Paz. Haz 16th, 2019

DBP’li Ekinci: AKP – MHP Cumhur İttifakı bozguna uğratmıştır

Civan DEĞER

Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Parti Meclis Üyesi Abdurrazak Ekinci, “31 Mart seçimi Cumhur İttifakı için büyük bir hezimet oldu. Bu rejimin doğruluğu ve sürdürülebilirliği tartışılmalı, demokrasiye dönülmesi gerekmektedir” dedi.

31 Mart yerel seçimleri, yaşanan ekonomik krizin derinlikleri, Ortadoğu’da yaşanan savaşın bölgeye ve Kürtlere yansımasının sonuçlarını ve bütünüyle Kürt siyasal hareketinin stratejik politikası ve en aylardır devam eden açlık grevlerini Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Parti Meclis Üyesi Abdurrazak Ekinci ile konuştuk.

31 Mart yerel seçimlerini özelde Kürt coğrafyasında, genelde ise ülke çapında nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bölgede demokratik bir seçimin olduğuna inanmak güç. Çünkü, baskı rejiminin alabildiğine askeri güç kullanarak vali, kaymakam, emniyet müdürlüğü, jandarma komutanlıkları ve bürokratların korucular ile birlikte seferber edildiklerini gördük. Ağa ve şeyhleri ve hatta muhtarları da kullanmak suretiyle bir seçim gerçekleştirildi. Buna rağmen, halkımızın kendi iradesine sahip çıktığını gördük. Bu bizim açımızdan halkımızın bize göstermiş olduğu teveccüh bizleri sevindirmiştir. Bütün bu zorluklara rağmen, bölgemizde halkın kazandığını gördük. Anlaşıldı ki, her ne pahasına olursa olsun bu halk kendi özüne sahip çıkıyor. Ve bundan böyle de bu halk hiçbir şekilde baş eğmeyecektir. Kendi iradesine sahip çıkacaktır.

Netice itibari ile genele baktığımızda. Halkın, bu despot yönetime karşı tepkisel davranmış olduğunu gördük. Burada da AKP – MHP; kısaca Cumhur İttifakı’nı bozguna uğratmış, Türkiye’de Adana, Mersin, Antalya, Ankara ve İstanbul olarak beş büyük şehri geri almıştır.

“31 MART CUMHUR İTTİFAKI İÇİN HEZİMET OLDU”

AKP – MHP iktidarının uğradığı yenilgiyi nasıl değerlendiriyorsunuz ve bundan sonra ne olur?

Cumhur ittifakı adı altında 24 Haziran’da seçime gidilmişti. Bana sorarsanız; 24 Haziran’daki seçimi de kaybetmişlerdi. Muhalefetteki cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce, eğer o gece tweet atmayıp “O adam kazandı” dememiş olsaydı sonuç bugünkü Türk usulü rejim olmamış olacaktı.

31 Mart seçimi Cumhur İttifakı için büyük bir hezimet oldu. Seçimden önce, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin “Eğer bölgede HDP kazanırsa Ankara ve İstanbul’u da muhalefet kazanırsa bu rejim tartışmaya açık hale gelecektir” itirafı ile de anlaşılacağı gibi bu rejimin doğruluğu ve sürdürülebilirliği tartışılmalı, demokrasiye dönülmesi gerekmektedir.

“DEMİRTAŞ’IN PAYI BÜYÜK”

Selahattin Demirtaş’ın dört duvar arasında verdiği mesajın sonuçları nasıl bir etki yarattı?

Sayın Demirtaş’ın atmış olduğu o tweet özellikle batıda bulunan HDP çalışanlarının işini kolaylaştırmıştır. HDP iki strateji üzerinde seçimi yürüttü. Batı’da faşizmi geriletmek için halktan demokrat adaylarına oy verilmesi isteniyordu. Ancak, halkın büyük bir bölümünün “Bizim açımızdan CHP’nin AKP ya da MHP’den hiçbir farkı yok. Bizim için üç parti de aynı durumdalar. Dolayısı ile farklı olmayan partilere oy vermek içimizden gelmiyor” ifadeleri nedeniyle bu konuda HDP yöneticileri halk ile temasta zorlanıyorlardı. Sayın Selahattin Demirtaş’ın mesajının HDP’lilerin işini kolaylaştırdığını, faşizmi gerilettiğini ve bu inançla halkın sandığa gittiğini görüyoruz. Eğer bugün, Ankara, İstanbul, Adana, Mersin ve Antalya gibi yerler muhalefetin yönetimine geçmiş ise Sayın Demirtaş’ın payının büyük olduğunu görebiliyoruz.

Şu anda ekonomik ve siyasal anlamda bir kaos yaşanıyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz ve bu kaostan kurtulmanın yolları nelerdir?

Ekonomist olmamak ile beraber ancak yöneticilerimizin özellikle bu rejim değişikliğinden dolayı tek adamlığa geçiş, sözüm ona olaylara daha erken müdahale etme, ticari konularda hızlı bir şekilde pozisyon alma şekli idi. Fakat, Ortadoğu’daki savaşta Türkiye’nin önce Rusya sonra da Amerika ve Avrupa ile ters düşmesi, tarım ve hayvancılığı bitirmesi, toplumu üretim yerine tüketime yönlendirmesi bugünkü enflasyonu doğurmuştur. Enflasyonun iyileştirilebilmesi için öncelikli olarak kendi halkı ile barışı sağlaması, komşu ülkeler ile iyi geçinmesi, Avrupa, Amerika ve Rusya ile de ilişkilerin düzeltilmesi gerekmektedir. Atılacak bu doğru adımlar Türkiye’yi rahatlatır.

“ORTADOĞU YENİDEN ŞEKİLLENİYOR”

Ortadoğu savaşı nereye gidiyor? Kürtler ne yapmalı ve bundan sonraki sonuçları ne olur?

Orta Doğu’da Arap Baharı adı altında savaş başladığında Türkiye bugünü göremiyordu ve sayısız yanlış değerlendirmelerde bulunarak büyük hatalar sonucu bugün bu duruma geldi. Orta Doğu’da üçüncü dünya savaşının devam ettiğini, savaşın başında Amerika ve Türkiye’nin de dahil olduğu müttefikleri ortak hareket edip Türkiye’de Suriye’den getirilmiş olan Esad’a muhalif bir kesime askeri eğitim verip sahaya sürdüler. Ama, bunların çoğu gidip IŞİD’e katıldı. Çok kısa zamanda Suriye ve Irak’ın büyük bir bölümünü kendi kontrolleri altına aldılar. Güç sahibi olduktan sonra rehavete kapılıp kafa kesmeye başlayıp Türkiye’nin de kendilerine destek vermesi ile Suriye’deki halklara saldırdılar. Kobani’nin direnişi gerek müttefiklerin gerekse bütün dünyanın dikkatini üstüne çekti. Dönemin ABD başkanı Obama’nın “Ben burada bir güç gördüm. Bu güce sahip çıkmamız gerekiyor” sözü ile verdiği destek sonrası Türkiye’nin Kürt’lerin burada bir güç olabileceğini fark edip Rusya ve İran’a yanaşması sonucu Türkiye bugünkü çıkmazı yaşıyor.

Ortadoğu yeniden şekilleniyor. Kürtlerin yeri önemlidir. 100 yıl önce Fransa ve İngiltere arasında yapılan Sykes-Picot anlaşmasının 100 yıl sonra tekerrürü olmaması için Kürt’lerin birlikte ortak hareket etmeleri gerekiyor. Mutlaka, ortak bir konferans düzenlemeleri gerekir. Yarın çok geç olabilir.

“AÇLIK GREVLERİ MASUMANE”

Açlık grevleriyle ilgili ne düşünüyorsunuz? Sonuca varması için neler yapılmalıdır?

Son derece masumane bir grevdir. Türkiye’ye “uluslararası sözleşmede imzalamış olduğu belgelere sahip çık bu tecridi kaldır” hatırlatması yapılıyor. Bunun kadar doğal bir hak da olamaz. Ancak, Türkiye’yi yönetenler gözlerini kör kulaklarını sağır etmişler. Ne görmek ne de duymak istiyorlar. Burada Avrupa İnsan Hakları Konseyi ve Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi’nden bir ses çıkmaması manidardır. Çünkü Türkiye’nin atmış olduğu imzaya riayet etmemesi bu gibi kuruluşların saygınlığını kaybetmemesi için Türkiye’yi uyarmasını gerektirir. Bu gibi kuruluşlar, mazlum halklar nezdinde güvenilirliğini yitiriyorlar. Oysaki bu kuruluşlar mazlum halka sahip çıkmaları gerekir.

Kürtlerin ‘Faşizme karşı’ oy kullanması bazı kesimler tarafından HDP ile CHP ittifakı olarak değerlendiriliyor. Bu ne kadar doğrudur? Yorumunuz nedir?

Ben, bunu ittifak olarak değerlendirmeyi şahsen doğru bulmuyorum. İttifaktan ziyade HDP burada stratejik düşünüp faşizmi geriletmek adına bilakayt CHP’den ziyade demokrasiye inanan demokrat insanları desteklemiştir. Bunun adı ittifak değil stratejik bir adımdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kategoriler