Her yıl Nebirnav yaylasına gelen Siirtli koçerler, yayla yasakları nedeniyle mera kiralamanın her geçen gün pahalandığına dikkat çekerek, böyle devam etmesi halinde koçerliği ve hayvancılığı bırakacaklarını söyledi.

Hakkari – Van il sınırında bulunan ve bölgenin en geniş yaylalarından biri olan Nebirnav yaylasına her yıl olduğu gibi bu yıl da Siirtli koçerler yerleşti. “Güvenlik” gerekçesiyle getirilen yasakların yarattığı zorluklara dikkat çeken koçerler, böyle devam etmesi halinde hayvancılığı bırakacaklarını dile getirdi. Yasak olmayan meraları ise çok yüksek fiyatlara kiraladıklarını anlatan Koçerler, sattıkları süt, peynir, yoğurt ve kuzuların maliyeti karşılamadığını ifade etti.

‘HAYVANLARIMIZ ÖLÜR’

Mayıs ayının başından itibaren Nebirnav yaylasına geldiklerini belirten koçer Abdullah Şenyüz, “Hem soğuklar hem de bölge şartları çok zor. Bizim bölgede yazın sıcaklık yer yer 50 dereceye kadar çıkıyor. Bu yaylalar çok serin ve verimlidir. Beslediğimiz hayvanlar sıcaklara uygun değil. Bu hayvanlarımız oralarda kalırsa yaşayamaz. Mayıs ayı ile birlikte ilk önce Van’ın Başkale ilçesindeki bölgeye geldik. Ardından da Nebirnav’a geldik” dedi.

‘BU ZORLUKLARA KATLANMAK ZORUNDAYIZ’

Yaylanın serin havasına dikkat çeken Şenyüz, “Özellikle çocuklarımız çok büyük sıkıntı çekiyor. Yayla yaşamında genel olarak sıkıntılar var. Geceleri soba yakmamıza rağmen çok soğuk. Ama hayvanlarımızı beslemek için bütün bu zorluklara katlanmak zorundayız” diye belirtti.

‘TÜRKİYE’DE KÜÇÜKBAŞ HAYVAN KALMADI’

Bölgede uygulanan siyasal, askeri ve ekonomi politikalarından kaynaklı besiciliğin bitme noktasına geldiğini, sadece birkaç bölgede hayvancılığın yapıldığını vurgulayan Şenyüz, şöyle devam etti: “Bu yıl Siirt bölgesinden yüz koyun sürüsü geldi. Daha önce yıllarda bu sayının iki katı kadar sürü gelirdi. Nebirnavdan Feraşin Yaylasına ve Meydan Casusu yaylalarına kadar benim bildiğim sadece bizim bölgemizden yüze yakın sürü gelmiş. Bölgede hayvan kalmadı. Sadece Van ve Siirt bölgesinde hayvan kaldı. Hayvancılık önündeki büyük sıkıntılar nedeniyle halk besiciliği bıraktı. Uygulanan politikalar nedeniyle yaşadığımız sıkıntılar yüzünden artık gençlerimiz bile güvenlik endişeleri nedeniyle bizimle yaylalara gelmek istemiyor.”

’BAŞKA ÇAREMİZ OLMADIĞI İÇİN YAPIYORUZ’

Bölgeye gelmek için 40 gün yol yürüdüklerini anlatan Mehmet Şirin İlbaş da, yaşadıklarını şöyle dile getirdi: “Bu yaylalarda 3 ay kalıyoruz. Gelirken 40 gün yolarda kalıyoruz. İki ayın sonunda hayvanlarımızın sütten kesilmesi ve bölgedeki soğukların dayanılamayacak duruma gelmesinin ardından yeniden Botan bölgesine doğru yola çıkıyoruz.”

‘GÜN BOYU HİÇ BOŞ ZAMANIMIZ OLMUYOR’

Elde dilen ürünleri yaylaya gelen mandıracıya sattıklarını belirten Ayşe Şenyüz de, yayla, mera, çoban ve diğer giderler nedeniyle ellerinde bir şey kalmadığını söylüyor. Şenyüz, “Sabah saat 05.00’da uyanıyoruz ve günlerimiz çalışma ile geçiyor. Burada hava çok soğuk. Bu sene her gün yağmur yağıyor. Buralarda yakacak odun bulamıyoruz. Kahvaltıdan sonra çobanların çantalarını hazırlayıp saat 10.00 gibi bêrîye (koyun sağma) gidiyoruz. Ardından getirdiğimiz sütleri işleyip peynir yapıyoruz. Öğlen yemeğinden sonra ikinci sefer bêrîye gidip bir kez daha koyunlarımızı sağıyoruz. Akşam hazırlıklarından sonra yeni gün tekrardan başlıyor” dedi.

‘KENDİMİZ YAPIP KENDİMİZ YİYİYORUZ’

Geçen yıl toprak üstünde yaptıkları tandırın tahrip olduğunu dile getiren Hatice Şenyüz ise, şunları söyledi: “Şimdi yayladaki kadınlar bir araya gelerek tandırı onaracağız. Geçen sene bu tandırı yapmıştık. Şimdi ekmek pişirmek için yeniden onarımını yapmamız lazım. Zaten erkekler sadece koyun besleme işlerindeler. Diğer bütün işleri kadınlar yapıyor. Biz çalışıyoruz, erkekler yiyor. Yayladaki bütün işler kadınların omuzlarında. Yakacak odunu biz topluyoruz. Tandırı biz tamir ediyoruz. Çocuklara biz bakıyoruz. Yemekleri biz pişiriyoruz.” (MA / Hamza Gündüz)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Captcha loading...