GAZETE SOKAK – AKP- MHP iktidarının yıkım aşamasına gelindiğini belirten HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli, “Niye geri çekilelim, üzerine gidelim. Bu iktidardan kimse memnun değil” diyerek seçim çağrısını yineledi.

AKP- MHP iktidarının ağır yenilgi aldığı 31 Mart Yerel Seçimleri ve 23 Haziran İstanbul Seçimi’nden sonra oluşan erken seçim havası, iktidarın Suriye’ye yönelik operasyonları ardından kısa süreliğine gündemden düştü. Ancak Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) Meclis’ten ve belediyelerden çekilmesi yönündeki öneriler sonrası yapılan toplantılar, HDP’nin politik manevrasına zemin hazırladı ve açıkladığı deklarasyonla iç politikadaki atmosferi tekrardan erken seçim eksenine kaydırdı.

HDP kurmayları erken seçimi “muhalifler için fırsat” olarak değerlendirirken, iktidarın meşruiyetini kaybettiğini ve çoğunluğu yitirdiğini düşünüyor. Seçime gittiğinde iktidarın kaybedeceğini belirten HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli, açıkladıkları deklarasyon, “Üçüncü Yol” siyaseti, “erken seçim” çağrısı, muhalefetin birlikteliği ve iktidarın meşruiyeti konularında Mezopotamya Ajansı’nın (MA) sorularını yanıtladı.

Geçtiğimiz günlerde yaptığınız toplantıyla sine-i millet tartışmaları son buldu mu? Bu konu daha önce partiniz içinde tartışıldı mı yoksa bu tartışma dışarıdan mı HDP’ye taşındı?

Sine-i millet tartışması, biraz hafızamızı tazelersek, 2016 yılında önümüzdeydi. 4 Kasım 2016 siyasi darbesinden sonra çok hızlı bir şekilde birçok konuyu tartıştık ve hatta 6 Kasım 2016 tarihindeki toplantımızdan sine-i millet tartışması önemli bir başlıktı. Bununla ilgili tartışmamıza dair demiştik ki, ‘halkımıza gideceğiz, soracağız ve her birlikte tartışacağız.’ Öyle de yaptık. Ve süreç o boyunca Meclis’teki genel kurul çalışmalarına katılmadık. Tüm kesimlere gittik, hepsinden öte halkımızla buluştuk ve konuştuk. O zaman şöyle bir karar çıktı; ‘Hayır, çekilmiyoruz, direniyoruz ve son bir kişi kalana kadar direneceğiz.’

19 Ağustos günü üç büyükşehir belediye başkanımızın yerine kayyum atanmasıyla gerçekleşen siyasi darbe sonrası da direnişimizi yükselttik. Çizgimiz çerçevesinde her türlü saldırıya, faşizme karşı mücadele kararlılığımızı ortaya koyduk. Çünkü biz son kişi kalana kadar direneceğiz. Fakat hem sosyal medyada hem de çeşitli kesimlerde gelen bu yönde (sine-i millet) talepler söz konusu olunca, bir kez daha kararımızı değerlendirmek istedik.

‘Sine-i millet tercihi HDP için seçenek olmaktan çıktı’ diyebilir miyiz?

Çeşitli yapılarla görüştük, yine kamuoyu çerçevesinde birçok görüşme gerçekleştirdik. Bir araştırma bile yaptırdık. Ortaya çıkan tablo 2016 yılı kararımız konusunda bir ortaklaşma şeklindeydi. Sine-i millet tartışmalarını sonlandırmanın gerekliliğine inanarak ve bir toplantı yaparak tutum metnimizi kamuoyuyla paylaştık. Eğer sine-millet tartışmalarımızı sonlandırmazsak -iyi niyetli yaklaşanları bir kenara koyarak söylüyorum- aslında HDP’yi belli bir tartışma içine sıkıştırmak, HDP’nin direniş mücadele gücünü zayıflatmak için belli mihverler harekete geçiyor. Bu da bir gerçeklik ve bunu biliyoruz.

Başlı başına HDP’den kurtulmak isteyen bir iktidar var, birçok kesim var. Birçok konu HDP’ye yönelik psikolojik savaş aracına dönüşebiliyor. Algı yönetimi aracına dönüşebiliyor. Ama yine altını çizerek diyorum sine-i millet tartışmasını iyi niyetle ele alan, ‘acaba ne yapabiliriz, daha güçlü mücadele nasıl verebiliriz’ şeklinde yaklaşan kesimlerde oldu ve hepsini bir arada değerlendirdik.

Eğer sine-millet tartışmalarımızı sonlandırmazsak -iyi niyetli yaklaşanları bir kenara koyarak söylüyorum- aslında HDP’yi belli bir tartışma içine sıkıştırmak, HDP’nin direniş mücadele gücünü zayıflatmak için belli mihverler harekete geçiyor. Bu da bir gerçeklik ve bunu biliyoruz.

Açıkladığınız deklarasyonda yaptığı erken seçim tartışması Ankara’nın gündemine anında oturdu. HDP neden erken seçim diyor, koşullar olgunlaşmış durumda mı?

Türkiye’de bir yönetememe hali var. İktidar, Türkiye’yi yönetemiyor. İcraatlarına bakıyorsunuz, artık icraat diyebileceğiniz bir şey yok. Ne var ortada? Savaş var, kayyum var, tecrit var… Dolayısıyla tükenmiş bir iktidar var. Tükenmesine rağmen iktidarda tutunmasının yegâne yolu Kürt düşmanlığı. Kürt düşmanlığı üzerinde üç mekanizmayı harekete geçiriyorlar. Bunlar; Suriye’de savaş, Türkiye’de kayyum ve İmralı’da tecrit politikası. Fakat tecrit İmralı sınırlarıyla kalmıyor.

Bütün hukukun askıya alınmasının temel nedeni. Aslında Türkiye’yi hukuk devletinden ve anayasal devletten uzaklaştırdı, hukuk askıya alındı. Bir istisna halinin yaratılmasının en temel nedeni. O yüzden tecridi görmezden geldiğiniz sürece Türkiye’de hukuk adına olumlu gelişme mümkün olamayacaktır diyoruz. Örnek; Yargı Reformu Meclis’ten geçti. Yargı Reformu sonucunda Türkiye’de hukuk adına alıp değerlendirebileceğimiz bir iyileşme yaşandı mı, yaşanamaz. Bu mümkün değildir. İstedikleri kadar Yargı Reformu yapsınlar, yasa geçirsinler bütün o yasalar bir kararnamen kisvesinde kurtulamaz. O kararname aklı bir tecrit aklıdır.

Kürt düşmanlığı üzerinde üç mekanizmayı harekete geçiriyorlar. Bunlar; Suriye’de savaş, Türkiye’de kayyum ve İmralı’da tecrit politikası. Fakat tecrit İmralı sınırlarıyla kalmıyor.

İki kayyumlar. Yönetememe halidir. Kayyumlar şiddettir, krizdir. Kayyum sadece belediye binalarının ele geçirilmesi değildir. Kürt halkının siyasi iradesinin yok sayılmasıdır ama onun da ötesinde rejimin iflasının göstergesidir. Rejim yönetemiyor. Ülkenin yönetilebileceğinin de görülmesini istemiyor. Bu da çok önemli. İddiamız yerel demokrasiydi. Halkın katılımıyla söz yetki kararın Meclislerde olduğu bir iddiayla geliyorduk. Dolayısıyla kararlarımızı ortaklaştıracaktık, katılımcı bütçemizle yerel demokrasi perspektifiyle, yerinden yönetim anlayışımızla yeni demokrasi modelini inşa edecektik. Şimdi iflas etmiş bu iktidar anlayış böyle bir modelin varlığına tahammül edemiyor ve saldırıyor.

Üçüncüsü ise savaş. Suriye’de dayatmış olduğu savaşın hiçbir meşru bir gerekçesi yoktur. Afrin’de de aynı şeyi yaptılar ve Afrin’de zeytin hırsızlığıyla anılacaklar. Afrin’de halkların birlikte yaşama iradesine saldırdılar. Aynı şeyi şimdi de yapıyorlar. Suriye’de demokratik çözüm olmasın, istiyorlar.

Bu üçünü devreye sokarak, iflas etmiş ve tükenmiş iktidarında tutunma peşindeler. Kürt düşmanlığı yaparak, Kürt halkına zülüm ederek, bu sayede Türkiye yoz milliyetçi hezeyanları büyüterek bir kitleyi konsolide ederim, bunun üzerinden egemenliğimi, meşruiyetimi sağlarım… Bu mümkün olmayacak. İşte erken seçim çağrısı tüm toplumu bu anlayışa karşı bir araya çağırmaktır. Erken seçimin hedefi demokrasi ittifakının artık bir toplumsal mutabakat zemininde buluşmasıdır. Bunu başarabiliriz ve iddiamız güçlüdür. Fakat bunu nasıl yapacağımıza dair de önümüzdeki dönemi güçlü şekilde planlamalıyız. Eylem hattıyla, diplomatik temas ve görüşmelerle hayata geçirmeliyiz.

Erken seçimin hedefi demokrasi ittifakının artık bir toplumsal mutabakat zemininde buluşmasıdır. Bunu başarabiliriz ve iddiamız güçlüdür.

Erken seçimin demokrasi güçlerine nasıl fırsatlar sunacağını düşünüyorsunuz?

Bir kere her şeyden önce muhalefet -tırnak içinde söylüyorum- kutuplaştırıcı siyasetin dışına çıkmalı. Türkiye, 31 Mart sürecine giderken ders alınacak birçok şey yaşadı. 31 Mart sürecine giderken iki kutuplu hayatı yine Türkiye halklarına dayattılar. Yok Millet İttifakı, yok Cumhur İttifakı… İki kutuplu hayatın içinde sıkışan Türkiye toplumu aslında siyasetsiz kalıyordu. Haklarının peşinde koşabilecek, mücadele edebilecek siyaset zeminini, o haklara sahip olacağı demokratik zemini kaybediyordu.

Bu hattı kırmanın yolu ‘üçüncü bir yolu var etmekten’ geçiyordu. Yani bir seçenek yaratmaktan. HDP, 31 Mart seçimlerine müdahale ederek seçenek yarattı. Bu statükocu anlayışa saldırdık, hamle yaptık ve toplumda bunu onayladı. Şimdi bizim karşımıza şu geliyor ‘işte siz CHP adaylarını desteklediniz.’ Hayır, CHP adaylarını destekleyelim siyaseti izlemedik. Biz statükocu anlayışa, kutuplaşmış siyasete müdahale ettik. Sonuçlarla nedenleri karıştırmayalım. Neden-sonuç ilişkisini doğru kuralım. AKP-MHP iktidarını geriletmek istiyorduk ve gerilettikten sonra da yıkacağız dedik. İşte yıkım aşamasına gelmişler. Yönetemiyorsunuz dedik, yönetemiyorlar. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, Türkiye’nin koşullarına uygun değildir, dedik, yürütemiyorlar. Bunu göstermenin aracıydı seçimler. Bunu da etkin bir yöntemle kullandık. ‘Pişman mısınız’ diyorlar, niye pişman olalım.

Önümüze koyduğumuz hedefe şimdi daha da yaklaşmış durumdayız. Kayyum atıyorlar, bize geri çekilin diyorlar. Niye geri çekilelim, üzerine gidelim. Bu iktidardan kimse memnun değil. İktidar rakamsal olarak da meşruiyetini yitirmiştir. Yüzde 35’lere düşmüş bir iktidar hala kendisini Kürt düşmanlığı üzerinden Türkiye halklarına dayatmaya devam ediyor.

Biz statükocu anlayışa, kutuplaşmış siyasete müdahale ettik. Sonuçlarla nedenleri karıştırmayalım. Neden-sonuç ilişkisini doğru kuralım. AKP-MHP iktidarını geriletmek istiyorduk ve gerilettikten sonra da yıkacağız dedik. İşte yıkım aşamasına gelmişler.

31 Mart seçimlerinde oluşan ruh, dayanışma ya da ittifak… Kayyum politikaları sonrası parlamento içi muhalefet eleştirdi ancak bazı cılız da olsa karşı açıklamalar yapıyor ve yapmaya devam ediliyor. Ancak Suriye’ye yönelik operasyon da iktidar ve parlamento içi muhalefetin iktidara destek vermesini hakkında ne düşünüyorsunuz?

İktidar siyasetten tükenmiştir. Siyasetten tükenmiş bir iktidarın peşine takılan muhalefet de tükenir, tüm iddialarını kaybeder. Muhalefete seslendik, ‘tezkereyi onaylamayın’ dedik. Türkiye yıllardır tezkere geçiriyor ve her geçirdiği tezkereden sonra Türkiye çok daha büyük sorunlara zerk oluyor. Çok daha büyük sorunların içine yuvarlanıyor. Dolayısıyla yapmanız gereken savaş karşıtlığıdır, ‘yurtta sulh cihanda sulh’u savunmaktır. Kendi şiarlarıyla, kendilerine seslendik ama anlamadılar. Anlamadıkları için de iktidarın sürüklendiği o tükenmişliğe katılmış oldular. Böyle devam ederlerse kuşkunuz olmasın, tükeneceklerdir. HDP dışında ki muhalefetten bahsediyorum. Muhalefet içine düştüğü bu yanlışını çok yakından anlayacaktır. Hata biz bu erken seçim meselesini açıkladığımız gün ve ertesi gün diğer tüm muhalefet partilerinin erken seçim konusundaki yaklaşımı bizi doğrulamaktadır.

İktidara seçenek olmak için muhalefet olursunuz. Muhalefet, muhalefete muhalefetlik yapmaz ki! Bizdeki acayiplik muhalefet işini gücünü bırakıyor, iktidarla beraber tespih taneleri gibi dizilip, HDP’ye muhalefet yapıyor. Dolayısıyla bu aklın içinde çıkmaları lazım.

Siyasetten tükenmiş bir iktidarın peşine takılan muhalefet de tükenir, tüm iddialarını kaybeder. Muhalefete seslendik, ‘tezkereyi onaylamayın’ dedik. Türkiye yıllardır tezkere geçiriyor ve her geçirdiği tezkereden sonra Türkiye çok daha büyük sorunlara zerk oluyor.

Ne öneriyorsunuz?

Ankara kulislerinde pazarlık yaparak değil, toplumla halkla buluşarak çıkılabilir. Topluma gittiklerinde gereken refleksi ve tepkiyi alacaklardır. Çünkü çok iyi biliyoruz ki toplumun önemli bir kesimi savaşa karşı çıktı. Şimdi geniş bir kesimi savaşa karşı. Bugün sokağa çıkın, ‘insanların en temel sorunu nedir’ diye sorun, ekonomi cevabını alırsınız. İnsanlar intihar ediyor. İnsanlar yaşamdan bezmiş durumdalar. Çaresizlik bu denli bir boyutta ve muhalefettin derdi o tezkereyi mi geçireyim, bu tezkereyi mi geçireyim olmuş. Böyle bir muhalefet olmaz. O yüzden HDP iktidara karşı mücadelesini verirken muhalefeti de silkeliyor.

Parlamento içi muhalefetin erken seçime dair açıklamalarını ve güncel kaygılarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ana muhalefet partisi olarak tanımlanan CHP’nin erken seçime ilişkin verdikleri tepkiler yeterli değil. Çok daha net konuşması gerekirdi. Millet İttifakının parçalanma kaygısı bugün ana muhalefet için öncelikli kaygı olmamalı. Çünkü bu ittifaklara sıkışıp kalındığı sürece Türkiye’de bu içine sürüklendiğimiz çukurdan çıkma şansımız yok. Bunu da kendi kendilerine sorarak, öğrenebilirler. Eğer HDP seçimlerde bu stratejiyi ortaya koymasaydı Millet İttifakı bu belediyeleri alabilir miydi? Bunu ben bir diyet olsun diye söylemiyorum. Biz Türkiye siyasetine bir şey gösterdik ve her şeyden önce siyaseti toplumla buluşturduk. Muhalefet bunu doğru okumak zorundadır. Yine eski kamplarına sıkışacaksa, kutup siyasetleri içerisinde kalacaksa, toplumla buluşmayacak ise seçenek olma şansı söz konusu değildir.

Erken seçim çağrısının nedenlerinden biri olarak gösterdiğiniz siyasi iktidarın meşruiyeti hangi şu anda noktada?

Bir kere çoğunluğunu kaybetti. Araştırmalar bunu gösteriyor. Sokağa çıktığınızda iktidarın icraatlarından, yaptığı işlerden memnun olduğunu söyleyen bir kişi bulamazsınız. 24 Haziran 2018’den bu güne Meclis’ten geçmiş olan yasaların, Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin yasalaşmasından bahsediyorum çünkü Türkiye artık kararnamelerle yönetilen bir ülkeye döndü. Ya da torba yasalardan -ki biliyorsunuz bunlar torbacı- memnun olan kimse var mı? Bu yasaları bilen kimse var mı? Bu yasalardan dolayı Türkiye’de herhangi bir sorunun çözüme kavuştuğunu söyleyen biri var mı? Yok! Geçen yasalardan sonra Türkiye’de işler daha da kötüye gitmiş. Herkes daha kötü durumda, geçinemiyor.

AKP’de çözülme var, istifalar var. AKP’nin içinden bildiğimiz iki tane yeni parti çıkacak. Neden çözülüyorlar, istifa ediyorlar, içinden partiler çıkıyor? Meşrutiyeti ve siyaseti doğru bir hatta olsaydı, meşrutiyeti sağlıklı bir iktidar söz konusu olsaydı, büyürdü,. Küçülmezdi, daralmazdı, içinden partiler çıkmazdı. Bütün bunlar önemli göstergeler. Ama başat gösterge yani bir iktidarın meşrutiyetini yitirdiği nokta tek kelimeyle, kayyumdur. Yöneteme hali, yani atama yapıyor. Kaymakama diyor ki, ‘git o ilçeye sen yönet.’ Valiye diyor ki, ‘git sen yönet.’ Halkın seçtiği insanları abuk sabuk gerekçelerle, iddianamelerle tutuklayıp yerlerine vali, kaymakam atıyorlar.

Nasıl geldiniz, seçilerek. Neyle geldiniz, sandıkla, seçme ve seçilme hakkıyla. Seçme ve seçilme hakkını yok ederek, atama yapıyorsanız artık meşrutiyetiniz yoktur.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ‘erken seçim’ tartışmalarına ilişkin “Dibi görünmeyen kuyulardan su içmemiz mümkün değildir” diyerek, seçimlerin zamanında, 2023 yılı Haziran ayında yapılmasını gerektiğini açıkladı. Bu açıklamayı bekliyor muydunuz?

Tutunmaya çalışan iktidar ve onun küçük ortağı seçimden ve demokrasiden kaçmaya devam ediyor. Önlerini göremiyorlar. Dibi görünmeyen kuyuya da balıklama atlayacaklar. Aslında seçime gittiklerinde, kazanamayacaklarını, kaybedeceklerini itiraf ediyorlar. Mesele budur.

Erken seçim gerçekleşmediği taktirde, bahsettiğiniz yönetilememe hali Türkiye’yi nereye götürür?

O denli kötü bir yere sürükleniyoruz ki bugünden bunu kimse hayal etmiyor. Ama bugünden nereye gideceğimizi anlamak için arkaya dönmek lazım. 4 yılda nerden nereye geldik. Bu bize eğer iktidar değişmezse önümüzdeki 4 yılda nereye gideceğimizi gösteriyor. Fal bakmaya gerek yok. 4 yıl önce neredeydik? 2015’in 5 Nisan’ına bakalım. Yani masanın devrilmediği, mutlak tecridin başlamadığı o fotoğrafa bakalım. Ve ondan sonraki 4 yıla bakalım, nereye geldik?

Bir şeye karar verelim, bu işi nasıl toparlayacağız, bu gidişatı nasıl durduracağız. Bir; öncelikle iktidardan kurtulacağız çünkü bu iktidar Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi dediği bir şeyi ördü, ‘tek adam rejimini’ dayattı, demokratik siyaseti tasfiye etmeye çalıştı. Heybesinden siyaset ve çözüm çıkartamaz hale geldi – ki heybesinde böyle bir şey yoktu.
Peki, biz bu sisteme karşı isek yerine ne ikame edeceğiz. Bunu da net tarif ettik. Yerel demokrasiyle güçlendirilmiş bir parlamenter sistem. Çoğulcu, laik, demokratik cumhuriyet için demokratik bir anayasa, demokratik bir Meclis ve demokratik bir yerel yönetim anlayışı. Türkiye kendi çözümünü bizatihi emekçisiyle, kadınlarıyla, halklarıyla farklı farklı inanç kesimleriyle birlikte üretmek zorundadır. Demokrasi İttifakı çağrımızın özünde yatan budur. Önümüzdeki seçenek nettir; ya Kayyum Cumhuriyeti ya Demokratik Cumhuriyet. Artık bu tercihi bütün toplumla buluşturmak zorundayız. Bunun çalışmalarına başlamıştık artık çok daha yaygın ve etkin çalışmalarla bu süreci örgütleyeceğiz.

Türkiye kendi çözümünü bizatihi emekçisiyle, kadınlarıyla, halklarıyla farklı farklı inanç kesimleriyle birlikte üretmek zorundadır. Demokrasi İttifakı çağrımızın özünde yatan budur. Önümüzdeki seçenek nettir; ya Kayyum Cumhuriyeti ya Demokratik Cumhuriyet.

Bir çoğu son süreçte ‘HDP ne yapmalı’ diye tartıştı. Bu tartışmayı içeriden yürüten de vardı, dışarından yürüten de. Ancak muhalefetin geneline dair bir tartışmanın ‘HDP ne yapmalı’ tartışması kadar güçlü ve yüksek sesle olmadığı Ankara’dan anlaşılıyor. Bu konuda fikriniz nedir?

Her şeyi Kürt halkının omzuna koyup, kenara çekilip, kadercilikle bir kenarda oturmak olmaz. Ya da sosyal medyada tweet atmakla da olmaz. Gelmek lazım, bir arada olmak lazım. Tabii ki sosyal medyayı da etkin kullanmak lazım. Muhalif iseniz, muhalefet yapma kimliğiniz varsa güzel bir muhalefet yapma aracı elinizdeyken bunu sosyal gevezeliğe çevirmemek lazım. Birlikte çok daha güçlü bir mücadele hattı örme şansımız var. Türkiye çok önemli bir eşikten geçiyor. Türkiye’de hayata geçireceğimiz bu değişimler, dönüşümler Ortadoğu’yu da, Suriye’yi de, Irak’ı da etkileyecektir. Özellikle küresel bir mesele haline gelmiş olan Kürt meselesinin çözümü bölgede çok farklı önemli gelişmelere neden olacaktır. Tüm bunları bir arada okumak, değerlendirmek gerekiyor.

Diğer taraftan bölgeyi konuşurken, bölgenin hem Suriye’de hem Irak’ta hem de Türkiye’de en önemli toplumsal öznesi olan Kürtler ve Kürt meselesinin çözümünün kendi iç dinamikleriyle ele alıp, değerlendirilmesi, gerçekleştirilmesi, ulusal birlik meselesinin çok daha samimi ve sağlıklı bir şekilde ele alınıp, değerlendirilmesi gerekiyor.

Her şeyi Kürt halkının omzuna koyup, kenara çekilip, kadercilikle bir kenarda oturmak olmaz. Ya da sosyal medyada tweet atmakla da olmaz. Gelmek lazım, bir arada olmak lazım.

Son tartışmalar HDP’nin Türkiye’deki rolü ve misyonunu da tekrardan gündeme getirdi…

Halkların Demokratik Partisi, 3-5 insanın bir araya gelerek karar aldığı bir parti değildir. Halkların Demokratik Partisi, 7,5 milyonluk bir kitleyle hareket ediyor. Bunun içinde bileşenleriyle, kurumlarıyla, kurullarıyla, halklarıyla karar alıyor. Binlerce arkadaşımız cezaevinde. Her gün örgütümüze saldırı söz konusu ancak HDP küçülmüyor, büyüyor. HDP’nin hedefi net. Hedef gerçekleşene kadar mücadele partisi olarak kararlı yürüyüşünü gerçekleştirmeye devam edecek. Demokratik Cumhuriyet dedik. Türkiye Cumhuriyeti’nin demokratikleşmesi için ne gerekiyorsa yapmaya devam edeceğiz. Bir klişe var ya hep söyleniyor ‘dönen dönsün yolundan biz dönmeyiz.’ Artık hepimizin üstlendik. Biz bu yolun sevdalılarıyız. Tüm toplumun buna ikna edilmesi de bizim siyaseten en önemli görevidir.

Kürt toplumunun politikleşmesiyle diğer kesimlerin politikleşmesi arasında çok ciddi bir açı farkı var. Bu apolitikliği ortadan kaldırmak lazım. 12 Eylül’den bu yana toplum apolitikleştirilmeye çalışıldı. Toplum apolitikleştikçe müdahale edemez hale geldi. HDP mücadeleyi yürütürken toplumu politikleştirme mücadelesi de yürütüyor.

Demokratik siyaset içinde HDP’den daha güçlü mücadele odağı yoktur. Bunu söylerken bir yarış anlamında söylemiyorum, çağrı anlamında söylüyorum. Tüm demokratik kamuoyu harekete geçmelidir. Çoğunlukla karşılaştığımız şey şu oluyor; HDP şunu yapsın, HDP bunu yapsın. HDP’nin yapabileceklerini sağlamanın yolu birlikte hareket etmektir. Yani HDP ile konuşmak yerine HDP ile harekete geçmek. Eğer HDP’nin hareketinden daha güçlü bir hareket varsa kimse kaygılanmasın HDP kimseyi yalnız bırakmaz ve o tempoya ulaşır. Yeter ki sesimiz çıkartalım, demokratik siyaset içinde hakkımız savunalım, sokakta yan yana gelelim. Bu olmadığı sürece HDP’nin yaptıkları ister istemez sizin için bir çizgi oluşturuyor. Biz öncü olabileceğimizi, yapabileceğimizi tüm gücümüzle deklare ediyoruz. Haklarımızı gasp eden faşizme, bizi aslında bu cendereye sıkıştıran bir sisteme karşı topyekûn mücadele gerçekleşmeli.

Eğer HDP’nin hareketinden daha güçlü bir hareket varsa kimse kaygılanmasın HDP kimseyi yalnız bırakmaz ve o tempoya ulaşır. Yeter ki sesimiz çıkartalım, demokratik siyaset içinde hakkımız savunalım, sokakta yan yana gelelim.

Son olarak, partiniz yaptırdığı kamuoyu araştırmaları var mı, sonuçlar nasıl görünüyor?

Bizim yaptırdığımız saha araştırmaları var. Biz genellikle kayyum konusunda halk ne düşünüyor ona dair çalışmalar yapıyoruz. Seçimlere dair de sorular soruyoruz ancak bunları paylaşmıyoruz. Bizim dışımızda araştırma yapan sonuçlara göre, HDP’deki yükseliş sürüyor, diğer partilerde küçülme ve kararsızlarda dramatik bir artış söz konusu. Bu şu demek; insanlar bir arayışta. Bu arayış topluma bir şekilliyle ne aradığı nasıl bir çözüm aradığı konusunda yol gösterici siyasete ihtiyaç olduğunu gösteriyor. Güvenilir araştırma bir şirketinin yaptığı bir araştırmada Ekim ayı içerisinde HDP’nin oy oranı yüzde 13 olarak görülüyor. MA / Berivan Altan – Selman Güzelyüz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Captcha loading...