SAFİYE ÖZŞEER

Bana diyorlar ki,

Öfkelisin ve geme gelmez bir kısrak kadar hırçın…

Kendimi bildim bileli yürüdüğüm,

Yürüdükçe büyüdüğüm,

Büyüdükçe tükendiğim yoldur,

Umut yolu…

En mahçup yanımdır erken kurduğum hayallerde,

erken mağlubiyete düşmek…

Ne zaman vardı çocuk olmama,

Ne de zaman vardı büyümeme,

İzin de vermediler hiç, çocukluğun o fesleğen kokulu saflığında kalmama…

Benim yaşadığım coğrafyada

Gökyüzünde mavi bulutlar yoktu,

Salkım salkım kan yağmurları yağardı…

Ve evim,

Ve etrafım,

Hayata karşı duruşlarının bedelini yaşayan mağlup insanlarla doluydu…

Esarete düşmemek için çırpınan,

Çırpındıkça yaralanan,

Yaralandıkça kanayan,

İhanetle erken tanışan,

Ve fakat yine de hiç durmadan,

İnançla,

Dirençle,

Zulmün üstüne,

Umutla yürüyen,

yine yenilen, yine mağlup,

Yine pes etmeyen,

Bir başka sabaha

Baharı yeniden doğurabilmek için,

Kendi yaralarını kendi saran insanlar,

Kadınlarla doluydu…

Hırçındım,

Çünkü her seferinde hayallerimin altında kalıyordum…

Bazen, küçücük kelimelerin,

kocaman etkileri olur.

Mesela, ihanet…

Evet, öfkeliydim,

Çünkü ihanete erken uğramış,

Acılarıyla erken, daha bir çocukken tanışmıştım…

Ve öğrenmiştim ki,

Hakkım olan şeyleri bile kimse bana vermeyecekti ve vermemişti…

Hakkım olan şeyler içinde hep savaşmam gerekiyordu…

Ben, bir erkeği sevmekten önce kavgayı sevmeyi öğrendim.

Ve üzerimizdeki kan yağmurlarını,

Salkım salkım maviliklere evrilte bilmek için,

Zulme boyun eğmeden,

Esarete düşmeden,

Dik durarak,

Güneşi ve maviyi sevmem gerektiğini,

Bir erkeği sevmekten çok önce öğrendim…

Ve diyorlar ki bana,

Zorsun sen…

Çetin bir coğrafyanın, zorluklarında yaşayanlar hiç kolay olabilir mi?

Senin eskarpin

Benim cızlavitle,

Aynı yolda yürümemiz

Hiç eşit olabilir mi?

Zorsun diyorlar

Ve huysuz,

Çoğu zaman dik ve asi…

Ve evet, ilk sevdasını toprağına,

Bulutları altında ki dağ doruklarına beslemiş,

Yalanı yılan,

İhaneti haram saymış biri

Kolay olur,

Kolay sever,

Kolay bir sevda yaşar mı?

Hele en çok korktuğu,

Yalana,

İhanete uğramak,

Esarete düşmekse…

Birini sevmek bir başka esarete düşmek değil mi?

Toprağına mağlup,

Yüreğine mağlup…

Oynamaksa oyunlar da oynadım,

En içli stranları da dinledim,

Ve efsaneler de büyüttüm hayallerimi…

Ve geceler boyu,

Bir kelebek ömrüyle,

Ay ışığı altında,

Üstüme yağan yıldız tozlarıyla,

Şiirler de yazdım,

Öyküler, direnişin yazılarını da…

Ve korktum çokça

Ve çokça büyüttüm cesaretimi umutla…

Ağladım, kimi zaman ağlattım,

Ve fakat kırmadım kimseyi

Kendimi kırdığım kadar…

Efkara düştüm,

Gam yolunda hazanlara sarıldım,

Bir oğul doğurdum, çoğaldım,

Ard arda sevdiklerimi kaybettim birer birer eksildim,

Azaldım…

Ve mahçup ve utangaç yenilgilerim de oldu…

İçimde zamanı alt ettiğim de oldu,

Zamanı yıktığımda…

Ve şahit oldum,

En sevdiklerimin yalanlarına,

Ben üzüldüm ve ben kaldım duyduklarım altında,

Çünkü; Yalanın öteki adıydı bazen mahcubiyet..

Mahcubiyetlerini gördüm,

Ve ihanetlerini en sevdiklerimin…

Kanadım,

Geceler boyu sığındım,

Hiç bir zaman benim olmayan çocukluğuma

Çocuksun dediler,

Yıkılışlarını yüreğimde görmek istemediğim için

Anlamadılar çocukluğuma sığınışımı…

Korkak ve aciz,

Ve yüreksiz ve herşeye mecbur bir zayıf sandılar…

Ama anlamadılar…

Mağlup ve yenik olduğum kadar mahçuptum…

Çünkü; yalanını görmek ve ihanetine uğramak en sevdiğinin

Ve görmek istememek bunları,

Yüreğin de bitirmemek için, O en sevdiğini,

Kaçmak gerekti…

En saf ama en korunsksız yerime,

Oysa ki; Çocukluğun o kırmızı uçan balonlarına tutunup,

Kimsenin elinde oyuncak olmayan

İpsiz bir mavi uçurtmayı uçurmaktı,

Kaçışım ve kaçışlarda tutunduğum yalanlarım…

Yalanın diğer adıydı, mahçubiyet ve ben mahçuptum

Kendi ihanetlerini benim

Çocukluğuma kaçışım üzerinden

Aklamaya çalışanlara…

Geçmişimden mi bilmem ama her yeni yıl yeni yenilgiler düşürdü bugüne kadar payıma…

Ve bana diyorlar ki,

İnatçısın…

Ve direnen onuruyla,

Mavi düşleri olan bir kadın…

İşte,

Tam da bu yüzden

Korkmuyorum zulmden…

Kuracağım yine hayaller,

Büyüteceğim öfkemi,

Yürüyeceğim umudun yolunda,

Yine, yeni, yeniden…

Evet,

Yeni yıl…

Bin bir yazı,

Yine onlarca dilekler dilenecek,

Yine umutlar beslenecek büyütülecek…

Yine karşı duruşlar, itiraz eden yazılar yazılacak, çizilecek..

Ben bu yıl “Yeni Yıl” yazımı

Biraz şiir katarak,

Sadece hissettiklerimle yazmak istedim…

Yeni yılda değişen ne olacak?

Bir gecede?

Sadece takvim,

Zaman değişecek…

Umut etmeyi bırakıp, direnmeye

Kardeşlik söyleminden vazgeçip,eşitlik istemedikçe

değişen sadece akıp gidecek olan yeni gelmiş bir yıl olacak…

“Hoşçakal” bilindiği gibi bir son değildir çoğu zaman, yeniden Merhabadır…

O zaman gelecek yılın tüm halkların, özgür ve eşit insanca yaşayacağı, evrensel değerlerin hakim olacağı bir yıl olması için bu yıla “hoşçakal” yenisine,

Umuttan çok büyüterek direnişi,

Değiştirebilmek için gelecek yeni zamanı, tam da kaldığımız yerden “Merhaba” demek lazım…

Ve bana gelince;

Hoşçakallar bir bitiş değil ,

Yeni başlangıçlardır.

Tam da hayatımızda olanlarlan…

Acısıyla, tarlısıyla,

Hatasıyla,günahlıyla

Kendisiyle yüzleşmiş, geçmişini temize çekmiş olarak,

Sevdiklerimizle,

Yüreğin taşıdığı emanetleriyle

Yeni bir başlangıç şansıdır…

Yeni yılda,

Yeni umutlarda,

Yeni direnişlerde,

Tam da şimdi

Ve hatta “an”…

Yanım da olmak isteyen herkese,

Merhaba…

Herkese, yıldız ışıklarıyla dolu İyi seneler…

Kelebek tozları yağsın üstünüze…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Captcha loading...