GAZETE SOKAK – “OHAL’de AİHM” konferansında konuşan HDP’li Ayşe Acar Başaran, milletvekillerinin kürsüde söyledikleri sözlerin fezlekeye dönüştüğünü belirterek, “Hukuk toplumsal şekillendirme, terbiye aracı olarak kullanılıyor” dedi.

Ankara Barosu, Mülkiyeliler Birliği ve İnsan Hakları Derneği (İHD), 10-17 Aralık İnsan Hakları Haftası etkinlikleri kapsamında düzenlediği “OHAL’de AİHM” adlı konferans ikinci oturumuyla devam etti.

Konferansın “AİHM, Milletvekilleri ve Avukatlar” başlıklı oturumda HDP Milletvekili Ayşe Acar Başaran, CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu ve Avukat Şenal Saruhan konuştu.

‘HUKUK TERBİYE ARACI OLARAK KULLANILIYOR’

HDP’li Ayşe Acar Başaran, sadece yüzde 50 değil Türkiye toplumunun büyük çoğunluğunun OHAL’den mağdur olduğunu söyledi. Siyasal iktidarın yeni bir sistem inşa edilirken önünde duran herkesi öğütüp geçme gibi bir planı olduğuna dikkat çeken Başaran, “Hukuk toplumsal şekillendirme, terbiye aracı olarak kullanılıyor” dedi.

‘KÜRSÜDEKİ SÖZLER FEZLEKEYE DÖNÜŞTÜ’

Milletvekillerinin kürsüde söylediği sözün fezlekeye dönüştüğünü ve Meclis’te dahi ifade özgürlüğü olmadığını kaydeden Başaran, hiçbir mahkemenin iktidarın inisiyatifi dışında adım atamadığını, Adalet Bakanlığı’nın milletvekili dosyalarının akıbetini sormak için yerel mahkemelere bilgi notları gönderdiğini belirtti. Dokunulmazlıkları kaldıran Anayasa değişikliğinin hukuksuz olduğunu ifade eden Başaran, bu değişikliği HDP’yi demokratik siyaset arenasından silmenin aracı olarak nitelendirdi. Başaran, AİHM dokunulmazlığın kaldırılmasına ilişkin başvuruyu karara bağlamadığı için milletvekillerinin hala risk altında olduğunun altını çizerken, “AİHM dokunulmazlıkların usule aykırı şekilde kaldırıldığının farkında. Bu insanların politik nedenle tutuklu olduğunu da belirtiyor ama başka dengelerin daha önemli olduğu bir dönemden geçiyoruz” dedi.

TANRIKULU: YARGI MİLLETVEKİLLERİNE ALGI OLUŞTURUYOR

CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, Enis Berberoğlu ve Eren Erdem davalarında teammüllere aykırı uygulamaları anlattı. Gözaltı kararından mahkeme heyeti değişikliğine kadar bir dizi uygulamayı anlattıktan sonra “Takip eden bir yargı sistemi var” diyen Tanrıkulu, şöyle devam etti: “Yargı hiç bu kadar mühendislik yapmamıştı. Milletvekillerine karşı hem algı oluşturuyor hem mühendislik çalışması yapıyor. Bunu yapanlar sürekli yükseldi, o mahkeme üyeleri Yargıtay üyeleri oldu.”

‘MOBİL CEZALANDIRICI HEYETLER VAR’

HDP eski milletvekili Sırrı Süreyya Önder’in söylemediği sözler nedeniyle cezalandırıldığını belirten Tanrıkulu, Önder’in “Türkiye’yi gülistana çevireceğiz” sözünün “kabristana” olarak, “HDK” sözünün de “PKK” olarak fezlekeye geçirildiğini hatırlattı. İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi’nin konuşmanın bilirkişiye gönderilmesi talebini kabul etmediğini ve TCK 7/2. maddeden Türkiye’de ilk kez 4 yıl 8 ay ceza verdiğini belirten Tanrıkulu, “Mahkeme heyetinin kompozisyonu belli” dedi. Tanrıkulu, “hükümeti ikna eden yargı pratiği sonucu” ÇHD üyesi avukatların tutuklu yargılandığı dava dosyasının 37. Ağır Ceza Mahkemesi’nden alınarak 26. Ağır Ceza Mahkemesi’ne verildiğine dikkat çekti. Tanrıkulu, “Mobil cezalandırıcı heyetler var adliyede. Dava konusuna, kişiye göre mahkemeler kompozisyon oluşturuyor” dedi.

SARUHAN: SIRAT KÖPRÜSÜNDE DURUYORUZ

Av. Şenal Saruhan ise OHAL’in ilanının gereksiz olduğuna işaret eden ederek, avukatlık mesleğinin bir kamu hizmeti olduğunu, ulusal ve uluslararası yasa ve sözleşmelerde avukatlık mesleğini koruyan maddeleri hatırlattı. Saruhan, “Tüm Türkiye topraklarına yönelik saldırı söz konusu değildir. Birkaç ille sınırlıydı ve bastırılmıştı. OHAL ilanı için hükümet güçlerinin o darbeyi engellemeye gücünün yetmemesi gerekir. Burada bir zorunluluk yoktu. Biz bir sırat köprüsünde duruyoruz; ya sanık ya avukat kürsüsüne çıkıyoruz” dedi.

‘AİHM’E GÜVENEMEYECEĞİZ’

Saruhan, Türkiye’deki avukatların tehdit altında olmasının uluslararası kuruluşlar tarafından da tespit edildiğini ve Türkiye’nin yargılama alanında en geri noktada olduğunu ifade etti. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “TSK’da türban laikliğe aykırı” diye mütalaa veren Danıştay savcısına ilişkin “sen kimsin ya” sözlerini hatırlatan Saruhan, şöyle devam etti: “O savcının başına gelebilecekleri hepimiz tahmin ediyoruz. Bir önceki darbeden, OHAL’den, sıkıyönetimden ders çıkarılarak hukuk alabildiğine cendere altına alınıyor ve doğrudan egemenlerin hukuku olarak karşımıza çıkıyor. Bu konuda hepimizin dik durmaya, hukuka sarılmaya ihtiyacımız var. Tehlike ile karşı karşıyayız ama o halde biz de varız demek gerekiyor. AİHM’e güvenemeyeceğiz. Sistem tün dünyada kendine yeni yollar bulmaya çalışıyor ama insanın değeri, onuru, insan haklarına dayalı bir hukuku inşa edecektir diye inanıyorum.”

TÜRKDOĞAN: CEZASIZLIK DUVAR GİBİ KARŞIMIZDA

Konferansın ikinci oturumunda sokağa çıkma yasaklarına ilişkin konuşan İHD Eş Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, OHAL veya sıkıyönetim yoksa sokağa çıkma yasağı uygulanamayacağını ancak 2015’de fiili bir durum yaratıldığını kaydetti. Sokağa çıkma yasakları döneminde 337 sivil öldürüldüğünü ancak devletin bunu kabul etmediğini söyleyen Türkdoğan, Sur ve Cizre’de yaşamını yitirenlerle ilgili soruşturmalarda bir tek kişinin dahi savunmasının alınmadığının altını çizdi. Türkdoğan, yargının devletin cezasızlık politikasını meşrulaştırdığını belirterek, ekledi: “Cezasızlık duvar gibi karşımızda duruyor.”

AİHM’in bu konuda bir yol açabileceğini ancak endişeleri olduğunu dile getiren Türkdoğan, AİHM’in sadece belli kişilerin sağlık hakkına erişimi noktasında tedbir kararı verdiğini, sokağa çıkma yasağı ile ilgili bir tedbir kararı vermediğini hatırlattı. Oysa bu koşulların yaşam hakkı ihlali, işkence ve kötü muameleye sebep olduğunun altını çizen Türkdoğan, AİHM’in yaşam hakkıyla ilgili esastan değil usulen kararlar vermesini de eleştirdi.

OHAL’DE AKADEMİ: KİMLİKSİZLEŞTİRME

Ardından Av. Ziynet Özçelik, “OHAL, akademi ve AİHM” başlıklı bir konuşma yaptı. Özçelik, OHAL’in akademiye etkisini “Arındırma, kimliksizleştirme, sindirme” olarak tanımladı.

Barış Akademisyenleri davalarının avukatlarından olan Özçelik, “Biz henüz iç hukukta da AİHM’de de etkili yargı denetimini sağlayabilmiş değiliz. Bunu zorluyoruz ama zorlarken nasıl yapacağız? Şunu görmek zorundayız. Bugüne kadar insanların İkinci Dünya Savaşı ve öncesinde aldığı derslerle oluşturduğu kurumlar bugünün ihtiyaçlarına yanıt vermiyor. Dünyada sisteme ilişkin bir kriz olduğunun farkındayız. Krizin insanlık yararına çözülmesi noktasında yetersiz kalınıyor. Uluslararası sermayenin temsilcileri, ‘bu eşitsizlik üreten sistemde rıza üretemiyoruz, çünkü refah payı veremiyoruz öyleyse yargıyı araçsallaştıralım’ diyorlar. Bu mesele sadece Türkiye’ye özgü değil. Baroların, insan hakları merkezlerinin çok daha etkin olması gerektiğini düşünüyoruz.”

TAHİNCİOĞLU: GAZETECİLERİN İNADI SÜRÜYOR

Gazeteci Gökçer Tahincioğlu ise Ergenekon davalarının başladığı 2007-2008’in aslında OHAL’in fiili başlangıcı olduğunu belirtti. O dönem cemaat medyasının artık medyanın amiral gemisi haline geldiğini kaydeden Tahincioğlu, OHAL’de yaklaşık 170 basın kuruluşunun kapatıldığını, bugün itibariyle 162 gazetecinin hapishanede olduğunu hatırlattı. Tahincioğlu, şunları söyledi: “Kolu kanadı kırılmış bir medya yapısı var. KHK’larla kapatılan yayın organlarının tüm mal varlığına el konuldu. 620 sarı basın kartı iptal edildi. OHAL sonrası muhalefetinden iktidara yakınına kadar her bir yayın organı ve gazetecinin terbiye edildiğini düşünüyorum. Otosansür genlerimize işledi. Gazetecilere bir daha yazamayacak hale getirecek kadar bedel ödetildi. Buna karşı gazetecilerin inadı sürüyor ve sürecek.” MA

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Captcha loading...