Fıle Gregoryan

25 Kasım 1960 Dominik Cumhuriyetinde Mirabel kardeşlerin diktatör Trujillo’nun askerleri tarafından vahşice katledilmesinden sonra başlayan kadına yönelik şiddetle mücadele,1981 yılında Latin Amerika kadın kurultayında alınan “Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele ve uluslararası dayanışma günü” üzerinden tam 37 yıl geçmesine rağmen genelde dünya da özelde ise Ortadoğu ve İslam coğrafyasında kadına yönelik şiddete azalma bir yana korkunç bir artış söz konusu…

Her ne kadar sosyolojik ve psikolojik vakanın toplumsal düzeyde araştırılması gereken bir durum olsa da, Ortadoğu da kadına yönelik şiddet zemini devletlerin, kadınlara uygulanan şiddeti engellenmek için,caydırıcı kanunların olmamasından kaynaklanıyor. Mesela Türkiye’de kadın platformlarının kadın cinayetlerine protesto etmek için kullandıkları “Kadın Cinayetleri Politiktir” sloganı bu coğrafya için yüzde yüz bir gerçekliktir.Ve aslında spesifik olarak kadın cinayetlerine bakılırsa ne Mirabel kardeşlerin katledilmesi ilkti nede Vanlı Şehriban’in katledilmesi son olacak! Bugün özellikle Ortadoğu coğrafyasında devlet sistemleri erildir. (Dünde böyleydi) Bu yüzden kadın yaşamın her alanında ikinci sınıf insan olarak görülmektedir. Bu ayni zamanda kadına yönelik şiddetin sınıfsal boyutunu da ortaya koymaktadır.

Sosyolojik araştırmalar sonucunda her ne kadar sosyologların öngörüleri yoksul ailelerde kadına yönelik şiddet fazla olduğu düşünülse de, aslında toplumsal olarak neredeyse her kadın psikolojik fiziksel ve cinsel şiddette maruz kalmaktadır.
Peki Türkiye kadına yönelik şiddetle mücadele ne tür çözümler bulmuş?

bir hayli ilginç ancak devlet politikası olduğu beli olan, dönemin aile ve sosyal politikalar bakanı Sema Ramazanoğlu, bir tecavüz vakası sonrası yaptığı açıklamada “Bir defada bir şey olmaz” açıklaması yapmıştı. Bu Türkiye’de kadınların kıyamet koparmasına mi neden olmuştu, tabi ki hayır gündem bile olmamıştı. Toplum bunu tam sindirmeye çalışıyordu ki.. Bir başka taciz vakası oldu. Bir başka iktidar vekilli (Sonraki dönemde aile ve sosyal politikalar bakanı) Fatma Betül Sayan ise annelere şöyle seslenmişti “Kız çocuklarına bağırmaya öğrettin” diye çözüm önermişti.

Anlayacağınız devletin kadına yönelik şiddeti engellemek konusunda herhangi bir hukuksal çözümü bulunmuyor.Ve ortalama her gün bir kadının katledilmesi de bir çözümlerinin olmadığını gösteriyor. Hatta Katledilen kadınlar için kadın platformları tarafından yapılan basın açıklamaları bile devlet televizyonlarında görmezlikten geliniyor, bunların hepsi eril olmaktan kaynaklanıyor tabi.
Türkiye’de bir kadının (Özgecan Arslan) korkunç bir şekilde tecavüz ve katledilmesinden sonra toplumda bir uyanma söz konusu olduysa da,Erkek toplumu eski haline geri dönmekte pek zorluk çekmedi ve kadınlara yönelik şiddette kaldığı yerde devam etti. Kadın Platformları tarafından 2018 kadına şiddet tablosu halen açıklanmadı ancak biz utanç tablosuna 2017 raporlarıyla devam edelim.

Bir yılda 409 kadın katledildi.
387 çocuk cinsel istismara maruz kaldı.
390 kadın fiziki şiddet gördü.

Tabi bunlar kayıtlara geçen tablo, bide ‘töre cinayetleri’ adı altında olan cinayetler var kimsenin bilmediği ayni zamanda kırsal yerleşim yerlerinde kadına uygulanan şiddetin neredeyse hiçbiri resmi başvuruya dönüşmüyor. Oradaki feodal sistem kölesi olarak kullanılan kadınların ne durumda olduğunu gören duyan bilen yok maalesef. Kırsaldaki feodal kesimle mücadele edecek bir kadın platformu da bulunmuyor şimdilik .

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Captcha loading...