GAZETE SOKAK – GAP’taki son durumu özetleyen Haran Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ali Rıza Öztürkmen, kooperatifleşme olmadığı için tasarruf sağlanmadığını ve yatırımların katma değere dönüşmediğini belirterek, “Biz bir kar ettik, dışarda bu işin sanayisini yapanlar 5 kar etti” dedi.

Cumhuriyet tarihinin en kapsamlı ve maliyetli projesi olarak 1970’li yıllarda Fırat-Dicle Havzası ile yukarı Mezopotamya ovalarında yer alan 9 ili (Adıyaman, Batman, Diyarbakır, Gaziantep, Kilis, Mardin, Siirt, Şanlıurfa, Şırnak) kapsayacak şekilde temeli atılan Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP), sulama ve hidroelektrik enerji üretimine yönelik 22 baraj, 19 hidroelektrik santrali ile 1,8 milyon hektarlık alanda sulama yatırımlarının yapımı planlanmıştır. Proje’nin, enerji santrallerinin toplam kurulu gücü 7 bin 476 MW olup, yılda 27 milyar kilovat-saat enerji üretimi öngörülmüştü.

Kapsamındaki illerin alan ve nüfus büyüklüğü, Türkiye’nin ortalama yüzde 10,7’si civarında olan projeye ve geldiği aşamayı, konuyu yakından takip eden Harran Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ali Rıza Öztürkmen’le konuştu.

ENERJİ TAMAM SULAMA YARIDA

GAP projesinin Fırat ve Dicle nehirleri arasında kurulmuş 13 tane alt projeyi içerdiğini, barajların tamamlandığını belirten Öztürkmen, sulama alanlarında eksiklikler olduğunu, GAP’ın iki amaçlı bir proje olduğunu, enerji ve tarımsal sulamaları içerdiğini hatırlattı. GAP İdaresi’nin açıkladığı verilere göre enerji kısmının yüzde 84’ünün tamamlandığını, tarımsal sulamalar kısmının ise 40’lara çıktığının belirtildiğini belirten Öztürkmen, “Yani enerji kısmı tamamlanırken sulama ise yüzde 50’de kaldı” dedi.

OLUMLU OLUMSUZ ETKİLERİ

Projenin parça parça yürütüldüğünü gerek sulamada gerek baraj kısmında daha çok yerli şirketlerin iş yaptığını, ancak parça parça kimi kısımların dış firmalar tarafından da desteklendiğini, tek başına bir firma adı öne çıkmadığını ifade eden Öztürkmen, “Kesin bir rakam vermek mümkün değil. Projenin açıklamalarından da en çok gördüğümüz şudur. Proje bölgenin gelir oranını yükseltti. Tarımsal nitelikteki arazilere iyileştirici bir etkisi oldu. Yani susuz tarım alanları ekili hale getiriliyor. Bana göre olumsuz tarafı şu oldu. Baraj alanlarındaki tarımsal potansiyeli yüksek olan bazı yerlerdeki çiftçilerin göç etmesine neden oldu. Kendi fikrimce tarım arazilerinin yok edilmesine neden oldu. Ama bunun haricinde potansiyel olarak geliştirilen ya da artırılan çok önemli yerler var. Bugün 225 bin hektarlık alan olan Harran Ovası Projesinin sadece bir kolu ile çorak tarım arazilerinden sulu tarım arazilerine geçti. Bu da değerinin artmasına etki etti” diye konuştu.

ÜRÜN ÇEŞİTLİLİĞİ ARTTI

Urfa’nın GAP projesinin önemli bir dilimini kapsadığını, sulama yokken hububat tarımı yapıldığını, çok az miktarda sebze ekildiğini, proje ile sulama alanları arttıktan sonra ekim nöbetleri sisteminde artış olduğunu dile getiren Öztürkmen, “Yani kuru tarım arazilerinin olduğu bu bölgede bir yıl nadas gibi tarımsal uygulama desenleri olduğu gibi hububat desenleri de vardı. 95’ten sonra ovaya su verildikten sonra bu ekim nöbetleri değişti. Yani tarımsal uygulamalar değişti. Şu anda Urfa özelinde bir örnek verecek olursak Türkiye pamuğunun yüzde 47’sini Urfa üretiyor. Yine mısırın yüzde 20’sini bunun haricinde buğdayda yüzde 8, mercimekte yüzde 36 yani sulama alanları arttıkça ekim nöbetlerinde değişiklikler oldu ve her ekim nöbetinde 3- 4 ürün almaya başladı çiftçiler. Dolayısıyla ekonomik gelir oldukça arttı. Yalnız Türkiye’de son dönemdeki tarımsal girdilerin yüksek olması mazotun, ilaçların dövize bağlı hareket eden ürün girişlerinin artması nedeni ile bazı konularda çiftçilerimiz tarımsal karını düşürdü. Burada yapılacak en önemli işlerden bir tanesi bu saatten sonra tarımsal üretim miktarını ya da verimimizi çok daha fazla artıramayız. Bu bir gerçek. Zaten şu anda çok iyi bir şekilde üretim yapıyoruz. Dünya ortalamalarında üretimimiz söz konusu. Bizim mutlak olarak girdilerimizi düşürmemiz gerekiyor. Yani masraf düşürüldüğü zaman ekonomik gelir de artar. Yani sulama ile beraber birçok tarım ürünlerini ovada görmeye başladık. Artık farklı ekim nöbetleri söz konusu olabiliyor” dedi.

DRENAJ KANALLARI AÇILMADI

GAP projesinde en büyük problemlerden birinin projenin belli bir aşamadan sonra daha hızlı bir şekilde sulama alanları açılması olduğunu vurgulayan Öztürkmen, “Örneğin Harran Ovası’nda yine Suruç Ovası’nda olduğu gibi hızlı olunca bazı yapılar bazı tarla içi hizmetleri tam olarak verilemeyince, mesela Harran Ovası’na bir Sakarya nehri kadar su veriyorsunuz. Fakat drenaj ağları tamamlanmamıştı. Dolayısıyla bu problemden dolayı tuzlanma oldu. Fakat son dönemlerde bu drenaj alanları nispeten tamamlanarak tuzlu alanlar azaldı ve daha da azalacağını düşünüyoruz. Birden su verilince sulama sistemlerinin ovaya adaptasyon ve kullanımının artırılması sağlanınca zannediyorum ki bugünkü sorunlar minimize edilecektir” diye belirtti.

TÜRKİYE ENERJİSİNİN 5’TE 1’İ

Ülkede hidroelektrik enerjisi üreten en büyük potansiyellerden bir tanesinin GAP olduğunu, Türkiye toplam enerji üretiminin yüzde 21’inin GAP ile üretileceğinin ön görüldüğünü sözlerine ekleyen Öztürkmen, “Şu an için yüzde 16 – 17’lik kısmı üretiliyor. Tabii enerji ağları farklı yerlere dağılabiliyor. Bir kısmı Urfa’ya, Malatya, Eskişehir yani bu ağda düzgün bir şekilde dağıtmaya çalışıyorlar. Şu anda bizim enerjimizin toptancısı TEİAŞ. Urfa için DEDAŞ, yine başka illerde farkı isimler ile o şirketlere dağıtımı özelleştirildi. Bu enerjinin dağıtımı ya da organizasyonu dağıtıldıktan sonra tahsilatı bu şirketler tarafından yapılıyor” hatırlatmalarında bulundu.

SULAMA BİRLİKLERİ

Eskiden ovada 21 tane sulama birliği olduğunu, Devlet Su İşleri’nin (DSİ) bu birlikleri kontrol ettiğini, sulamada ve tahsilatta sorunlar yaşanınca DSİ’nin bu birliklere kendi içinden yöneticiler atadığına dikkati çeken Öztürkmen, şöyle devam etti: “Birliklerin daha ekonomik, daha rantabl olmasını sağlamaya çalıştılar. Bu yeni bir geçiş süreci, bunu şimdi değerlendirmek çok mümkün değil. Sulama birliklerinin DSİ’nin elinde olması daha fazla toparlamış ve randımanını ve ekonomik değerini yükseltmiş. Daha da iyi olmuş diye duydum. Çünkü sulama sistemleri bakım gerektiren, onarım gerektiren ve tahsilatının yapılması gereken yerler. Bu şekli ile DSİ tarafından yönetilmesi bana göre iyi oldu diye düşünüyorum.”

“Tabii ki çok iyi çalışan sulama birliklerimizde vardı” diye belirten Öztürkmen, şöyle devam etti: “Tabii bu konuda çok iyi çalışmayanlarda vardı. Dolayısıyla kayyum değil de DSİ tarafından işletilmesi en başından beri yapılması gereken bir sistemdi gibi bana geliyor. Çünkü daha kontrolü bir şekilde yapılabilirdi. Ama bu hatalar ya da yanlışlar su kaybımız ya da drenajlardaki kaybımız şunu açık ve net söyleyebilirim yani mutlaka olur. Bir araca biniyorsak kaza yapma ihtimalimizde var. Çok iyi kullanırsak bu riski yüzde bire düşürürüz ama acemice kullanırsak yüzde 5’tir. Yani zaman geçtikçe her şey yerine oturur diye düşünüyorum.”

ÇEŞİT ARTTI

GAP projesinin sulama alanının gelişmesiyle beraber pamuk üretiminin arttığını, pamuğu mısırın takip ettiğini, eskiden bu iki ürünün Çukurova patentli olduğunu, bu iki ürünün arkasından bölgede buğday ve arpa tatbikinin tercih edildiğini, son zamanlarda tarım müdürlükleri ile birlikte pamuktan sonra yem bitkisinin önerilmeye başlandığını sözlerine ekleyen Öztürkmen, şöyle konuştu: “Yine aynı şekilde bölgedeki ürün miktarının artması kuyuların suları arttı. Kıraç olan tarımsal yerlerde niteliği olmayan yerlerde ise meyvecilik arttı. Örneğin fıstık ağaçlarının sayısı gittikçe artıyor. Biz Antep’teki fıstık sayısından daha çok fıstığa sahibiz. Yine bölgede zeytin ve badem gibi meyve ağaçlarının sayısında arttığı rahatlıklar söylenebilir. Sulama alanının artası ile beraber bir ivme kazandı. Bu bir gerçektir. Bunun haricinde domates, biber gibi ürünler eskiden ancak kendine yetecek kadar ekilirdi. Fakat bugün Türkiye’de biber üreten en fazla dördüncü il Urfa. Yine domates üretimi sanayi domatesi oldukça fazla.”

YANLIŞ SULAMA

Harran Ovası’na drenaj sistemleri çok iyi yapılmadan hızlı bir şekilde su verilince sorunlar yaşandığına, tuzlanma yaşandığına işaret eden Öztürkmen, devamla şunları ifade etti: “Suruç için farklı bir sorun olduğunu düşünüyorum. Suruç’ta dünyanın en iyi sulama projesi yapıldı. Damla sulama ve yağmurlama sulama sistemleri kullanılmak kaydı ile ürün yetiştirilmesi tavsiye ediliyor. Ve buralarda sulamayı siz kendi elinizle yaptığınız zaman fazla su durumu olmuyor. Yani sulamanın randımanı dediğimiz kalitesinin oldukça yüksek olması gerekiyor. Fakat ilk zamanlar için konuşacak olursak Suruç’ta yaklaşık 56 bin dekar alan sulandı. Tamamlanır ise 80 bin dekar alan sulanacak. Sulanan alanlar için konuşacak olursak çok programlı bir sulama yapmış olsaydık belki bugün bu kadar zarar olmazdı. Ancak sulama sistemi olarak bazı yerlerde direk salma sulama yapıldı. Bu suyu verdiğiniz zaman su nereye gideceğini bilmez. Bazı yerlerde gerek fazla su kullanımı gerek sulama sistemlerindeki aşırı sulamadan dolayı. Bazı yerlerde çıkışlar oldu. Yine kimi yerlerde sulamanın kontrolü zorlaştı. Yoksa çok iyi bir sulama sistemi ve programla yapılsaydı belki bu kadar hasar olmazdı diyorum. DSİ aslında çok iyi bir sistem yaptı. Ama herkesin damla sulama ve yağmurlama kullanması lazımdı. Bunu çiftçiler kullanmayınca fazla su kullandılar öyle olunca da bazı alanlarda sizin sulamanız başka yerlere aktı. Ve drenaj problemi olmaya başladı. Oysa bu tür sulama sistemlerinde drenajın problem olması mümkün değil. Ancak damla sulama ve yağmurlama yaptığınız sürece. Suruç’ta da salma sulama yapıldığı zamanda böyle problemler ortaya çıkabiliyor. Fazla sulama ile birlikte kaçmalar bölgede tahribatlar yaratabiliyor. 1970’lerde Harran Ovası’nda içecek su bulamazken şimdi Sakarya Nehri kadar su veriliyor. 1995’te pamuk bitkisine 16 -17 ton su veriliyordu, şimdi 4-5-6 ton su veriliyor. Yani zaman geçtikçe öğreniyoruz. Dilerim büyük bir kayıp olmadan bu öğrenme sürecini atlatırız. Çünkü su çok kıymetli. Önümüzdeki yıllarda en büyük ihtiyacımız su olacaktır. Bunu unutmamak lazım.”

ÜRÜN DESENİ AZALMADI

Sulama alanları ve yakınlarındaki bağ, fıstık, nar ağaçlarının iyi iletken olan su ile hastalık kaptığını dile getiren Öztürkmen, şunları söyledi: “Bitki besin elementini de erken taşır. Ve meyve ağaçlarında aşırı sulamadan dolayı boğazlarındaki hastalık ve mantarlama daha hızlı olabilir. Suruç’taki bazı nar bahçelerinin su ile birlikte zararlı bakterileri artmış olabilir. Bu bölgedeki nar zarar gördü. Kısas mahallesinde bağlar vardı, sulamadan sonra hastalıklar artmaya başladıktan sonra insanlar o bağlarını kestiler ve tarım arazisi yaptılar. Çünkü suyun fazlası hastalığı çok iyi geçirir ve arttırır. Dolayısıyla bu bölgede bağlarımızı söyleyebiliriz ya da Suruç’taki nar ya da Harran ovasındaki fıstıklık alanların çoğu kesildi ya da kaldırıldı. Çünkü aşırı su ile beraber buralarda hastalıklar çoğalmaya başladı. Fakat yok oldu mu dersiniz olmadı. Bu sefer sulama imkânı olmayan yerlerde yani daha kıraç olan yerlerde bugün Bozova, Hilvan tarafından diyelim bu sefer buralarda daha çok arttı. Dolayısıyla çok fazla kaybolan ürün desenin olduğunu düşünmüyorum.”

KOOPERATİF KAZANCI ARTIRIRDI

Projenin getirisi ve götürüsüne işaret eden Öztürkmen, şunları dile getirdi: “Ne kaybettirdi derseniz ben şöyle bir şey olduğunu düşünüyorum. Biz GAP’tan çok fazla büyük bir para kazandık. Ama bu kazanılan parayı tarım ürünlerine harcamadığımız için yine tarım arazilerine harcamadığımız için katma değeri çok düşürdük. Yani bugün fıstık üretimini Urfa’da artırdık ama fıstık ile ilgili sanayimizi artırmadık. Biber domates üretimi çok arttı ama onların sanayisine sahip çıkamadık. Nasıl ki buğdayı işleyip komşu ilimize satıyoruz. Yani biz Urfa olarak keşke bu bahsi geçen tarım ürünleri ile beraber GAP ile beraber tarımsal sanayiye de sahip çıkmalıydık. O zaman biz pamuğu 3,5 liraya sattığımızda kar ediyoruz diyoruz ama bizden 3,5 liraya alan insan iplik yapıp 35 liraya satıyor. Gömlekçi alıyor 3 kilo pamuğu işleyip bize 150 liraya geri satıyor. Yani biz bununla beraber katma değerini daha fazla kazanabilirdik. Bununla beraber biz tarımsal üretim aşamasında kooperatifleşme ve sanayileşmeyi bir köşeye bıraktık sanki. Keşke onları ihmal etmeseydik. Daha yüksek paralar kazanabilirdik. Yani biz bir kar ettik dışarda bu işin sanayisini yapanlar 5 kar etti. Hâlbuki biz bu karı kendi ilimiz içinde bırakabilirdik. Bana göre en büyük kayıplardan bir tanesi bu oldu. Belki ikinci bir kayıp tarım arazilerinde beraber ekim yapabilseydik çok daha verimli olabilirdi. Bana göre üçüncü hatamız biz küçük parçalarla beraber tarımsal sanayimizi iyileştirmede geri dururken biz kendi tarımımızdaki modernizasyonu oldukça fazla abarttık. Şimdi 50 dönümü olan bir insanın bir traktörü var. Tarımdan kazandığımız parayı çok boş yerlere harcadık. Herkesin bir biçerdöveri var bir pamuk toplama aracı var. Yani tarımdaki israfı çok fazla artırdık gibime geliyor. Keşke bu işi kooperatifleşme ile daha aza indirebilseydik. Keşke herkesin traktörü olacağına bir grubun ya da bir pamuk toplama makinası olsaydı. Tarımdan elde ettiğimiz girdileri daha hızlı ve rahat harcayacağımıza keşke daha iktisatlı davranıp bunu tarımsal işleme sanayisine yatırabilseydik.”

TOPRAK ASİLDİR

Toprağı “dünyadaki en asil varlık” olarak tanımlayan Öztürkmen, şunları dile getirdi: “Toprak çok cömerttir. Çünkü hiçbir şeyi sorgulamadan bize verir. Biz ondan her şeyi alırız. Hiçbir şey vermesek de bize yine verir. Ama toprağa biraz bakarsak gübrelemesi olsun bitki besini olsun daha fazlasını verir. Toprak su kaynaklarımız elimizde olduğu müddetçe düzgün ve kombineli şekilde kullandığımız sürece toprağın yorgunluğu olmaz. Ben bir toprakçı olarak şunu öneriyorum. Keşke bu konuda daha hassas olsak ve tarım arazilerimizdeki gübreleme ve ilaçlamayı sık sık kontrol edebilsek. Bunu yapmasak toprağın yorgunluğu o zaman dile getirilir. Çok fazla ilaç kullanımı gibi. Bu çiftçimiz içinde fazla kullanım demek fazla masraf demek. Bunların hepsini optimal şekilde en güzel hali ile kullandığımız takdirde toprağın yoğunluğu olmaz. Toprak daha iyi beslenir. Daha çok verim verir bize. Bunların hepsini çok iyi kullanmamız lazım. Bunun içinde neyi öneriyoruz, topraklarımızı gübrelerken mutlaka analiz yapalım, ilaç kullanımını uzman kişiye sordurtup ilaçlamayı dozunda ve usulünde yapalım. Sulamayı da aynı şekilde. Çünkü toprağın ne kadar suya ihtiyacı varsa bir o kadar da havaya ihtiyacı vardır. Yani biz bu üç devreyi doğru yaptığımız takdirde hem az masraf ederiz hem de elde ettiğimiz ürüne göre daha fazla para kazanırız. Hem de doğal kaynaklarımızı iyi kullanmış oluruz.”

GAP projesine bakıldığında bölgenin oldukça zengin olmasının beklendiğini, GAP’tan yeterli derecede yani daha fazlasını kazanacakken az kazanıldığını, kardan zarar edildiğini vurgulayan Öztürkmen, sözlerini şöyle tamamladı: “Enerjide tamamlanmış ya da sona yaklaşmış bir durumda. Ama keşke sulama ile ilgili projelerin tamamını bitirebilsek. Bir an önce sulu tarıma geçirebilsek bu bölgeyi. O zaman ekonomik kazanç daha fazla olur. Yani GAP çiftçisi Türkiye’nin sesi olur. Yani Türkiye’ye en fazla üretimi GAP çiftçisi yapabilir diye düşünüyorum.”

MA / Barış Polat

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Captcha loading...