GAZETE SOKAK – Türkiye’de geçmişte gazetecilerin, bugün ise gazeteciliğin öldürüldüğünü belirten gazeteci örgütleri temsilcileri, Öldürülen Gazeteciler Günü’nde meslektaşlarını anarak, “Onlar bizim yazabilmemiz için hayatlarını ortaya koydu” dedi.

Serbesti Gazetesi çalışanı Hasan Fehmi Bey’in 6 Nisan 1909’da İstanbul’da öldürülmesinin ardından Türkiye’de bu tarih “Öldürülen Gazeteciler Günü” olarak kabul ediliyor. Türkiye Gazeteciler Cemiyetinin (TGC) listesinde, Krikor Zohrab’tan Hrant Dink’e, Uğur Mumcu’dan Metin Göktepe’ye, Musa Anter’den Ferhat Tepe’ye kadar en az 66 gazetecinin faili meçhul cinayetlere kurban gittiği belirtilirken, listede 1990’lı yıllarda öldürülen birçok Kürt gazetecinin ismi de yer almıyor. Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu (TGDP) ise 110 yılda 113 gazetecinin öldürüldüğünü belirtirken, basın yayın organları ile çalışanlarının baskı altında olduğu bugün de Özgür Gazeteciler İnisiyatifi’nin (ÖGİ) verilerine göre, 164 gazeteci cezaevinde tutuklu.

Öldürülen Gazeteciler Günü nedeniyle Mezopotamya Kadın Gazeteciler Platformu Sözcüsü Ayşe Güney, Özgür Gazeteciler İnisiyatifi (ÖGİ) Sözcüsü Hakkı Boltan ve Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Diyarbakır Temsilcisi Mahmut Oral, Türkiye’deki medyanın durumunu Mezopotamya Ajansı’na (MA) değerlendirdi.

‘GAZETECİ NEDEN ÖLDÜRÜLÜR?’

ÖGİ Sözcüsü Hakkı Boltan, gazetecilerin toplumun belleği olduğunu, yaşananları gündemde tuttuklarını belirterek, “Gazeteci neden öldürülür?” sorusuna şu yanıtı verdi: “Hakikatin peşinde koşan gazeteciler sürekli saldırıların hedefi olmuştur. Ötelenen, gizli tutulmak istenen kirli ilişkileri, topluma zarar veren tüm kirli hesapları ortaya çıkaran tek gayesi gerçek ve hakikatin bilinmesini kendine dert edinen bu gazeteciler sürekli saldırılara hedef olmuşturlar.” 1909 yılında öldürülen Hasan Fehmi Bey’den bugüne öldürülen tüm gazetecilerin ortak noktasının muhalif olmaları olduğunu kaydeden Boltan “Gazeteciler bu şekilde korkutularak doğruları yazmaktan, yansıtmaktan ve toplumu aydınlatmaktan vazgeçirilmek isteniyor” dedi.

‘GÜNÜMÜZDE GAZETECİLİK ÖLDÜRÜLÜYOR’

Bugün 110 yıl önce yapılan gazeteciliğin daha gerisinde olduklarını anlatan Boltan, olay ve olgulara iktidarın penceresinden bakmayan muhalif basın üzerindeki baskıların katlanarak sürdüğünü belirtti. Boltan, “Gazeteciliği öldüren bir iktidar ile karşı karşıyayız. Gazeteciliğin düşmanları, gazeteciliği tanımlamaya kalkışarak mesleğe sınır biçerek, gazeteciliğin yapılmasını engelleme adına her şeyi yapmaktadırlar” diye konuştu.

‘BUGÜNÜN YÖNTEMİ CEZAEVİ’

Mezopotamya Kadın Gazeteciler Platformu Sözcüsü Ayşe Güney ise, Türkiye’de geçmiş dönemde gerçeğin peşinden koşan gazetecilerin katledildiğini, bugün ise gazetecilerin cezaevlerine konulup seslerinin kısılmak istendiğini söyledi. Güney, “Bugün biat etmeyen gazeteciler ya tutuklanıyor ya da çalıştıkları kurumları kapatılıp işsiz bırakılmaktalar. Haber takibi sırasında gözaltına alınan onlarca meslektaşımız adli kontrol şartıyla serbest bırakılarak şehir hapsine alınıyorlar. Fiziksel olarak geçmişte olduğu gibi öldürülmesek de baskı ve iktidarın inşa ettiği yeni medya yapılanmasında yandaş gazeteci karakteri ile mesleğimiz katledilmektedir” dedi.

GERÇEĞİN ÖLMESİ

Öldürülen gazetecilerin mirasını devraldıklarını ifade eden Güney, “Yaşamlarını hakikat uğrunda feda etmiş Gurbetelli Ersöz, Musa Anter gibi yüce insanların bizlere bıraktığı mirası taşıyarak gerçeklerin takipçisi cesur gazeteciler olarak, onların anılarına bağlılığımızı gösterebiliriz. Bir gazetecinin yaşamını yitirmesi bir gerçeğin ölmesi demektir. Onlara bir gün atfederek değil de yarım bıraktıkları haberleri tamamlayarak daha doğru hafıza oluşturmamız gerekiyor” ifadelerini kullandı.

GERÇEĞİN HALKLA BULUŞMASI

Türkiye’de gazetecileri öldürmenin geçen yüz yılın başından itibaren başvurulmuş karanlık bir yok etme yöntemi olduğunu ifade eden Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Diyarbakır Temsilcisi Mahmut Oral da gazetecilerin öldürülmesiyle gerçeğin halk ile buluşmasının engellenmesinin amaçlandığını söyledi. Oral, “Bugün Türkiye’de kayıtlar tutulduğundan bu yana en az 79 gazeteci öldürülmüştür. Üzülerek belirtmek gerekir ki öldürülen gazetecilerin bir çocuğu da yakın dönemde katledilmişlerdir. Uğur Mumcu, Musa Anter, Metin Göktepe, Hrant Dink, Ahmet Taner Kışlalı, Turan Dursun, Abdi İpekçi, Çetin Emeç, Halit Güngen, Hafız Akdemir, Namık Tarancı, Ferhat Tepe, Nazım Babaoğlu ve daha adını anamadığım onlarca basın şehidi, bu ülkenin en karanlık yıllarının ölümsüz isimleri olarak tarihe geçmişlerdir. Gazetecilerin ölümünde kimi zaman bizzat devletin kirli elleri devreye girmiş, kimi zaman işbirlikçi gerici çevreler harekete geçirilmiştir. Ama meramı sadece bu ülke halklarına gerçeği yansıtmak olan gazetecilerin sonu ise sadece katledilmek olmuştur. Amaç bellidir. Kutsal mesleğimiz üzerinde bir korku, baskı örtüsü sermek, yüreğimize zihnimize sokacakları hayat korkusuyla bizleri oto sansüre itmek ve böylece gerçeğin halkla buluşmasını engellemektir” şeklinde konuştu.

BASIN ŞEHİTLERİ GÜNÜ

“Gerçeğin mutlaka ama mutlaka ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır” diyen Oral, her şeye rağmen ülkedeki korkusuz gazetecilerin, hayatları pahasına gerçeği yazmaya devam ettiklerini kaydetti. 6 Nisan için “Basın Şehitleri Günü” denilmesinin daha anlamlı olacağını belirten Oral, “Bu arkadaşlarımızı en azından yılda bir kez bile minnetle anmamız için önemli bir vesiledir. Çünkü onlar, bizlerin yazabilmesi için hayatlarını ortaya koymuştur. Onlar fikir özgürlüğünün, demokrasinin, çok renkli ve kültürlülüğün ölümsüz nöbetçileridir. Bizler hala çalışabilen ve ülkenin cendereyi andıran bu olumsuz medya düzeni içinde, hala da eğer bir nebze de olsa doğruları yazabiliyorsak, bu onların hayatları pahasına ortaya koydukları direncin sayesindedir” dedi.

MA / Lezgin Akdeniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Captcha loading...