SAFİYE ÖZŞENER

Yıl 1982..

Böyle bir Kasım başı.

O zamanlar kar çoktan kentlere düşmüş oluyordu..

Çocuklukla, ilk gençlik arasında sıkıştığım zamanlar.

Yaşadığım coğrafyanın sadece iklim şartları değil, yaşam koşulları da çetin.

Dağların eteklerinde kurulu evlerde,

Yeşerecek umutlara hasret,

Yarına dair hayalleri çoktan çalınmış,

Dört mevsimin dağ yamaçlarında alabildiğince yaban yaşandığı ama bizlerin mevsimsiz olduğu çocuklardık.

İlk aşklar,

İlk hayaller,

İlk yıkılışlar,

İlk sanıpta yanılışlar,

Sevipte kaybedişler,

Her ne varsa insana

Ve her ne versa yaşama dair,

Bir başına yaşamak zorunda kalan çocuklar..

Zordu.

Benim coğrafyamda çocukluk kadar, ilk gençlikte zordu.

Kasım’ dı.

Pencereden görünen dağın dört bir tarafında yağmur bulutları dolanıyordu.

Evimizin çatısı rüzgarın şiddetiyle sallanıyor, sesi camlardan ıslık olup içeriye sızıyordu.

Bulutların gölgesi karanlık ve soğuktu, tıpkı içinde bulunduğum ruh halim gibi.

Günlerce durum hiç değişmedi.

Korkularım gitgide artıyor, geleceğe kaygıyla bakıyordum.

Endişeler beni esir almıştı. Ve olan bitenlere karşı hiç bir direnç gösteremiyordum.

İsyanla, mücadele arasında ki o ince nüanstan habersiz ya çok hırçın ve daha çok karabulut topluyordum başımın üstüne

Ya da tüm fırtınalara kolumu kanadımı kıra kıra yenik düşüyordum.

Sessiz.. gitgide sessizleşmiş içime kapanmıştım.

Korkularımdan kurtulmam gerekiyordu. Ve beni ne dinleyen, ne anlayan vardı. Ne de neler yaşadığımı gören..

Yaşam tüm aile fertleri için birbirinden ayrı, binlerce zorlukla yüklüydü ve öyle zamanlardan geçiyorduk ki kimse kimsenin yaşadıklarını, bocalayışlarını görmüyordu. Herkesin derdi, ötekine göre daha anlamlı, daha öncelikliydi.

Hayatta kalma kavgası benim gençlik korkularımdan, medcezirlerimden anlamlıydı.

Oysa korkularımın nedeni zaten bu koşulların yüklediği endişelerdi ve nereye? Nasıl yürüyeceğimi bilememenin kaygılarıydı.

Hepimizin ara sıra baş vurduğu bir bilge büyüğümüz olurdu.

Benim Hakkı Amcam vardı. O dönemin ilk hukukçularından. Kan davalarının arabulucusu. Dönemin Siyasi otoriterilerinin un ufak etmeye çalıştığı, politik bilinçliğiyle ağır bedeller ödeyen, Durumumu ilk fark eden ve anlayan adam.

Şöyle demişti;

Tut ki önündeki engeller bir dağ. Fazla gürültü, sesle, anlamsız hırçınlıklarla onu korkutarak yenemezsin. Dağ yerinden kıpırdamayacağı gibi, sorunların haklılıkla dolu olsada bağırtıyla aşılmaz.

Önünde ki engellerini red etme ama sev de demiyorum. Sevgi içinde kabullenişi barındırır ama tek başına çözüm değildir. Zira; Sevgi, temiz yerde karşılık bulur. Karanlık ve çirkinliklerle dolu engellerin de karşılık bulmaz, sevildikçe çoğalır.

Kıpırda..

Sen durdukça, tüm sorunlar ve engeller büyür.

Onu alt edebilmenin tek yolu

Harekettir.

Hareket et..

Sorunlardan kurtulmanın ilk yolu onu oluşturan koşullara direniş göstermektir.

Direniş, sorunlara karşı ilk kaçış eylemidir.

Kaç..

Sana engel gördüğün herşeyden

Öncelikle uzaklaş..

Fırtınanın içine içine dalma. Yenemezsin. Ama bir iki adım atarak biraz uzağında dans edebilirsin..

Seni anlatan bir ezgide..

Ve yürüyebilirsin..

Seni ifade eden bir yerlere..

Unutma.!

Tüm bunlar için,

Bir tutam güce ihtiyacın var.

Ve hiç bir güç, kazanarak gelmez..

Senin çabalarınla güce ulaşırsın..

Tüm mesele;

Zorluklardan geçerken teslim olup olmamaya vereceğin kararda..

Ya durup, korkuların esiri olacaksın..

Ya da hareket ederek zincirlerini kıracaksın..

Güç.. teslim olmadan, zincirleri kırabilmektir..

Ve ben o gün hareket etmeye karar verdim. İhtiyacım olan hareket edebilme bilinciyle adım attım.

O gün, bugündür.. hayatın beni her korkutmaya çalıştığı anda

Kendi rengimde bir ezgide hep dans ederim..

Benim için, hayatımın ilk dansı Kasım’ daydı..

Tam da bugün..

Korku ikliminin hakim olduğu zamanlardan geçerken, belkide yapmamız gereken kendi rengimizde ve bizi anlatan bir ezgide dans etmektir..

Üstelik bir yağmur eşliğinde..

Çünkü biliyoruz, en kocaman dağlar bile, karşısında hareket eden her şeyden korkar..

Ya geri çekilir..

Ya da kaçar..

Ne dersiniz?

Belkide zincirleri kırıp,

Dans etmenin ve yıkılmaz ve korkmaz görünen tüm dağları alt etmenin zamanıdır

Tam da böyle birgün

Kasım’ da..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Captcha loading...