GAZETE SOKAK – Toplumun her kesiminin buluştuğu Gezi Direnişi 7’nci yılını geride bıraktı. Protestolar sırasında hayatını kaybeden 12 kişiden biri olan Mehmet Ayvalıtaş’ın babası Ali Ayvalıtaş, “Gezi ruhu tükenmez” dedi.

Gezi Parkı’ndaki tarihi ağaçların kesilip yerine Topçu Kışlası adı verilen AVM projesinin yapılacağının duyulması sonrası 31 Mayıs’ta başlayan ve AKP iktidarına karşı demokrasi ve özgürlük talebiyle geniş toplumsal kesimleri içine alan bir halk ayaklanmasına dönüşen Gezi Direnişi, 8’inci yılına girdi. Kürt, Türk, Çerkes, Ermeni, Laz, Arap, Müslüman, Hıristiyan, Alevi, yaşam alanı savunucular, kadın örgütleri, inanç grupları, LGBTİ+ bireyler, sendikalar, meslek odaları, liseli gençler ve 7’den 70’e kadar toplumun tüm farklı kesimlerinin bir arada olduğu Gezi Parkı’ndaki eylem hala hafızalardaki yerini koruyor.

GEZİ’NİN İLK KIVILCIMI

Protestoların ilk kıvılcımı 27 Mayıs 2013 tarihinde çakıldı. O gün öğle saatlerinde parkın Asker Ocağı Caddesi’ne bakan dış duvarının yaklaşık 3 metrelik kısmı yıkılırken, parktaki 4-5 ağaç taşınacağı iddiasıyla söküldü. Bunun üzerine uzun bir süre Gezi Parkı’nın park olarak korunması için mücadele yürüten Taksim İçin Ayağa Kalk Platformu üyeleri ve ekoloji meselesine duyarlı yaklaşık 50 kişilik bir grup yurttaş, ağaçların kesilmemesi için parkta çadır kurup nöbet tutmaya başladı. Gece saatlerinde nöbet tutanlar, parkın yıkımına devam etmek isteyen iş makinelerinin önünde uzanırken, bu yıkımın o gece ertelenmesine vesile oldu. Her ne kadar o gece yıkım durduysa bile polisler yeniden yıkım için geleceklerini söylediler. Bunlar yaşanırken aynı zamanda sosyal medyada geniş kesimlerin duyarlılığını oluşturmaya dönük açık çağrılar yapıldı.

‘BU AĞAÇLARIN DA VEKİLİYİM’

Yapılan çağrılar karşılık bulurken, 28 Mayıs 2013 sabahı parkta daha büyük bir kitle toplandı. O dönem Barış ve Demokrasi Partisi’nin (BDP) İstanbul Milletvekili olan Sırrı Süreyya Önder, yıkıma karşı çıkmak için dozerlerin önünde durdu. Önder’in sarf ettiği “Ben bu ağaçların da kuşların da vekiliyim” sözleri, Gezi direnişinin sembolü haline geldi. Gösterilen tepkiler üzerine yıkım kararı yeniden ertelenirken, polis parkta nöbet tutan yurttaşlara biber gazıyla sert müdahale etti. Müdahaleden etkilenen 2 kişi hastaneye kaldırıldı. Yurttaşların direnişi devam ederken, parkın duvarının bir bölümü daha yıkıldı. Yıkıma engel olmak isteyen gruba polis yeniden müdahale etti. Yapılan bu müdahale de çok sayıda kişi yaralandı.

BİR GÜNDE 2 MİLYON TWEET ATILDI

Tepkiler gittikçe sosyal medyada yankı bulmaya devam etti. Ülkenin hemen her yerinden insanlar, parkın yıkılması ve ağaçların sökülmesine karşı tepkilerini göstermeye başladı. Diğer yandan parktaki nöbette devam etti. Takvim yaprakları 30 Mayıs’ı gösterdiğinde ise sabah erken saatlerde polis parkta nöbet tutan direnişçilere müdahalede bulunup, çadırlarını yaktı. Aynı gün toplanan büyük bir kitle burada bir forum düzenledi. Her geçen saat ve gün kitlenin sayısını kalabalıklaşırken, yaşananlara dönük uygulanan medya sansürü tepkileri büyüttü. Tepkilerin yansımasını bulduğu Twitter’da bir günde 2 milyon #DirenGeziParkı tweeti atıldı.

ACİL MÜDAHALE BİRİMİ

31 Mayıs günü sabaha karşı gerçekleşen polis müdahalesi ise tüm toplumsal kesimlerin sabrını taşıran son nokta oldu. Müdahalenin ardından İstanbul başta olmak üzere tüm Türkiye illerinde halk alanları doldurdu. Bu eylemlere yönelik polisin biber gazlı ve tazyikli su ile giriştiği müdahalelerde çok sayıda kişi yaralandı. Taksim Meydanı’nda toplanan kitleye de gaz bombaları, tazyikli su ile müdahale edilirken, havadan çekilen fotoğraflarda Taksim ve çevresini biber gazı bulutunun kapladığı yansıdı. Yapılan polis müdahalelerinde çok sayıda kişinin yaralanması üzerine Türk Tabipler Birliği (TTB) üyeleri “Acil Müdahale Birimi” oluşturdu.

DİRENİŞ HER YERE YAYILDI

Korku duvarlarının yıkıldığı o günlerde İstanbul’un tüm ilçelerinden halkın akın akın Taksim’e gitmeye başlamasıyla Gezi direnişi dünyanın da gündemine oturdu. Birçok uluslararası kuruluş, Taksim’de yaşananları canlı olarak duyurdu. Türk medyasının büyük çoğunluğu ise üç maymunu oynamayı tercih etti. Giderek büyüyen kitleye akşam saatlerinde de İstiklal Caddesi üzerinde polis müdahalesine devam etti. Polis gaz bombalarını insanlara nişan alarak ateşliyordu. Direnişe destek eylemleri Ankara, İzmir, Mersin, İzmit, Konya, Manisa ve birçok şehre yayıldı. Ankara’da Kuğulu Park, İzmir’de Gündoğdu Meydanı ve Konak bölgelerinde yapılan yürüyüşler polis saldırısıyla sonlandı.

TAKSİM’E AKIN ETTİLER

31 Mayıs’ı 1 Haziran 2013’e bağlayan günün ilk saatlerinde artık tüm Türkiye ayaktaydı. Ülkenin hemen hemen tüm şehirlerde ve İstanbul’un farklı ilçe ve mahallelerinde başlayan protesto yürüyüşleriyle kitle, polis müdahalesine tepki gösterdi. Sabaha karşı İstanbul’un Anadolu Yakası’nda toplanan on binlerce kişi Boğaziçi Köprüsü üzerinden yürüyüşe geçti. Hükümet direnişe yalnızca polisle baş edemeyeceğini anlayınca alanlara jandarmayı da indirdi. Öğle saatleri yaklaşırken, polis yoğun gözaltı yapmaya başladı. Tek bir kişi dahi görse ya gaz atıyor ya da gözaltına alıyordu. Gün içerisinde Beşiktaş’tan Kabataş’a geçişler engellenirken, Taksim metrosu da durduruldu. Öğleden sonra Taksim’de kurumlar adına açıklama yapıldı. Açıklamada, “Taksim’i kazanana kadar evimize gitmeyeceğiz” denildi. Taksim’de aralarında milletvekillerinin de bulunduğu binlerce kişi, Gezi Parkı’na yürüdü ve Gezi Parkı’nın Mete Caddesi tarafına giriş yaptı. Ardından on binlerce kişi Gezi Parkı’na giriş yapmaya başladı. Harbiye, Sıraselviler ve Dolmabahçe tarafından on binlerce kişi Taksim’e akın ediyordu.

DİRENİŞ NÖBETE DÖNÜŞTÜ

Artık alanda hiç polis kalmamıştı. Akşam saatlerinde Gezi Parkı direnişi koordinasyonu açıklama yaparak, direnişin park nöbetine dönüştürüldüğü duyurdu. Katılımcı örgütler dönüşümlü olarak Gezi Parkı’nda nöbet tutmaya başladı. Ertesi gün saat 14.00’te aydın ve sanatçıların katılımıyla direnişin zaferinin kutlandığı büyük bir şölen gerçekleşeceği duyuruldu.

RENKLİ GÖRÜNTÜLER

Polisin alandan çekilmesi ile birlikte direnişi kol kola yürüten Kürdünden Alevisine, Türkünden Ermenisine, işçisinden işsizine toplumun her kesiminden on binler, alana yaşanabilecek olası polis müdahalelerine karşı Taksim’e çıkan tüm yolları barikatlarla kapattı. Alanda Gezi’nin sembolü olan “Bu daha başlangıç mücadeleye devam” sloganı ise, hiç eksik olmadı. Sadece bunlar değil, Gezi Park’ı yaratıcı yazılamalardan tutun asılan posterlere kadar çok renkli görüntülere sahne oldu.

KOMÜN DENEYİMİ

Artık on binler Gezi Park’ını evi belleyip, orada kalıyordu. Ortaya çıkan ihtiyaçların giderilmesi noktasında ise komün devreye girdi. Taksim Meydanı’nda bir komün deneyimi yaşandı. Tamamıyla yurttaşların desteği ile işleyen ve ilk gün bir duvar üzerine bırakılan su, bisküvi, meyve suyu gibi malzemelerin bulunduğu komün, günler içerisinde gelişerek, alanda onlarca komün masasına dönüştü. Tüm Türkiye kentlerinde de her gece direnişe destek eylemleri devam ederken, hükümet ve dönemin Başbakan’ı Tayyip Erdoğan ise her konuşmasında alanlardaki yüz binleri tehdit ediyor, “Yasadışı eylemlere izin verilmeyecek, gerekenler yapılacak” diyordu.

DURAN İNSANA DA MÜDAHALE

Direnişin 15’inci gününde sabah erken saatlerde polis Taksim’e doğru giderek, büyük bir müdahalede bulundu. Polis, Taksim ve çevresinde şiddetin dozajını arttırdı. On binlerce insan saatler süren polis müdahalesine rağmen alanı terk etmemek için direndi. 11 Haziran 2013’te yaşanan polis müdahalesinin ardından kitleler yine Gezi parkı başta olmak üzere Türkiye’nin en merkezi meydanlarında eylemlerini sürdürdü. Eylemlerin hepsine polis müdahalesi yaşandı. Taksim Dayanışması “Gezi parkını terk etmiyoruz” açıklaması yaptı.

17 Haziran’da emekçiler Gezi Parkı direnişine destek için greve çıktı. Polis artık kitlelerin Taksim’e çıkışını engellemek için Taksim’e çıkan yollarda müdahalelerini sürdürdü. Yurttaşlar “duran insan” eylemlerini başlattı. Kentlerin tüm meydanlarında “durarak” eylem yapan yurttaşlar da polis müdahalesinden nasibini aldı. Haziran ayı boyunca her gün kitlelerin Gezi Parkı’na yapmak istedikleri yürüyüşlere polisin sert müdahalesi yaşandı. Hükümet ise operasyonların düğmesine de basarak, Gezi direnişinde yer alan yüzlerce kişiyi gözaltına alıp tutukladı.

10 KİŞİ GÖZÜNÜ KAYBETTİ

Haziran ayı boyunca süren direniş boyunca 10 bine yakın kişi, polis müdahalelerinde atılan gaz bombalarıyla yaralandı. 91 kişi kafa travmasına uğradı, 10 kişi gözünü kaybetti. Polis müdahaleler sırasında 15 günde 150 binin üzerinde gaz bombası attı. Tonlarca tazyikli su sıktı.

12 KİŞİ YAŞAMINI YİTİRDİ

1 Haziran tarihinde Ankara Kızılay’daki bir gösteride bir polis kurşunuyla kafasından vurulan Ethem Sarısülük, 12 Haziran 2013’te beyin ölümü gerçekleşti. Mehmet Ayvalıtaş, 2 Haziran günü göstericilerin İstanbul Ümraniye TEM Otoyolu’nu kapatma eylemi sırasında bir aracın kasıtlı olarak çarpması sonucu yaşamını yitirdi. 19 yaşındaki Ali İsmail Korkmaz, Eskişehir’de 3 Haziran 2013’de uğradığı saldırı sonucu beyin kanaması geçirerek, 9 Haziran günü hayatını kaybetti. Abdullah Cömert 3 Haziran’da Hatay’daki polis müdahalelerinde kafasına polis tarafından atılan gaz bombasının ardından yaralandı. Cömert 22 Haziran günü hayata veda etti. Gezi direnişi sırasında Okmeydanı’nda polisin attığı gaz bombasının kafasına isabet etmesi sonucu henüz 14 yaşında olan Berkin Elvan ağır yaralandı. Elvan, 269 gün verdiği yaşam mücadelesinin ardından yaşamını yitirdi.

Medeni Yıldırım ise, tüm ülkeye yayılan direniş sırasında Diyarbakır’ın Lice ilçesinden karakol protestosu sırasında askerlerce katledildi. 22 yaşındaki Ahmet Atakan da 9 Haziran’da Hatay’da polisin attığı gaz bombasının başına isabet etmesi sonucu çatıdan düşerek yaşamını yitirdi. Mehmet İstif, Serdar Kadakal, İrfan Tuna, Zeynep Eryaşar, Selim Önder olmak üzere 12 kişi Gezi direnişi sırasında yaşamını yitirdi.

DAVA 6 BUÇUK YIL SÜRDÜ

Yaşamını yitirenlerden Mehmet Ayvalıtaş’ın davası 6 buçuk yıl devam etti. Ayvalıtaş’ın ölümüne sebep olan Mehmet Görkem Demirbaş ile Cengiz Aktaş hakkında, “taksirle ölüme ve yaralamaya neden olma” suçlamasıyla Kartal Anadolu Adliyesi 8. Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı. 6 buçuk yıl süren davanın karar duruşması 21 Ekim 2019’da görüldü. Kararını açıklayan mahkeme, her iki sanık hakkında beraat kararı verdi. Ayvalıtaş ailesinin avukatları, karara karşı bir üst mahkemeye itiraz başvurusunda bulundu.

‘GEZİ RUHU TÜKENMEZ’

Davalarının temyizde olduğunu ve sonuç beklediklerini söyleyen baba Ali Ayvalıtaş, acılarının ilk günkü gibi taze olduğunu ifade ederek, “Bizim acımız o günkü gibi taze duruyor. Tazeliğini koruduğu gibi yaramızda hala aynı” dedi. Erdoğan’ın “Gezi’de polise kurşun sıkıldı” sözlerine değinen Ayvalıtaş, “Gezi’de polise kurşun sıkıldı sözü yalandır. Nasıl ki Gezi sürecinde camide içki içildi gibi aslı astarı olmayan sözler söylendiyse, bugünde bu söylenenlerin aslı astarı yok. Bunu söyleyenler insanlıktan nasibini almamışlardır” diye belirtti. Ayvalıtaş, “İktidar Gezi’den aldığı yarayı hiçbir yerden almadı. Onun için Gezi’ye saldırıyor. Gezi’yi bitiremezler, Gezi ruhu tükenmez” diye konuştu.

MA / Sadiye Eser

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Captcha loading...