruz. Geçmişe ağlamak fayda vermez. Biliyorum… Ama Hayri ve onun gibi devrimciler yaşasaydı burası başka bir ülke olurdu, bunu da biliyorum.”

’15 YILDA ANCAK BİTİREBİLDİM’

Kitabı yazmaya 15 yıl önce başladığını belirten Eren, bir türlü kitabı bitirememesinin nedeni, “Çok daha önceden notlar almaya başladım. Ama bizim açımızdan travmatik bir süreç olduğu için bir türlü bitiremedim. Hatta taslakları önemli ölçüde bitmiş şeyleri üç defa bilgisayardan uçurdum. Daha doğrusu bilgisayarım çöktü, kaybettim yani. Sonra tekrar toparladım. Ancak işte geçen Eylül’de işsiz kalınca kitap üzerine daha çok çalışma fırsatı buldum ve bitirdim. Ama hikâyesi çok eski. Sadece ağabeyimi ve bir dönemi anlatmaya çalıştım. Kafamda bu dönemi anlatmak hep vardı ancak işsiz kalınca bitirebildim” sözleri ile açıklıyor.

OLAYLAR YENİ OLMUŞ GİBİ ANLATILIYOR

Üzerinden 40 yıl geçmesine rağmen kitaptaki olayları yeni olmuş gibi aktarmasının nedenini ise Eren, “Bu çok ağır bir travma olduğu için bütün kayıp yakınlarında vardır. Yani kaybedilen kişi ile ilgili her anı bir hazine gibi beyne saplanır. Unutulmaz hiçbir şey. Muhtemelen bundandır” sözleri ile açıkladı.

‘KİTABIN HER YERİNDE AĞABEYİMİN İZLERİ VAR’

Kitabın kısa bir süre önce çıktığını ama okuyan herkesin kendisine dönerek, “Gülüyoruz, öfkeleniyoruz ve hüzünleniyoruz” dediğini belirten Eren, kitabın her yerinde ağabeyinden izler olduğunu söyledi. 1970’li yılların çok ilginç bir dönem olduğunu dile getiren Eren, “Herkesin solcu olduğu bir dönemdi. Ben de solcuydum. Tabi ağabeyim gibi bir militan, lider, önder değildim ama en azından onunla bir mitingde olmak bile benim için büyük bir şeydi. 16 yaşımda olmama rağmen onu birçok şeyiyle hatırlıyorum. Hayri’yle birlikte o kısa dönemde çok anım birikti. Örneğin kaçakken bile bir yolunu bulup aile ile bir araya gelmeye çalışıyordu. O sert dönemde dahi birlikte yüzmeye gidiyorduk. Mesela hiç unutmadığım anımdır. 12 Eylül’de İstanbul’da herhalde en çok aranan devrimcilerden biriydi. Ona rağmen Beyoğlu’nda sinemaya gittik. ‘Abi yapmayalım, Beyoğlu’nda herkes seni tanır’ dedim. Ama ‘boşver’ dedi ve birlikte sinemaya gittik. Böyle hikayelerimiz de var” ifadelerini kullandı.

‘EN ÇOK KIZIM VE YEĞENİM MOTİVE ETTİ’

Eren, kitabın giriş bölümünde yazdığı “gecikmiş bir kitap” sözlerini ise şu sözlerle açıklıyor: “Ağabeyimi 39 yıldır kaybetmişiz. Tabi daha önce yazmam gerekirdi diye düşünüyorum ama kaçındım, bahanelere sığındım. Belki de kitabı 39 yıl önce yazsaydım bu kadar etkili olmazdı. Dediğim gibi travmatik bir şeydi. Belki de zamanı şimdiydi.” Kitabı yazarken kendisini en çok motive eden şeyin yeğeni ve kızı olduğunu belirten Eren, “Benim bir kızım var. Şimdi 16 yaşında. Bir tane yeğenim var. 21 yaşlarında. Onların amcasını, dayısını, tanımalarını istedim. Yeğenim ilk doğduğunda böyle bir kitap yazacağım diye düşünmüştüm. Kızım doğdu, onun da amcasını tanımasını istedim. Umarım kitap bu işe yarar” dedi.

‘HER SATIRINDA GÖZYAŞI’

Kitabı yazarken en çok aile ve arkadaşlarıyla konuşurken zorlandığını belirten Eren, “Ölen birkaç arkadaşım var. Kitapta onları da anlattım. Özellikle bir tanesi uzun bir bölümdür. ‘Kubilay’la evlerinin önü’ hikayesi. O ölüme tanıklık ettim. O mesela çok yıprattı beni. Zaten o bölümü okuyanlar da fark ediyor. Her satırında gözyaşı var” diye konuştu.

‘CUMARTESİ ANNELERİ’NİN ÜÇÜNCÜ OTURUMUNA KATILDIM’

Eren, İlk kez 27 Mayıs 1995’te, gözaltında kaybolan yakınlarının akıbetini sormak için Galatasaray Lisesi önünde toplanan Cumartesi Anneleri’ne üçüncü oturumda katıldığını belirtiyor. Annesinin ise ilk defa Kasım 1995’te Galatasaray’a gittiğini ifade eden Eren, “Annem ilk gittiğinde ağabeyimi kaybedilişinin yıl dönümüydü. Annemin o kadar geç gitmesinin nedeni de şuydu. Babaannem felçti. Annem çoğu zaman onu bırakıp gelemiyordu. Akrabalarımız eve gelmişti. Annem babaannemi onlara bıraktı ve ilk defa öyle geldi. O eylemin acı yanı da şuydu. Eskiden kayıplarla ilgili bu kadar basılı fotoğraflar yoktu. Her birimiz kendimiz getiriyorduk fotoğrafları. İşte ben erken gittim ki fotoğrafı fotokopiyle çoğaltayım, onları kartona falan yerleştireyim diye. Yolda Metin Göktepe’yle karşılaştım. O zaman Galatasaray’ın karşısında Evrensel Kültür diye bir yer vardı. Metin’le oraya gidip birlikte fotoğrafları hazırladık. Kitapta da annemle benim bir fotoğrafımız var. O fotoğrafı da Metin çekti” şeklinde konuştu.

MA / Ferhat Çelik

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kategoriler