Çar. Mar 27th, 2019

Selim Temo: Edebiyatın kalbi, okurda atar

SAFİYE ÖZŞENER

Daha önceleri birçok kez imza günü ve söyleşilere katılma imkanı bulup, etkinlik ve içerisindeki gelişmeleri yorumlayabilen, habere çevirebilen biriydim. Aynı özgüvenle sevgili Selim Temo’ nun iple çektiğim söyleşisi için yola koyuldum. 9 Aralık Ankara.

Etkinliğin yapıldığı yere vardığımda usta çoktan imge kervanına başlamıştı o muhteşem dizeleriyle. Orada hazır bulunan bir çok gazeteciye röportajlar vermiş, vermeye devam ediyordu..

Zevkle dinlediğim açıklamaları bittikten sonra kendimi tanıttım. Kısa bir kaç soru-cevap yaptıktan sonra edebiyat çalışmaları ile ilgili bir söyleşi de ben yapmak istedim.

Baktı, gülümsedi ve hayır dedi.

Birazdan söyleşiyi dinleyeceksin. Şunu yap. demeçler, röportajlar, hazır soru ve karşılıklı cevaplar dışında dinle ve sana ait, kendin olan yorumlamayla yaz. Ne kadar ısrar ettiysem de demeç alamadım.

Edebiyat severlere her zaman ‘bir tutam zamanım vardır. Ama ben senin kendine şans vermeni istiyorum.’

Duyumsadığın, hissettiğin, yaşadığın gibi yaz.

Bu işi amatör bir ruhla, büyük emeklerle yapıyorsun. Kendine inan, güven. Yaz ve bana gönder, okuyacağım.

Selim Temo..

Akademisyen, yazar, şair, çevirmen ve bütün bunların ötesinde aydın bir kişilik..

Paha biçilmez çevirisiyle dolu Mem û Zîn’i biz okuyucularla birleştiren kelimelerin büyüsünde yaşatan adam..

Öncesinde hakkında bilgi sahibi olmakla beraber makalelerini kaçırmadığım..

Ve biliyorum ki “Dil” konusunda muazzam hassas..

Okuyanlar ve biraz biyografisini karıştıranlar zaten Selim Temo’yu, çocukluğu, Ankara’da ki öğrencilik yılları, makaleler, şiirleri derken Mem û Zîn ve nihayetinde..

Kürtlerdeki toplumsal yapılanmanın sanıldığı gibi aşiret yapılanması olmadığını, iktidarların Kürtleri kötülemek için aşiret vurgusunu yaptıklarını, şekillenmenin; oba, aşiret, federasyon ve konfederasyon şeklinde olduğunu belirttiği ciddi emek ve özverinin ürünü olan “Horasanlı Kürtler” eserini bilirler.

Her biri birbirinden ayrı irdelenmesi gereken bir çok eserin söyleşisinin yapıldığı bir etkinliği ben bir makaleye ya da gazetemde ki köşeme nasıl sığdıracaktım.. Üstelik yorumlamaya çalıştığınız Sevgili Selim Temo ve eserleriyse..

Hissettiğim bana ait duygular değildi ki… On yıllar hatta yüzyıllar önce yaşanmış duyguları, bir o kadar edebiyat ustalığı ile yüzyıllık eserlerin duygu geçişleri günümüze bizlere aktarılan yaşanmışlıklardı.

Ben tam da yazarın cümleleri ile devam etmek istiyorum.

“Sözcüklerin, sıfatın, vurgunun yerini değiştirip duruyorum ama bir türlü dize olmuyor.

Son hali şöyle: “Nîne mezintir derfetek ji şibakeke vekirî.” (“Açık bir pencereden daha büyük bir imkân yoktur” veya “Yok daha büyük bir imkân açık bir pencereden” )

Evet, ben kendi açık penceremden baktığım zaman,

Her şeyimi şiire borçluyum diyen Temo’nun o muhteşem,

Hamal olan, bir nehrin ağzı kadar saf ve ne olursa olsun hep gülen, bu pek ciddi medeniyet simgesini çileden çıkaran Kamo’ nun gülüşünü ve sonun da yine gülerek ama hayatında ilk defa hayır diyebilmiş olmasının o yüreğe adeta ilmek ilmek işleyen hikayesini içimde ta derinliklerim de ve hatta hiç göremediğim ama görmeden ölmek istemediğim Duhok’da yaşıyorum.

Ve evet Horasan’lı Kürtler de 400 yıllık sürgünün hikayesinde

Urmiye’den Horasan’a sürgün edilen Kürtlerin 22 büyük aşiretten oluştuğunu öğrenme şansı buluyor..

Sürgünün üzerinden 400 yıl geçmesine rağmen Kuzey Horasan Kürtlerinin, dil ve kültürlerini koruyabildiğini öğreniyor, bir taraftan yaşamaya devam ettikleri vatan hasretini, şartlar ve koşullar yüzünden doğduğu topraklardan ayrı kalmak zorunda olan birisi olarak iliklerime kadar hissediyorum..

Ve mavi umutları büyütmemiz noktasında ortak düşlerimiz olduğunu görüyorum..

Benim çok küçükken, Temo’nun da bahsettiği gibi el yazması kitaplardan büyüklerimizden dinlediğimiz Mem û Zîn..

Bilindiği şekliyle bir aşk hikâyesi olan Mem û Zîn’in bundan çok daha fazlası olduğunu, satır aralarına indikçe eserin önemini daha iyi anlıyorum.

Yalnızca bir masalsı destan gözüyle bakmamak gerektiğini;

Zira Ehmedê Xanî’nin esere kendini bir nakkaş gibi işlediğini görüyorum. Temo’nun deyimiyle “metninin içinde heyecanla dolaşan bir ikinci yazar”

Mem ile Zîn de mesnevîlerin barındırdığı içsellikleride görüyorum.

Tanrının yarattığı insanı, doğayı betimleyen tevhit (Allah’ın birliğinin anlatılması), naat (peygamberin övülmesi), miraciye (peygamberin miraca çıkması) ve Kürtler hakkında bilgi veren Doğu Edebiyatında önemli bir yeri olan mesnevi üretkenlik içinde yerini alan bir eser olduğunu…

Newroz günü, gençlerin ovalara yayılıp kendi dengini bulmaya, gezintiye çıktığı gün Mem ile Tacdîn, Sitî ile Zîn’i görerek âşık olur ve aşklarında karşılık alırlar. Hikayenin başlangıcı her ne kadar burası olsa da destana ismini veren Mem ile Zîn’in aşkıdır.

Eserin, tasavvufî bir aşkla, dünyevi bir aşkı ruhuma dokunarak anlattığını, hızla çarpan atışlarıyla kalbimi fark ediyor ve o muazzam aşka şahitliğimi görüyorum.

ve Kürtçe yazılmış olma nedenini

Kitapta ki şu beyitlerin anlattığını.

“Sanatımızın kılıcı konsun yere

Bilinsin kalemimizin kıymeti de

Derdimiz bir kez ilaç bulsun kendine

İlmimiz bir kez revaç bulsun kendine”

Xanî’nin Kürtlerin de edebî bir dili ve birikimi olduğunu da şu beyitlerle anlattığını görebiliyorum.

Ki elâlem çıkıp da demesin, “Kürtler

Yeteneksiz, hünersiz, temelsizdirler

Türlü türlü milletler kitap sahibi

Yalnızca şu Kürtlerin yoktur nasibi

Kürtler asla yetenekte az değiller

Ve fakat kimsesiz ve mecalsizdirler “

Xanî’ nin eserinin “taklit” “çalıntı” olmadığını, Temo’ nun söyleşilerin de özellikle üzerinde durduğu şu beyitleri ile anlattığını görüyorum.

Amma toplamadım kimsenin bağından

Hırsızca çalmadım elin bağından

Kelimeler, anlamlar ve ibareler

Düzyazı ve yapılar ve işaretler

Konular ve amaçlar ve hikâyeler

İmalar, menkıbeler ve dirayetler

Ve üslup ve sıfat ve anlam ve sözler

Asla ödünç almadığımız şu şeyler

Hepsi neticesidir kendi fikrimin

Kız oğlan kızdır, say yeni gelin

Söyleşide Yazarın dil üzerine aktarımları da vardı.

Kendi dinamiklerinden kopartılan bir dil ve Kürt şairlerinin uzun süre kendi gelenekleriyle bağlantılarını kopardığı yönünde ifadeleri ile kendisi hakkında daha önceden öğrendiğim dil konusunda ki ince hassasiyeti kadife sesinden dinleyerek öğrendim.

Temo, “Edebiyatın kalbi, okurda atar” diyor. Ve ifade ettiği gibi;

“Açık bir pencereden daha büyük bir imkan yoktur”

Hem yazıları olsun hem şiirleri, çevirileri ve şeker tadında ki söyleşileri ile paha biçilmez bir yazarın kendini ve eserlerini ben ancak yürek ırmağıma akanları hissederim..

Ruhumun yıldız tozlarına bulayarak, bir kelebek narinliğiyle gezerek geçtim ve ürkek bir serçe gibi aktarabildim.

Dostoyevski, Marguez, Yaşar Kemal ve Mehmed Uzun’a adeta bağımlı olan birisi olarak Temo’ya zaten var olan hayranlığımı söyleşi sonrası daha da büyüttüm. Tıpkı diğerleri gibi eserlerinin bağımlısı olacağım ve Mem û Zîn’in baş ucu kitabım olacağı kesin.

Şu an yazmak bağlamında

Varlık ve yokluğu aynı anda yaşıyorum.

Edebi bir yazım kültürüne ulaşabilmem ve bu yönde ürün verebilmem için daha çok dağ doruklarında, yağmurlarda ıslanmam gerektiğinin farkındayım.

Ama tıpkı sevgili Selim Temo’ nun dediği gibi hata yapmaktan korkmuyorum. Ve ifade etmekten kendimi…

Biliyorum ki yazmak kendin olabilmektir.

Bazen bir su kenarında derin bir suskuda,

Bazen bir çağlayanın eteğinde coşkuda kendin bulmaktır.

Yazmak, bir kuş kanadına binip karanlıklar arasından mavi ışıklara ulaşmaktır ve yazmak özgür olmaktır..

Evet, günlerden Selim Temo’ydu ve yazarın dediği gibi kendime bir şans verdim. Bugün sizlere Selim Temo’yu söyleşide hissettiğim duygu geçişlerimle, beni en çok etkileyen satır başlarıyla kaleme aldım.

Ne diyordu Selim Temo

“Edebiyatın kalbi, okurda atar”

Umarım kalbimde atanları hem sevgili Temo’ya hem sizlere aktarmayı başarabilmişimdir. (Fotoğraflr: Metin Yoksu)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kategoriler