Pts. Mar 18th, 2019

“Erdoğan, Misak-ı Milli`yi bozuyor”

GAZETE SOKAK – Bir süredir Almanya’da yaşayan oyuncu yazar Hayko Bağdat ile hem Salyangoz oyununu hem de Türkiye gündemini, Avrupa yaşantısını konuştuk.

“Ben o salyangozu satandan ziyade salyangozun kendisi olduğum için uzun süre sattım, ama bu aralar gavur mahallelerindeki Müslümanlara satıyorum salyangozu. Yani Türkçe konuşanların arasına gidiyorum. Fransızların arasına gitmiyorum, aynı Türkiye’deki gibi Türkiye’den gelen halklara oyunumu oynuyorum. Ayıp değil artık bunu söylemem; Türkiye’den gönderilmiş olmam, gönderilmeye mecbur olmam salyangozun satılmasına mani olmadı” ve “Erdoğan Misak-ı Milli’yi de ortadan kaldırıyor” diye isyan eden Hayko Bağdat iznews‘ten Zagros Çetinkaya’nin sorularını cevapladı.

“Salyangoz’u gurbette, Türklere, Kürtlere ve Ermenilere satıyorum.” Biraz klasik bir soru ile başlayacağım ama Müslüman mahallesinde salyangoz satılıyor mu?

Şimdi, ben o salyangozu satandan ziyade salyangozun kendisi olduğum için uzun süre sattım, ama bu aralar gavur mahallelerindeki Müslümanlara satıyorum salyangozu. Yani Türkçe konuşanların arasına gidiyorum. Fransızların arasına gitmiyorum, aynı Türkiye’deki gibi Türkiye’den gelen halklara oyunumu oynuyorum. Ayıp değil artık bunu söylemem; Türkiye’den gönderilmiş olmam, gönderilmeye mecbur olmam salyangozun satılmasına mani olmadı.

Salyangoz’un içeriğinden biraz bahseder misiniz?

Salyangoz, varoluşsal kimliklerin tamamını kapsayan, kendi yaşadığı hayatı, içinde bulunduğu durumu fark etmeye başlayan bir çocuğun hikâyesi üzerine kurulu. Aslında çok da eğlenceli bir hikâyeye dönüşüyor biraz sonra. Tam bir kent hikâyesine, bir İstanbul hikâyesine dönüşüyor. Çocuğun anlatımdaki hikayelerinde, İstanbul’un figürleri, motifleri yer buluyor. Ve ölüyoruz gülmekten, ama her nedense çıkışta boğazımız bir düğümleniyor, çünkü bütün olarak bakınca komikmiş gibi izlediğimiz şeylerin hiç de komik olmadığını görüyoruz. Trajedisinin farkına varıyoruz. Salondaki herkes görüyor ki, aslında herkesin bu hikâyenin bir parçası. Genelde aşkla bitiyor, insanlarla elele tutulabilir bir aşkla bitiyor salyangozun finali.

Sanat ve siyaset ilişkisi üzerine soruları saçma buluyorum
Peki sizce sanat siyasetin neresinde?

Son dönemlerde bu tarz eskimiş tartışmaların tekrardan gündeme gelmiş olması; gazeteci hak gazetecisi olamaz, sanatçı siyasete karışmaz gibi… Üstelik tanıdığınız, bildiğimiz kıymetli arkadaşlarımızın röportajlarında yer alan bu cümleleri görüyoruz. Senin sorun da onu hatırlatıyor bana. Bu sorulara cevap verme zorunluluğunu saçma buluyorum. Seni kim nasıl seviyorsa öyledir. Sen ortaya ritmini koyarsın, kendi duyarlıklarını ve dert ettiğin meseleleri onun içine taşırsın, insanlarla bunu paylaşırsın ve bu mutlaka ve mutlaka insanların işine yarar. Ben oyunumda, dışarıdan gelen insanların `nasıl bir oyundur` beklentilerini hiçbir şekilde karşılamıyorum, Çünkü reel politik konuşacağımı düşünüyor insanlar. Oyunumda Erdoğan adı filan geçmiyor yani. Fakat arka planda o bütün duyguyu ve bugün Türkiye’nin içinde bulunduğu durumu hissettiriyorum. Peki bunun, şu anda siyasetle bir alakası yok mu, ben Erdoğan demediğim için? Erdoğan sırf bu oyundan bana dava açabilir. Dolayısıyla sen de kendini nasıl görüyorsan, nasıl beceriyorsan o`dur. Sanat veya üretim, ben kendimi o anlamda sahne sanatçısı olarak görmüyorum ama anladığım kadarıyla; kim nasıl beceriyorsa, neyi seviyorsa o`dur. O anlamda bir üst başlık açmak gerekli; yok gazeteci şuna bakmaz, buna bakmaz, sanatçı şununla ilgilenmez, işte asıl gerçek şudur, budur. Bunlar gereksiz laflar, gereksiz gündem olarak görüyorum. İlla Kadri Gürsel, Erdal Beşikçioğlu nezdinde söylemiyorum, onların da son dönemde isimleri gündeme geldiği için söylüyorum. Şöyle yapalım; herkes işine baksın, işini yapmaya devam etsin, şu anda böyle birbirimize üst başlıklar üzerinden ile meslek, branş, öğretecek değiliz. Herkes kendi işini yapsın güzel güzel.

Türkiye’nin mevcut gidişatı çok riskli, kazanmak da var, kaybetmek de…
Türkiye`nin şu anki durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye, Cumhuriyet tarihi boyunca en fazla çizgi dışına çıktığı, dünya dengeleri açısından önemli bir dönemi yaşıyor. 1923`de başlayan serüveni, asli hedefi olan Batı ile bütünleşme sürecini bitirmek üzere. Avrupa Birliği, Birleşmiş Milletler ve Rusya ile bütün politikalarımız alt-üst olmuş durumda. Erdoğan bunu yeniden `oyun kurucu` olarak niteliyor. Yine Erdoğan, Cumhuriyet tarihinin en önemli anlaşmalarından olan Misak-ı Milli`yi bozuyor. Yıllarca Misak-ı Milli`nin sınır bütünselliğine laf eden her bir Ermeni`nin, Kürd’ün, Pontus’un başı derde girmiştir. Çünkü Misak-ı Milli dokunulmazdır. Erdoğan Misak-ı Milli`ye dokunuyor. Misak-ı Milli sadece `bir karış toprak vermeyiz`demek değildir, `üstüne bir şey almayız demektir` aynı zamanda. `Türk yurdu bu sınırlar içerisindedir, bir karış almayız ama bir karış da vermeyiz` anlaşmasıdır. Eğer ki bu anlaşmayı bozarsanız; Afrin işgaliniz yerine gelir, Fırat`ın doğusuna operasyon planı yaparsınız. Afrin`e, Hatay Vali`sini göndermek Misak -ı Milli`yi bozmak demektir. Bu da gelişen süreç için çok tehlikelidir; kazanmak var ama kaybetmek de var. Benim hem ülkemiz hem de Kürt halkı için çok büyük endişelerim var.

Herkes elinden geleni yapsın, bu tarihsel dönemler unutmayalım ki; tam da evladın babasına sorduğu gibi `Baba, peki sen ne yaptın?` sorusunun cevabını hazırlamak için herkes elinden geleni yapsın. 10 tane Kürt şehri Google Earth`de yok. Birleşmiş Milletler raporlarına göre hendek olaylarından sonra 500 bin insan Kürdistan`dan göç etti. Yaşadığımız tablodaki kayıplar, özellikle Kürt halkının vermiş olduğu kayıplar, ve buna sınırın ötesindeki IŞİD ile savaşı da eklersek az-buz rakamlar değil. Coğrafik olarak yer değiştirmek, tıpkı 100 yıl önce Ermeni`lerin yaşadığı sorunları açar başımıza. Büyük savaşlar varken büyük katliamlar olur. Büyük savaşlar esnasında, büyük katliamlar çok konuşulmaz. Ankara`nın ortasında 104 canımız gitti. Suruç`ta, Roboski`de, her yerde bombalar patladı. Gidişatı o bakımdan çok iyi görmüyorum, o yüzden, bu gidişata dur demek için herkes elinden geleni yapmalı. İnsani değerlere tekrardan dönmek için, herkes elinden geleni yapmalı. Dükkanını açan bir adam, dükkanını açarken memleketin derdini de düşünmeli.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ‘seçimi kaybettim, çekiliyorum kenara’ demeyecek!
Mart 2019`da yapılacak olan yerel seçimler hakkında ne düşünüyorsunuz?

Hiçbir anlamı yok! En son Muharrem İnce yazımda dediğim gibi; hiçbir anlamı yok. Yerel ya da genel fark etmiyor, hiçbir anlamı yok. Erdoğan, kafamdaki hiçbir senaryoda, bir seçimi kaybettikten sonra `hadi ben kaybettim, Üsküdar`daki evime gidiyorum, emekli oluyorum, yerime Muharrem İnce veya Meral Akşener geldi` demeyecektir. Bunun olması; yargı sürecinin başlaması demektir. Himayesindeki 120 bin kişilik SADAT teşkilatının dağılması demektir. Dalga mı geçiyorsunuz; dönüşü olmayan yola çoktan girdiğimizin farkında değil misiniz? `Kürtler kazanırsa kayyum atarız` diyen bir zihniyetten neyi bekleyebiliriz? Bu cümlenin edildiği bir yerde, seçimlerin nesini soruyorsun bana?! Zaten 102 belediyenin 99`una kayyum atadın, 3 tane sembolik kaldı. Dolayısıyla benim seçimler ile ilgili bu kadar öncesinden hissettiğim duygu; bir önceki seçim ile ilgili hissettiğim duygu ile aynı. Hiçbir değişiklik yok; hiçbir anlamı da yok.

“Kürtler bir NATO ülkesi tarafından boğulmak üzereler”
Türkiye`nin dış ilişkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz; Suriye, Avrupa, Amerika, geneli itibari ile…

Suriye gibi bir denklemde, IŞİD gibi bir örgüte karşı savaşan Kürtlerin kendi evlerinde özerklik haklarının bir NATO ülkesi tarafından boğulmak üzere olduğu günleri yaşıyoruz. Ellerinden daha fazlası gelse daha fazlasını yapacaklardır. Batı’da ise: legal ile illegal olmak arasında bir ince çizgide. Ama Avrupa da her zamanki gibi `iyi müşteri` gözüyle bakıyor. Mülteci konusunda Türkiye`yi tampon bölge olarak tutmak istemeleri gibi. Türkiye`nin durumu batıda da doğuda da çok zor. İnan durumları benden çok daha zor. 8-10 koruma ile yaşadım, her yerde, ülkemde de korumalar ile yaşadım. Hep bir tehdit hep bir baskı, ama akşam kafamı yastığa koyduğumda çok rahat uyuyorum ben. Çünkü, inanın kimsenin parasını çalmadım, kimsenin kanına girmedim, kimsenin bir yakınını öldürmedim… Allah kolaylık versin ne diyeyim, kendi yaktıkları cehennemde bizi de yakıyorlar. Bu ülkede bir sürü insan geldi, seçimleri kazandı, demokratik tahammülleri elinden geldiğince korudu. Yargı bu denli çiğnenmedi, emniyet bu kadar dağıtılmadı. Darbe gecesi F-16 emniyeti bombaladı, meclisi bombaladı. Tarihimizin en zor dönemlerinden birisini yaşıyoruz. Allah yardımcısı olsun. Onun işi biz muhaliflerden, biz sürgünlerden, biz Ermenilerden, Kürtlerden çok daha zor.

Çizdiğiniz tabloya solun, muhalefetin tepkisi nasıl?

Elimizden geleni yapıyoruz. Yazan, çizen, gazeteci, sokağa çıkan, eli kalem tutan, Cumartesi Anneleri, Özgür Gündem`i ve Evrensel`i çıkaran da, Türk solu Kürt solu da ayırt etmeden, HDP bileşeni olsa da olmasa da herkes elinden geleni yapıyor kardeşim.

Almanya`daki yaşantınız nasıl gidiyor? Türkiye`yi özlüyor musunuz?

Geçenlerde `Yozgatlı`diye bir yazı yazdım, merak eden orada okuyup baksın. Türkiye`yi özlüyor musunuz sorusunun cevabı o kadar komplikedir benim için. Ben o yazıyı henüz ülkemden ayrılmak zorunda kalmadan önce, hatta Hrant Dink`in anlattığını hatırladığım, sonra kaynaklarda bulamayıp kendim derlediğim bir hikâyedir. Yozgatlı`nın finalindeki duygu ne ise, ben şimdi o duygudayım.

(Yozgatlı/ Hayko Bağdat :https://ahvalnews.com/tr/turkiye/yozgatli )

Çok çok heyecan duyduğum bir senaryo projesi var, ilk kez bu röportajda açıklamış oldum.
Yeni bir kitap, oyun projesi var mi?

Var tabii ki, özellikle Almanca`ya tercüme edilmesini istediğim iki tane projem var; Berlin Çok Bozuldu, diğeri ise Cem Kemal isimli bir gazetecinin sürgüne gittikten sonra, bir anda korunmaya alınmasını anlatan yarı kurgu bir kitap. İkisinde de yol almış durumdayım. Çok çok heyecan duyduğum bir senaryo projesi var, ilk kez bu röportajda açıklamış olayım; Vedat Türkali`nin yeteneğini, ruhunu, güzelliğini üzerinde taşıdığına inandığım şair ve senarist Barış Pirhasan ile Köln`de yaşayan bir Ermeni toplumunun başından geçen ilginç bir olay üzerinden gelişen bir film senaryomuz var. Fikri paylaştığımız bir çok insan da baktı, ve beğendi. Daha çalışmalarımız devam ediyor.

Salyangoz`u güncellemeyi düşünüyorum; Almanya`da yaşadığım süreci de içine dahil edeceğim. Hem Almanya hem Türkiyelileri konsantre edebileceğim bir şekilde güncellemeyi düşünüyorum. Bildiğiniz üzere, coğrafyaların bellekleri olduğu yerde yeşerir. Ergenekon caddesinde oturuyordum ben, `Bozkurt mahallesi, Türkbey sokak, Talat Paşa Hukuku`nun üstü` dediğim zaman, bunu aynı süratte kavrayabilmek zor oluyor 40 yıldır Avrupa’da yaşayan birisi için. Ya yeni bir oyun hazırlamayı ya da Salyangoz`u güncellemeyi düşünüyorum.

Türkiye’den gelen ve tüm Avrupa’ya dağılanlara sunuyorum
Oyuna gelen tepkiler nasıl?

Çok memnunlar, neredeyse %100`e yakını memnun ayrılıyor. Hendek döneminde, orada çocuklarının cesedini almayı bekleyen anneler için çatışmalar sürerken turne yaptım. Siirt`te 2 bin seyirciye oynadım, üstelik çatışmaların en yoğun olduğu dönemde. Diyarbakır`da, Van’da, Viyana’da, Paris’te, Kanada’da, İngiltere’de, İsviçre’de ve Almanya`nın bütün şehirlerinde. 3 yıldır neredeyse çok iyi gidiyor diyebilirim. Bazen 50 kişiye oynuyoruz, bazen 500 kişiye, aynı şehirlerde aynı oyunlara gidince sayı düşüyor tabii ki ama ilk kez gittiğimiz yerlerde ilgi çok büyük oluyor. Dediğim gibi belki de oyunu güncellemek gerekiyordur. Seyircinin tepkisi çok iyi ki yeni insanlar ile, yeni yerlerde oyunu sergileme imkanı buluyoruz. O bakımdan hiçbir şikayetim yok. Sağ olsunlar, oyunun ilk çıktığı günden bu yana tepkiler çok iyi. iznews 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kategoriler