GAZETE SOKAK – Derik’in sayılı Ermenilerinden Zekerya Sabuncu, üzerinden 105 yıl geçen Ermeni Soykırımı’nda büyüklerine yaşatılanları anlatarak, “Yaşananları geri döndürme imkanımız yok ama en azından bununla yüzleşmek gerekiyor” dedi.

Osmanlı’nın dağılma dönemi olan 1915’te Ermenilere dönük gerçekleştirilen soykırımın üzerinden 105 yıl geçti. Soykırımın başlangıç tarihi olarak kabul edilen 24 Nisan 1915’ten sonra yüzbinlerce Ermeni ya katledildi ya da Irak, Suriye ve Lübnan başta olmak üzere çeşitli ülkelere sürüldü. Birçok ülkenin de sonrada soykırım olarak nitelendirdiği olaylar sırasında büyük acılarla karşı karşıya kalan çok az sayıda Ermeni ailesi ise, kimliklerini saklayarak hayatta kalmayı başardı.

Mardin’in Derik ilçesinde yaşayan sayılı Ermenilerden Zekerya Sabuncu’nun büyükleri de bunlardan sadece bazıları. Elazığ Palu’dan yaklaşık 400 yıl önce kente yerleşen Sabuncu’nun büyüklerinden bazıları soykırım sırasında öldürülürken, bazıları ise olası bir soykırıma karşı göç etmek zorunda kaldı. Hayatta kalan büyükleri ve yakınındaki yaşlılardan soykırım döneminde yaşananları dinleyerek büyüyen Sabuncu, yaşadıklarını ve dinlediklerinden aklında kalanları anlattı.

SOYKIRIM İÇİN FETVA

Soykırımdan önce kentte bulunan 400 hanenin büyük bir kısmının Ermeni ve Süryani’lerden oluştuğunu belirten Sabuncu, büyüklerinin kente yerleştikten sonra bağ, bahçe ve kimi zanaatlarla uğraştığına değindi. Kendisine o dönem kentte 7 tane kilise ve 3 okulun bulunduğunun anlatıldığını kaydeden Sabuncu, “O okullarda, Osmanlıca, Fransızca ve Ermenice dillerinde eğitim veriliyormuş. Nenem 13 yaşlarında orada eğitim almış. Ben daha çocukken nenemin, babamla ve dedemle Ermenice konuştuğunu hatırlıyorum” dedi.

Ermenilerin soykırım döneminde ekonomik durumlarının iyi olduğuna değinen Sabuncu, soykırım kararıyla birlikte halkın Ermenilere karşı kışkırtıldığına dair hikayeleri sık sık dinlediğini aktardı. Sabuncu, “Büyüklerimin anlatımına göre ferman çıkınca ağalar, imamlar ve şeyhler toplanmış. Ağalar, Ermenilerin malını mülkünü bu fetvayı fırsata çevirmişler. Şeyh ve imamlar da ‘Hıristiyanları öldürdüğünüz zaman cennete gideceksiniz’ diye fetva çıkarmış. İlk önce bütün Ermenilerin silahları toplatılıyor. Daha sonra vergilendirme ile ekonomik olarak zayıflatılıyor. Ermenilerin malına ve mülküne göz koyanlar bunu fırsat bildi ve saldırdı. Ferman ile birlikte nerede bir katil ve hırsız varsa Ermenilere saldırmış” dedi.

‘ÖLMEYENİ TEKRARDAN ATIYORLARMIŞ’

Derik’te 1915’ten sonra 300 aileden sadece 40 kişinin kurtulduğunu söyleyen Sabuncu, “Yine büyüklerimiz ferman çıktığı zaman Ermeni halkının önde gelenlerinin devlet kurumlarında toplatıldığını ve gidenlerin ise öldürüldüğünü anlatır. Daha sonra sadece kadınlar, yaşlılar ve çocuklar kalıyor. Onları da 7 kafile yaparak, Derik’in etrafındaki tepe ve vadilerde öldürüyorlar. Burada yaşayan Müslümanlar da yaşananları anlatıyor. Bizim bilmediğimiz olayları da onlar anlatıyor. Kafileler tepeye çıkarıldıkları zaman uçurumdan atılıyormuş. Gözü kara bazı caniler, ‘Bakalım güvercinim uçuyor mu’ diyerek, küçük çocukları uçurumdan atmış. Ölmeyenleri getirip bir daha atıyorlarmış” sözleriyle kendisine anlatılanları aktardı.

NENESİNİN HİKAYESİ

Sabuncu, o dönemde bazı ailelerin ve ağaların, Ermeni çocuklarını kendi himayesine aldıklarını ve bunlardan birisinin nenesi olduğunu kaydetti. Sabuncu, “Bölgede yaşayan bir ağa onu yanına alarak büyütüyor. Ölümden kurtarılanlar artık ağaların insanları sayılmış. Bizimkiler de Ruta’nın insanları olmuş. Nenem ilerleyen süreçte yine Ermeni biri ile evleniyor. Dedemler o zaman ağa için çalışmaya başlamış ve zeytinyağından sabun üretiyormuş. Zamanla babam ve amcalarım doğuyor. Babam ve amcam da baba mesleğini yapıyorlar. Dönemin olayları bitince dedem bağlı bulunduğumuz ağaya artık ailesi için çalışmak istediğini söylüyor ve bu isteği ağa tarafından kabul ediliyor. Ağa dedemi özgür bıraktıktan sonra bizimkiler yine zeytincilik ve sabun işiyle uğraşıyordu. Dedem Agop evimizin altında sabun yaptığı zaman ben 5-6 yaşlarındaydım. Dedem sabun yapardı, ben de damga basardım o sabunlara. Daha sonra zeytinyağı yaptığımız yeri bozarak yazlık ve kışlık sinema yaptık. O zaman Derik’te aşevimiz vardı” şeklinde hem nenesinin hem de kendisinin hikayesine değindi.

YAŞANANLARLA YÜZLEŞİLMELİ

İlerleyen süreçlerde ağalar arasında iktidar kavgasının yaşandığını ve ortaya çıkan düşmanlığın kendi aileleri döndüğünü söyleyen Sabuncu, olası bir yeni ölümlerle karşılaşmamak için 1950’li yıllarda İstanbul’a göç ettiklerini dile getirdi. 37 yıl aradan sonra göç ettiği İstanbul’dan Derik’e tekrardan döndüğünü ve baba mesleğini sürdürdüğünü kaydeden Sabuncu, döndükten sonraki sürece ise şu sözlerle değindi: “Buradaki insanlar beni memnuniyetle karşıladı. Geçmişte yaşanan felaket üzerine onlar da büyüklerinin yaptıklarını anlatıyorlar. Büyüklerinin yaptıklarından dolayı utandıklarını belirtiyorlar ve onları lanetliyorlar. Yapılan bir hata varsa insan en azından kabul ediyor. Zaten yaşandı geçti. Yaşananları geri döndürme imkanımız yok ama en azından bununla yüzleşmek gerekiyor.”

MA / Ömer Akın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Captcha loading...