GAZETE SOKAK – Toplumun her kesiminin ciddi hak ihlalleriyle karşı karşıya olduğuna dikkati çeken İHD İstanbul Şube Başkanı Avukat Gülseren Yoleri, “En temel haklar dahi baskı altında ve adalete erişim minimum düzeye inmiş durumda. Karanlık bir tabloyla karşı karşıyayız diyebiliriz” dedi.

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin Birleşmiş Milletler (BM) tarafından kabul edilişinin üzerinden 71 yıl geçti. 2’nci Dünya Savaşı’nda 65 milyon insanın yaşamını yitirmesinden sonra dünya devletleri “Bir Daha Asla” sloganıyla bir araya gelerek savaş karşıtı bir pozisyon aldıklarını duyurdu. 1948’de Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Komisyonu tarafından hazırlanan “İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi” 10 Aralık 1948’de Paris’te kabul edildi. Bununla birlikte 10 Aralık “Dünya İnsan Hakları Günü” olarak takvimlerdeki yerini aldı. Türkiye’de yaşanan hak ihlallerini değerlendiren İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şube Başkanı Avukat Gülseren Yoleri, geçmişten günümüze kadar devletin zihniyetinin değişmediğini, aynı zihniyetin devam ettiğini vurguladı.

‘MÜCADELE ALANLARINI GENİŞLETMELİYİZ’

Temel insan haklarının zaman içerisinde gösterdiği değişikliklerle genişlediğini hatırlatan Yoleri, tanımın bireyin haklarından halkların hakkına kadar zenginleştiğini belirtti. Bu tanımın insanı somut bir birey olarak algılamanın koşullarını yarattığını dile getiren Yoleri, “O yüzden İHD olarak bizim de daha geniş düşünmemiz ve mücadele alanlarımızı genişletmemiz gerekiyor. 33 yıldır mücadelenin içindeyiz. Fakat o günden bu güne kadar hala en temel yaşam hakkı, ifade hakkı ve özgür düşünce haklarının hala ilerlemediği ve baskı altında tutulduğu bir süreçteyiz” dedi.

‘HER KESİMDE HAK İHLALLERİ YAŞANIYOR’

Toplumun her kesiminden insan hak ihlallerinin devam ettiğini ve derneklerine bu yönde yoğun başvuruların yapıldığını ifade eden Yoleri, “Yaşam hakkı ihlalleriyle ilgili başvurular aldığımız gibi, tüketici hak ihlalleriyle ilgili başvurularla da karşılaşıyoruz. Yoksulluk, işten atılma, çocuk istismarı, kadına yönelik şiddet, sağlık hakkının ihlali, hapishanelerde Ceza İnfaz Kurumu’nun yarattığı sorunlar, seyahat hakkının kısıtlanması gibi pek çok kategoride derneğimize hak ihlali başvuruları yapılıyor. Fakat bu başvurulardan bazıları ön plana çıkabiliyor. Türkiye’nin tarihini hatırlarsanız, katliamların yaşandığı dönemleri biz en çok yaşam hak ihlallerinin yaşandığı dönemler olarak adlandırıyoruz” diye konuştu.

‘KARANLIK BİR TABLO’

Haksız yere gözaltılar ve tutuklanmaların gerçekleşmesinin kendilerine sürekli gelen başvurular içerisinde olan hak ihlalleri olduğunun altını çizen Yoleri, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlallerine yönelik başvuruların 2019’da artarak devam ettiğini hatırlatarak, “Bunların gerçekleşmesi aynı zamanda şiddeti de açığa çıkartmaktadır. Ekonomik krizde yaşanan intihar vakalarından, kadına şiddet olaylarına kadar birçok sorunla karşı karşıyayız. Adalete erişim minimum düzeye inmiş durumda. Dolayısıyla karanlık bir tablo ile karşı karşıyayız” diye belirtti.

‘ÖLÜME TERK EDİLİYOR’

Yaşanan adaletsizlik ve cezaevlerindeki hak ihlallerinin önüne geçmek için büyük çaba sarf ettiklerinin altını çizen Yoleri, asıl mücadelelerinin cezaevlerinin tamamen kapatılması olduğunu söyledi. Kapatılarak cezalandırmanın ilkel bir yöntem olduğunu sözlerine ekleyen Yoleri, şöyle devam etti: “Ceza infaz hukuku ayrımcı maddeler içeriyor. Örneğin bir mahkûma bir saat görüş verirken, diğerine 2 saat ya da hiç vermemektedir. Birini daha kalabalık koğuşlarda barındırırken, ötekini tek kişilik hücrelerde tutuyor. Bunlar hastanede tedavi erişim hakkından tutun, mahkemelere götürülmeleri sürecine kadar yaşanan durumlar. Tedavi edilme süreçlerinin engellenmesi aynı zamanda, dört duvar arasında ölüme terk etme anlamına geliyor.”

‘DEVLET AYNI DEVLET’

Devletin kuruluşundan bu yana mantalitesini koruyarak geldiğini anımsatan Yoleri, devletin ilk kurulduğu günden bugüne dek katliamlarla yol aldığını söyledi. Seyid Rıza’nın mezarının hala gizlendiği ve açıklanmadığını örnek veren Yoleri, şunları ifade etti: “Faili meçhul cinayetler yakın tarihte de gerçekleşti ve hala mezarını arayan aileler var. Yani devlet aynı devlet, bunu anlamak gerekir. Kendince belirlediği ‘makbul vatandaş’ dışına çıkan herkesi cezalandırıyor. Devletin bu mantığı çözülmediği sürece, bu gibi durumlar devam edecektir. Dolayısıyla iktidar olan, iktidar gücünün olduğu her yerde daima insan haklarını savunanlar da olacaktır.”

‘MÜCADELEDE YER ALMAYA DAVET EDİYORUM’

İnsan hakları haftası dolayısıyla birçok etkinlik ve basın açıklaması yapacaklarını belirten Yoleri, topluma insan hakları konusunda örgütlenme çağrısında bulundu. İnsan hakları mücadelesinin yavaş ilerlediğinin farkında olduğunu dile getiren Yoleri, şunları söyledi: “Ancak insan olmak da bu mücadelenin içinde olmak ve eş değerdedir. Bizler oturduğumuz yerden insan onuruna yakışır yaşam sürdürüyoruz diyemeyiz. Bunu kazanmak için mücadele etmeliyiz. Gasp edilen haklarımızın peşine düşmeliyiz. Demokratik alanlarda bulunarak, herkesi sorumluluğunu üstlenmeye ve bu mücadelede yer almaya davet ediyorum.” MA – Mehmet Halit Çetinbaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Captcha loading...